Tarihin Durak Noktası: El Halil Şehri ve Harem-i İbrahim
Ali İzzet Keçeci

Ali İzzet Keçeci

Atinalı Solon

Tarihin Durak Noktası: El Halil Şehri ve Harem-i İbrahim

Dünya üzerinde tarihe tanıklık etmiş, tarihe yön vermiş ve onu kaydetmiş pek çok kent vardır. Ancak bazı kentler vardır ki, tarihin durak noktası olmuş ve onu, kurulduğu ilk günden beri muhafaza ederek bugünlere getirmiştir.

 

Geçmişte görkemli imparatorluklara, krallıklara ve beyliklere ev sahipliği hatta başkentlik yapmış onlarca kent olmuştur, bu kentler bugün ne eski görkemli günlerini yaşamakta nede bünyesinde bir insan hayatına yer vermektedir. Bir zamanların Babil’i, Ninova’sı, Persepolis’i bugün sadece birer antik kenttir, tarihe tanıklık etmiş ve tarih kaynaklarındaki yerini alıp bugün bizlere sessizliği ile ders vermektedir.

El Halil şehri, Ortadoğu’da yer alan ve tarihi eski tunç çağına kadar uzanan kadim bir kenttir. Filistin Devleti idaresinde bulunan Batı Şeria’da yer alan bu kent tüm Filistin kentleri gibi İsrail ablukası altındadır.

 

El Halil’in önemi sıradan bir tarihi kent (hiçbir tarihi kent sıradan değildir, ancak kimi kentler önem bakımından önceliklidir) oluşundan gelmemektedir. Tarihin canlı tanığı, Ortadoğu tarihinin, medeniyetinin, dinlerinin doğuş noktalarından olmasıdır. Kutsal metinlerde adı geçen[1] çevresi bereketli kılınmış ve içerisinde Harem-i İbrahim’i barındıran bir kenttir El Halil.

 

İncil’de “Kiryat Arba” adıyla anılan ve günümüzde dünya literatüründe “Hebron” olarak bilinen El Halil şehri, Museviliğe göre dört kutsal kentten biri[2]olması sebebiyle tüm Yahudilerce, Hz. İbrahim ve soyundan gelen diğer peygamberlerin kabirlerinin bulunması ve çevresi bereketli kutsal kabul edildiğinden dolayı Müslümanlarca ve yine üç dinin ortak atası olması sebebi ve İncil’de açıkça adı anılması sebebiyle de Hristiyanlarca kutsal kabul edilmektedir.

 

Kudüs’ün ortalama 35 km güneyinde bulunan ve Kudüs’ten karayolu bağlantısı bulunan bu kente İsrail güvenlik noktaları ve meşhur güvenlik duvarı aşıldıktan sonra girilebilmektedir. Tevrat’a göre Hz. İbrahim ve soyuna bahşedilen kutsal topraklardan ilk elde edilen kent olması[3] sebebiyle El Halil’in önemi Kudüs gibi yadsınamaz derecededir.

 

Harem’i İbrahim, El Halil kentinde bulunan ve içerisinde Hz. İbrahim ve eşi Sare (Hz. İshak’ın annesi), oğlu Hz. İshak ve eşi Rafka (Rebeka), onun oğlu Hz Yakup ve onun oğlu Hz. Yusuf’un kabirlerine ev sahipliği yapan bir mescit konumundadır.

 

Bu kabirlerin gerçekliği konusunda üç dininin kutsal metinleri ve rivayetleri hem fikirdir, yani Hristiyan, Musevi ve Müslüman kaynakları ittifakla bu peygamberlerin kabirlerinin burada olduğunu doğrular.

 

Bu hususta en önemli örnek Tevrat Bap25’te geçen; “Abraham (İbrahim) 175 yıl yaşadıktan sonra ölüyor ve karısının (İshak’ın annesi Sare) gömüldüğü Makpela mağarasına gömülüyor.” ayetidir.[4]

 

Aynı zamanda El Halil şehri, Hz. Davut’un Kudüs’ten önceki ilk başkentidir, İncil’e göre Hz. Davut’un kral ilan edilmesi de bu kentte gerçekleşmiştir.[5]

 

Hz. İbrahim ve soyuna bahşedilen (vaat edilen) topraklardan satın alma yoluyla ilk elde edilen toprak olması, yine inanışa göre Hz. Adem yaratılır iken oluşturan balçığın toprağının El Halil toprağı olması ve yine Hz. Adem ve Hz. Havva’nın cennetten kovulduktan sonra dünya üzerinde buluşmalarını müteakip bir süre El Halil şehrinde yaşamış olmaları bu kente neden bu kadar önem verildiğini ve verdiğimizi anlatmaya yeterde artar bile[6].

 

Dünya kentleri arasında; tarihsel, siyasal ve dinsel olarak en önemli beş kenti sıralansa emin olun El Halil şehri bu beş kent arasında kendisine yer bulur, başlangıçtan beri söylendiği gibi bu kent tarihin uğrayıp geçtiği bir yer değil “Tarihin durak noktası” bir kenttir yani tarihin doğduğu, var olduğu ve var olmaya devam edeceği bir kent.

 

Peki, El Halil kenti adı üç dinin kutsal metinlerinde de geçmesine ve kutsal kabul edilmesine rağmen bugün hak ettiği ilgiyi ve değeri görüyor mu?

 

Başta İsrail ablukası ve Batı Şeria’yı çevreleyen duvar olmak üzere El Halil şehri hak etmediği muamelelere maruz kalmaktadır. Öyle ki; her ne kadar ziyaret etmek isteyenler Tel Aviv üzerinden turist vizesi ile giriş yapabilmekte ise de, mevcut güvenlik kaygıları nedeniyle bu ziyaret sıkıntılı ve zorluklarla geçmektedir.

 

Pek çok tarihi ve dini öneme sahip kente ev sahipliği yapan İsrail-Filistin toprakları şüphesiz El Halil kentini bünyesinde taşımanın ağırlığını ve sorumluluğunu her daim hissetmektedir. Medyaya yansıyan çatışma ve şiddet görüntüleri bu kutsal mekana ve topraklara yakışmamakta ve dinlerin ortak atası Hz. İbrahim’in engin hoşgörüsüne sığmamaktadır.

 

Hayat boyunca pek çok tarihi mekanda ve tarihi karakterin manevi huzurunda yani kabri başında bulunmuş bir kişi olarak şunu söyleyebilirim ki, Hz. İbrahim’in kabrini Harem-i İbrahim’i ziyaret etmek benim için çok farklı bir tecrübe oldu, öyle ki karşınızda duran dinlerin, milletlerin yani tarihin ana damarlarının ortak atası, çıkış noktası Allah’ın “Halil’im” yani dostum dediği eşsiz şahsiyetti.

 

Ortadoğu’nun içinde bulunduğu siyasi sıkıntılardan kurtulup, üç dinin mensupları tarafından savaşsız kavgasız bir şekilde bu kutsal mekanların ziyaret edilmesi hepimizin ortak temennisi.

 

El Halil şehrinde üç dinin mensuplarının ziyaretlerini gerçekleştirmesine yetecek kadar toprak parçası var, yeter ki birbirinin hakkına saygı göstererek bu kutsal toprakları ziyaret etsinler ve biri diğerine üstün gelmeye çalışmasın.

 

Tarihin durak noktası El Halil şehri, dünya dönmeye devam ettiği sürece tarih sende durmaya ve kaydedilmeye devam edecek…

 


[1] İncil ve Tevrat’ta adı açıkça anılan ve Kuran’da da çevresi kutsal sayılan bir şehir olarak bahsedilmektedir.

[2] Kudüs, El Halil, Safed ve Tiberya kentleri Museviliğin dört kutsal kentini oluşturur.

[3] Harem-i İbrahim’i oluşturan ilk yerleşim olan Makpela Mağarası Hz. İbrahim tarafından satın alınmış ve vaat edilmiş topraklardan ilk parça böylece İbrahim nesline geçmiştir.

[4] ÇIĞ Muazzez İlmiye, İbrahim Peygamber Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre, Shf:31, Kaynak Yayınları, İstanbul 2012

[5] Hz. Davut, İslam dinine göre bir peygamber olarak bilinir iken Hristiyan ve Musevi kaynaklarında Kral Davut olarak bilinmektedir.

[6] Burada geçen tarihi verilerle ilgili çokça dini metin ve veri bulunmakta olup, genel olarak bilinen hususlar olduğu için detaylıca kaynak gösterilmemiştir.

Son Yazılar