Arkeolojik Mirasın Uluslararası Zeminde Korunması
Ali İzzet Keçeci

Ali İzzet Keçeci

Atinalı Solon

Arkeolojik Mirasın Uluslararası Zeminde Korunması

Geçmişte yaşayan insanların bugünlere bıraktıkları en önemli zenginlik şüphesiz arkeolojik eserlerdir. Bu eserlerin korunması ve gelecek nesillere ulaştırılması konusunda uzun zamandan beri kafa yoran ve uğraş veren kişilerin çalışmaları sonucu Arkeoloji bilimi ivme kazanmış ve gelişen teknoloji ile önemli bir aşamaya gelmiştir.

Arkeoloji biliminin mevcut gelişmelerin ışığında yararlandığı güzel sonuçları şüphesiz hukuki alt yapı ile sağlamlaştırmak gerekir ki bu durumda yapılan çalışmalar ve sonuçları da havada kalmış olmaz ve gerek kazılar gerekse kazılar sonucu bulunan eserlerin akıbeti hukuki olarak bir alt yapıda buluşur.

Avrupa Konseyi üyesi devletler ile Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer devletler tarafından 16 Ocak 1992 tarihinde Valetta’da (Malta) imzalanan “Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (Gözden Geçirilmiş)”[1] bu konuda daha önceki yıllarda yine Avrupa Konseyi (Council of Europe) tarafından imzalanan ve farklı tarihlerde yürürlüğe giren benzeri sözleşme ve tavsiye kararlarını[2] bütünleştirici özellik gösterir. Eski metinleri bütünleştirme, düzenlemenin yanı sıra yeni bir takım kazanımlar ve alanında güncellemelerde bu sözleşme ile hayat bulmuştur.

Sözleşmenin giriş kısmında; Avrupa Konseyi ve Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer devletlerin amacının, ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri korumak ve geliştirmek üzere üyeleri arasında daha yakın bir işbirliği gerçekleştirmek olduğunu dikkate aldığı belirtilmiştir.

Giriş kısmında devamla, eski metinlerde yer alan ve kırsal ve kentsel yapılanma faaliyetleri ile zarar gören eserlerin durumu ve arkeolojik mirasın koruma sorumluluğunun yalnızca ilgili devlete ait olmadığı bu sorumluluğun tüm Avrupa ülkelerine ait olduğu hususu belirtilmiştir.

Sözleşme; “Arkeolojik Mirasın Tanımı” başlıklı 1. Madde ile korunması ve incelenmesi gereken eserlerin tanımı ve araştırma yöntemlerini belirleyen bir yol çizmiş ve “Mirasın Kimliğinin Saptanması ve Koruma Önlemleri” başlıklı 2. Madde ile, arkeolojik rezerv alanlarının oluşturulması, bulunan eserlerin bir envanterinin yapılması ve bölgelerin sınıflandırılması gibi başlıklara değinilmiştir.

Devamında gelen 3. Madde ise sözleşmenin en önem arz eden maddelerinden biridir şöyle ki; “Arkeolojik miras ögelerinin yasadışı çıkartılması ve yer değiştirmesini önlemek.” fıkrası bu maddeye evrensel bir önem katmakta ve başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyanın yaşadığı, kaçak kazılar ve tarihi eser kaçakçılığının önüne geçmek adına büyük bir adım atmaktadır. Kaçak kazılar ve bu kazılar sonucu bulunan eserleri edinen kişi ya da kuruluşların Avrupa Konseyi merkezli bir sözleşme ile yaptırıma tabi tutulması ya da daha açık ifadeyle, bu eserleri elde edenlerin Uluslararası Hukuk ilkeleri çerçevesinde ve kendi ülkelerinde ulusal hukukları çerçevesinde yargılanması yasal zemine oturmaktadır.

Bilimsel kazı yöntemleri, bulunan eserlerin korunması ve sergilenmesi için gerekli bina ve mekanların hazırlanması ve en önemlisi gerekli alt yapı oluşturulmadan kazıların yapılmaması ve eserlerin çıkartılmaması da yine 3. Madde de yer alan hususlardandır.

Kamu makamlarının arkeolojik rezerv bölgelerini kamulaştırması ve iktisabı ve eserlerin öncelikle bulunduğu yerde korunması hususu devamında gelen 4. Madde de düzenlenmiştir. Sözleşmenin 5. Maddesi Arkeologların, özellikle şehir planlamacıları ve inşaatçılarla[3] koordinasyonuna temas etmekte ve bunun önemini dile getirmektedir, bunun önemi şudur; Arkeolojik mirası tahrip eden herhangi bir yapılaşma ve şehir yerleşkesinin yerinin değiştirilmesi ve arkeolojik rezerve göre planlanması şartı getirilmiştir.

Arkeolojik rezerv alanları diye tabir ettiği alanlar ve buluntularla ilgili ciddi düzenleme ve eski metinler üzerinde güncelleme sağlayan “Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (Gözden Geçirilmiş)” ilerleyen maddelerde; Arkeolojik çalışmalarda mali desteğin önemi, oluşturulacak fonlar, bulunan ve çıkarılan eserlerle ilgili envanter ve dökümlerin bilimsel yayınlar olarak tüm dünyaya sunumu ve en önemlisi toplumsal bilinç konusunda neler yapılması gerektiğini düzenlemiştir.

Yukarıda da değinilen, kaçak kazılar sonucu çıkarılan ve yer değiştiren eserlerle ilgili oluşturulan 10. Madde özellikle 3. Fıkrası ile bu konuda alınacak önlemleri belirtmektedir. Anılan fıkra; Alış politikası devlet denetimine tabi müzeler ve diğer benzeri kuruluşların denetimsiz buluntulardan, yasadışı kazılardan geldiğinden veya resmî kazılardan çalındığından şüphe duyulan arkeolojik miras ögelerini satın almamalarını teminen gerekli önlemleri almak” şeklindedir.

Kaçak kazılar, yasadışı eser edinme ve çalıntı durumlarında karşılıklı bilimsel ve teknik yardımı şart koşan sözleşmenin son hükümler kısmında ise, sözleşmenin yürürlük ve şekil şartları düzenlenmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5 Ağustos 1999 tarih ve 45. Birleşiminde görüşülen 4434 Sayılı Kanun ile anılan sözleşme kabul edilmiş ve yasalaşarak Türkiye’de sözleşmeye taraf olmuştur.[4] Kanunun görüşmeleri üzerinde, o dönemde TBMM’de beş parti grubu[5] bulunmasına rağmen sadece bir milletvekilinin şahsı adına söz alıp onunda sözleşme ve öneminden ziyade, ülkemizdeki arkeolojik veriler üzerine konuşması büyük bir eksikliktir. Şöyle ki; Yasama organında, Avrupa Konseyi merkezli ve bu denli önemli bir sözleşmenin görüşülmesinde daha büyük bir ilgi ve en azından gruplar adına bir konuşma yapılması daha uygun olurdu.

Yasanın TBMM’deki oylamasında 279 milletvekili katılmış ve bu vekillerin 274 kabul, 3 çekimser, 1 Red ve 1 Mükerrer oy kullanılmıştır. Çekimser kalan ve red oyu veren milletvekillerinin gerekçeleri doğrusu merak konusudur.[6]

Sadece tarih ve arkeoloji alanlarını değil doğrudan Uluslararası İlişkileri ve dış politikayı da ilgilendiren “Arkeolojik verilen korunması, çıkarılması ve sergilenmesi” ayrıca “Kaçak kazılarla mücadele, kaçırılan eserlerin takibi ve iadesi” gibi konular büyük öneme sahiptir.

Dünya savaşları döneminde bulundukları ülkelerden çalınan ve sonra iade edilen onlarca eseri hatırlayacak olursak özellikle savaş dönemlerinde ve sonrasında bu tip bağlayıcı sözleşmeler ve yasal dayanaklar büyük önem taşımaktadır.

 

[1] http://teftis.kulturturizm.gov.tr/TR,14199/arkeolojik-mirasin-korunmasina-iliskin-avrupa-sozlesmes-.html

[2] 1954 tarihli Paris Avrupa Kültür Sözleşmesi, 1985 tarihli Granada Avrupa Mimari Mirasının Korunmasına İlişkin Sözleşme, 1985 tarihli Delfi Kültürel Varlıklara yönelik suçlara ilişkin Avrupa Sözleşmesi ve Parlamenterler Meclisinin 848, 921 ve 1072 sayılı tavsiye kararları sayılabilir.

[3] İnşaatçılardan kasıt, inşaat firmaları ve kamu ve özel inşaat sahalarıdır.

[4] http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/Tutanak_B_SD.birlesim_baslangic?P4=1301&P5=B&PAGE1=1&PAGE

[5] Üçü koalisyon hükümeti grupları, iki muhalefet grubu

[6] Anılan günlü TBMM zabıtları shf:7

Son Yazılar