Tarih Sırtımızda Bir Yük müdür?
Ali İzzet Keçeci

Ali İzzet Keçeci

Atinalı Solon

Tarih Sırtımızda Bir Yük müdür?

Yıllar boyunca tarih eğitimi almış ve bu konuda severek okuyan ve araştırmalar yapmış olan bir kişi olarak, bu soruyla ilk karşılaştığımda cevabım doğal olarak “Hayır” olmuştu. Tarih üzerine yazan yazarların ve okuyan kitlelerin de ciddi biçimde karşılık vereceği bir sorudur bu, peki gerçekten tek kelimelik hayır cevabı ile geçiştirilebilecek kadar sıradan bir soru mudur?

Albet Camus’un “İnsan tümüyle suçlu değildir çünkü tarihi o başlatmadı, ama tümüyle suçsuz da değildir çünkü tarihi sürdürdü.” Sözünden yola çıkarak aslında bu sorunun ardında yatan bazı önemli dinamikler üzerine de düşünmemiz gerekir. Bugün yaşadığımız pek çok sorunun temelinde tarihsel olaylar, vakalar, savaşlar, hatalar adına ne dersek diyelim tarihten gelen veriler bulunmaktadır, bunun aksi mümkün müdür? Yani tarihsel kökene sahip olmayan bir vaka bulunmakta mıdır? Bir sorunun yada olayın kökeni bir yıl öncesine dahi dayansa artık tarihsel bir alt yapıya sahip olmaktadır. Tarihi metinleri incelerken tabi belli yüzyıllık dilimlere ve dönemlere göre değerlendirilir ancak geçen her an tarihe mal olduğuna göre, her sorunun tarihsel kökeni vardır diyebiliriz.

Camus’un sözünden devam edecek olursak; insanoğlunun bireysel eylemleri dışında var olan bir dünya düzeninde ya da kendi müdahalesi olsa dahi doğal hali de devam bir düzende insanoğlunun bireysel ve toplumsal eylemleri neticesinde ortaya çıkan tarihsel olaylar ve neticesinde gelişen husumetler insanoğlunun suça ortak oluşuna bir delildir. Özellikle işin içine menfaat, servet ve iktidar savaşları da girince durum iyice içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

Klasik realizmin ünlü düşünürlerinden Thomas Hobbes’in devlet ve bireyin çıkarcılığı ve kötülüğü üzerine yazmış olduğu yazıları ve bu konuda ün yapmış olan “Leviathan” adlı eseri bilinmektedir. Ona ve aynı düşüncede olanlara göre tüm kabahat, özünde kötülüğü barındıran ve bu noktada çıkarı için yok etmekten geri durmayan “İnsan”a aittir.

Ünlü felsefeci F. Nietzsche’nin “Her alışkanlık elimizi daha becerikli, aklımızı ise daha becereksiz hale sokar.” sözü de, tarihsel akışa kapılan insanoğlunun daha pratik bir hayata ulaştığı ancak aklını kullanmak konusunda kendisini sıkıntıya soktuğundan bahseder. Nietzsche’nin dünya ve hayata dair görüşlerini bir kenara bırakırsak, alışkanlık yapan şeyler tarihsel veriler haline geldiğinde ve insanoğlu kötü olaylarda dahi bu alışkanlığını devam ettirdiğinde nereye varacaktır?

Olayı ve tartışmayı daha da karmaşıklaştırmak değil niyetim. Bu soru üzerinde gerçekten bilimsel açıdan düşünmek ve haklılık paylarını göz önünde bulundurmak. Öyle ki; daha önceki bazı yazılarımda da değindiğim 1915 yılının yüzüncü yıldönümü etkinliklerine bakacak olursak. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinin yüzüncü yılı, Ermeni tehciri/soykırımı (nereden bakarsanız ona göre bir ifade) olayının yüzüncü yılı ve yine büyük savaşın yani Birinci Dünya Savaşının en kanlı ve dünyayı değiştiren yılı olma unvanını barındıran 1915 hadiselerinin yüzüncü yılı.

Her kesim tarihsel verilerle, özlemini, hasretini, hıncını, kinini yada öfkesini bu sene ortaya dökecek ve üzerinde uzunca konuşacak peki bu durum yeterli bir sonuca ulaştıracak mı? Yani tarihsel sorunlar üzerinden kin davası güderek bugün var olan sorunlara çözüm bulmak en azından en iyi çözümü bulmak mümkün mü?

Biliyorum sorular sorulara dönüştükçe, iş iyice karmaşık hale geliyor ve başta Türkiye olmak üzere tüm Ortadoğu üzerinde tarihsel veriler üzerinden politika yürütmek her zaman geçer akçe oluyor. Aslında demek istediğim şu; tarihsel kökene sahip kimi sorunları tarihsel kimliğinden sıyırıp yani üstümüzden atıp bugün var olduğu şekliyle incelesek ve ele alsak acaba daha çabuk kestirme bir yoldan daha iyi bir sonuca ulaşabilir miyiz? Gündemde var olan ve üzerinde düşünülen bir sorunun 1800’lü yada 1900’lü yıllarda yarattığı tahribat ve götürdükleri üzerine ağıtlar mersiyeler yakıp onu iyice ajite etmektense, bugün elimizde var olanlar ve talep edilenler üzerinden ve geçmişle hiç hesaplaşmaya girmeden yani başlığa atfederek “Tarihi sırtımızdan bir yük olmaktan çıkararak” hareket etsek daha iyi yapmış olmaz mıyız?

Sorular soruları ve cevaplar da yeni cevapları doğuruyor bu bir gerçek, peki dediğimiz gibi yapsak, tarihsel sorunların tarihsel olan kısmını, bu sorununun tarihten kaynaklandığını bilmemize rağmen bir anda ve isteyerek sırtımızdan kaldırsak, yeni bir başlangıç ve yeni bir dönem yaratamaz mıyız?

Yine bir Nevruz gününde, döneminde yeni bir bahara başlarken yer küre en güzel elbiselerini giymeye hazırlanırken ve mitolojik karakterler bahar şenliklerine hazırlanırken, neden biz insanoğlu da aynı baharı aynı Nevruz’u aynı coşkuyla kutlamayalım.

Önümüzde iki yol var biz insanoğlu için, ya sağlıklı düşünüp tarihsel sorunlar üzerinden politika yürütmeyi bırakacağız ve üzerimizdeki yükü bir anda atıp yeni bir başlangıç yapacağız, yada o yükü daha ağır hissedip her yeni bir adımda geçmişin acıları üzerinden üzülüp, geçmişin ağıtlarını yakacağız.

Çözüm bir sürecin elinde değil, biz insanoğlunun ellerinde. Yeter ki samimi bir şekilde isteyelim…

Son Yazılar