Tarihi Eser Bulundurma Suçunun Niteliği Üzerine
Ali İzzet Keçeci

Ali İzzet Keçeci

Atinalı Solon

Tarihi Eser Bulundurma Suçunun Niteliği Üzerine

Geçtiğimiz kasım ayında haber siteleri ve gazetelerin manşetine ilginç bir haber düştü. Haberin detayı ve gelişen evreleri insanları güldürdüğü kadar düşündürdü de. Haberde; “Bitlis’te yapılan bir operasyon esnasında bir evde çok sayıda tarih eser ele geçirildi, ev sahibi bunları nereden ve ne zaman bulduğu sorusuna cevaben; düğünümde yakınlarım takı olarak taktı”  ifadesini kullandı.[1]

Bu haber üzerine sosyal medyada espriler birbirini izledi ve düğününün hangi çağda olduğundan, hangi imparatorun paralarının hediye olarak gönderildiğine kadar nice sözler söylendi. Tam da burada, tarihi eserlerine sahip çık(a)mama özelliğine sahip halkımızın aklına şu sorular gelmeliydi? “Bir tarihi eser bulduğumda ne yapmalıyım? Hangi yetkilileri ne kadar sürede bilgilendirmem gerek? Bu eserleri ben mi müzeye teslim edeceğim yoksa yetkililer mi gelip bulduğum yerden alacak?”

Tüm bu konuları düzenleyen yasal mevzuat 23/07/1983 tarih ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’dur. Bu kanun tarihi eserlerin bulunma sürecinden, kaçak kazıların takibine, tarihi eser kaçakçılığından, müzelere teslim usullerine kadar pek çok başlığı düzenler.

Tarihi eser tahribatı, kaçırılması ve satılması konusunun üzerinde daha önce durduğumuz için bu defa sadece tarihi eser bulundurma suçu ve niteliği hakkında tartışmayı düşündüm. Öyle ki; giriş paragrafında da yer verdiğimiz üzere, tarihi eseri bulunduran kişilerin, bulma, alma, çalma, kaçırma ve daha ne sebeple olursa olsun, operasyon ya da arama sonucu ortaya çıkmasına “tarihi eser bulundurma” suçu adı verilmektedir.

2863 Sayılı Kanunun 4. Maddesinin başlığı “Haber verme zorunluğu”dur.

 Madde 4 – “Taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını bulanlar, malik oldukları veya kullandıkları arazinin içinde kültür ve tabiat varlığı bulunduğunu bilenler veya yeni haberdar olan malik ve zilyetler, bunu en geç üç gün içinde, en yakın müze müdürlüğüne veya köyde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirlerine bildirmeye mecburdurlar.

Bu gibi varlıklar, askeri garnizonlar ve yasak bölgeler içinde bulunursa, usulüne uygun olarak üst komutanlıklara bildirilir.

Böyle bir ihbarı alan muhtar, mülki amir veya bu gibi varlıklardan doğrudan doğruya haberdar olan ilgili makamlar, bunların muhafaza ve güvenlikleri için gerekli tedbirleri alırlar. Muhtar, aynı gün alınan tedbirlerle birlikte durumu en yakın mülki amire; mülki amir ve diğer makamlar ise on gün içinde, yazı ile Kültür ve Turizm Bakanlığına ve en yakın müze müdürlüğüne bildirir.

İhbar alan Bakanlık ve müze müdürü bu kanun hükümlerine göre, en kısa zamanda gerekli işlemleri yapar.” demektedir.  

Görüldüğü üzere, tarihi eseri her ne surette olursa olsun bulanların resmi makamlara bildirme süresi üç günle sınırlıdır ve nerede hangi makama bildireceği de yine kanunla açıkça düzenlenmiştir.

Peki, bir esere uzunca bir süredir sahip olan bir kişinin herhangi bir sebeple kolluk kuvvetlerinin denetimine takılması ve aramada bu eserlerle kanun önüne çıkması halinde bu süre nasıl saptanacaktır. Bu konuda yargı kararları çokça bulunmakta ve emsal teşkil edecek Yargıtay kararları da oluşmaktadır. Örneğin;

T.C. Yargıtay 12.Ceza Dairesinin 15/05/2013 tarih, Esas no:2012/27427 Karar no:2013/13728 ilamında yerel mahkemenin tarihi eser bulundurma suçundan suçlu bulduğu N.Ç. isimli şahısla ilgili olarak; “Bir ihbar üzerine sanığın üzerinde yapılan aramada, elinde bulunan poşet içerisinde tarafsız bilirkişi raporu ile tamamının 2863 sayılı Kanunun 23. maddesi kapsamında tasnif ve tescile tabi taşınır kültür varlığı niteliğini haiz olduğu belirlenen toplam 25 adet eserin ele geçirildiği, sanığın savunmasında; suç tarihinde, mütahitlik yapan babasına arsa bakmak için Ç. İli, Y. Köyüne gittiğini, söz konusu boş arsanın içerisinde gezinirken dava konusu eserleri bulduğunu, aynı gün Ankara'ya döndüğünü, otobüsten inip eve giderken kendisini durduran emniyet güçlerinin arama yaptıklarını ve eserlere el konulduğunu, ertesi gün eserleri müzeye teslim etmek niyetinde olduğunu beyan ettiği anlaşılmış olup, sanığın dava konusu eserleri suç tarihinde bulduğuna dair savunmasının aksine delil mevcut olmadığı, 2863 sayılı Kanunun 4. maddesinde belirtilen üç günlük bildirim süresi içerisinde eserlerin ele geçirilmesi nedeniyle haber verme yükümlülüğüne aykırılık suçunun kanuni unsurlarının oluşmadığı, bu itibarla sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin hatalı değerlendirme sonucu sanığın eyleminin 2863 sayılı Kanunun 70. maddesine temas eden izinsiz olarak kültür varlığı bulundurma suçunu oluşturduğunun kabulü ile mahkumiyetine karar verilmiştir.”[2] denilmektedir.

Yerel mahkemenin mahkumiyet kararını bozan Yargıtay üç günlük bildirim süresinin tespitinde şahıs ifadesinden başkaca bir delil olmadığı bu sebeple de “dün buldum, bugün üzerimde ve yarında müzeye teslim edeceğim” diyen şahsın üç günlük süreyi geçmemiş olduğundan dolayı, tarihi eser bulundurma suçundan dolayı mahkumiyet alamayacağına ve beraat etmesi gerektiği kanaatiyle yerel mahkemenin kararını bozmuştur.

Bu örnek pek çok örnek arasından en can alıcı olduğu için özellikle seçtim, çünkü bir ihbar olmasa da yada polis denetiminde bu eserler yakalanmasa üçüncü günün sonunda sanık N.Ç.’nin bu eserleri müzeye teslim etmeyeceğini hepimiz adımız gibi biliyoruz. Türkiye’de tarihi eser kaçakçılığının ilk cezai müeyyidesi olan bulundurma suçu bu derece esnetilirse tabii olarak, “bu eserler bana düğünümde takıldı, bu eserleri gezerken buldum, birisi bana verdi, ya da bende tam yetkililere haber veriyordum.” tarzında başlıkları daha çok görmeye devam ederiz.

Yazının uzamaması ve meramımızı anlatırken insanları sıkmamak adına toparlayacak olursak, bugünkü yasal mevzuat ve bu mevzuatın uygulanması esnasında, “tarihi eser bulundurma” suçunun özellikle üzerinde durulması ve daha netleştirilmesi gerekmektedir. Yargıtay kararında da olduğu gibi, şahıs ifadesi kendisini kurtaracak şekilde üç günlük süre zarfında bir beyanda bulunursa, aksi iddia edilemediği gibi diğer eser kaçakçılarına da yeşil ışık yakacaktır.

Yasal mevzuatın temeli olan 2863 sayılı kanunun ve uygulama şekillerinin güncel teknolojik gelişmeler de göz önünde bulundurulacak tekrardan güncellenmesi ve özellikle bulundurma suçunun ve şekillerinin açık hale getirilmesi gerekmektedir.

Cezanın temeli olan caydırıcılığın bu surette cereyanı tabii olarak, eserlerin korunması ve muhafazasına da katkı sağlayacaktır.

 

[1] http://www.hurriyet.com.tr/tarihi-eser-savunmasi-dugunumde-takildi-40015528

[2] https://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBankasiIstemciWeb/yeniTasarim/index.jsp

Son Yazılar