Kırılmadık Ne Kaldı?
Atilla Çilingir

Atilla Çilingir

Kırılmadık Ne Kaldı?

Yazımın başlığı; bu yıl 34’ncüsü düzenlenen Uluslararası Tüyap-İstanbul kitap fuarında, 08 Kasım 2015 Pazar günü okurların karşısına çıkan yeni kitabımın adını taşıyor.

‘’Kırılmadık Ne Kaldı?’’ İsmini verdiğim bu kitabımı kaleme alırken, sadece şunları düşündüm:

Hayat; bize Yüce Yaratanın, Allah’ın armağan etmiş olduğu bir değerdi. Bu değerli süreci yaşarken, biz hayata ne verdik? Hayat bize ne verdi?

Ama bundan da önemlisi doğup büyüdüğümüz, hayatımızı geçirdiğimiz vatan topraklarımıza, canım ülkemize biz neler verdik? Bu güzel vatan toprakları bize ne verdi?

Daha önce yayınlanmış olan ‘’10’ların İzleriyle Türkiye’’ isimli kitabımda; 50’li yıllardan, bugüne; ülkemizin ardında kalan 65 yılın önemli olaylarını, 10’ar yıllık dönemler halinde analiz etmiştim.

Yeni kitabımda ise; 2002-2015 yılları arasında yaşananları/yaşadıklarımızı anlatmaya çalıştım. Kalemimin ucundan yansıyanlar, sadece gerçekler oldu.

Şüphesiz parıldayan bir ışık gibi olmalıdır yaşam. İçimizi ısıtmalıdır, bize bizim değerlerimizle yol göstermelidir doğasıyla, doğal güzellikleriyle, insan ilişkileriyle ardımızda kalan zaman.

Kitabımda bu değerler manzumesini anlattığım gibi; yaşadığımız bu gezegende, sadece kendimize değil, yaşayan tüm canlılara da vermiş olduğumuz zararları, kendi ellerimizle yok ettiğimiz güzelliklere de yer verdim.

Tarih; yaşanmış olayları anlatan en dürüst kalemdir. Zaman ise asla kaybolmaz. Yaşanan, yaşatılan her ne varsa; önce tarih sayfalarına, sonrasında ise ‘zamanın vicdanına kazınır asla kaybolmaz…’

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yurttaşları olarak, çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Doğduğumuz, yaşam umutlarımızı yeşerttiğimiz bu güzel vatan topraklarına, bugüne değin şahsımız ve ülkemiz adına ne ektiysek onu biçtik!

Ümmettik, millet olduk. Kimliğimizde taşıdığımız ay ile yıldız gururumuz, onurumuz oldu. Dünya milletleri; Türk Milleti diyerek tanıdı bizleri. Anayasamız bu kavramla tarif etti hepimizi. Aslında bu kimlik; bu coğrafyada hep birlikte yeşertip kökleştirdiğimiz birlikteliğimizin de sesi oldu.

Bu kitabımda, milenyumlu yılların ilk çeyreğinde; yurt içinde ve yurt dışında yaşanan olayların, ülkemize, insanlarımıza yansımalarını da analiz etmeye çalıştım

Ama kitabımda anlatmaya çalıştığım en önemli bölümün; 92 yıllık ulu bir çınar olan devletimizin kuruluş aşamasında, vatan topraklarımız uğruna hep birlikte can vermeyi göze aldığımız, yüz binlerimizin can verdiği vatanımızda; Kürt asıllı kardeşlerimizle aramızı bozmak isteyenlerin, hangi amaca hizmet ettikleri yönünde yapmış olduğum analiz olduğuna inanıyorum.

Hiç şüphesiz, bu ülke hepimizin son yuvasıdır. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Arap’ıyla, Çingene’siyle, Sünni’si, Alevi’siyle bu devleti hep birlikte kurduk. Devletimizin kuruluş destanını, bu coğrafyaya kan ve can bedeli ödeyerek kazıdık.

Günü geldi; vatana, millete hayırlı evlatlar yetiştirmenin gururu ile sevinç gözyaşları döktük.

Günü geldi; ellerine kına yaktığımız evlatlarımızı, vatanımızın dirliği, milletimizin birlik ve beraberliği uğruna feda ettik: ‘’Vatan Sağ Olsun’’ dedik…

Günü geldi; anaların, babaların acı dolu feryatlarına gözyaşlarımız eşlik etti, yüreklerimiz dağlandı.

Günü geldi; ülkemizin uluslararası toplumda kazandığı her başarı, göğsümüzü kabarttı. Göndere çekilen ay yıldızlı bayrağımızı, hançeremiz yırtılırcasına söylediğimiz istiklal marşımızla selamladık.

Günü geldi; bu ülkenin kimliğini taşıyıp, tüm nimetlerinden faydalandığı halde, onur ve gurur timsali bayrağımızı gönderinden indirmeye çalışan, yırtıp yakan, devletimizin kurucusu Atatürk’ün heykellerini yıkan aymazlara, utanmazlara da rastladık…

Ardımızda kalan yılların başarılarına da, acılarına da hep gözyaşlarımız eşlik etti.

Ama vatan bellediğimiz bu toprak ananın bağrını en çok da; 2002-2015 yılları arasında yaşadığımız olaylar sonrasında bazen sevinç çığlıklarıyla inlettik, bazen de yüreklerimizi sızlatan gözyaşlarıyla suladık…

Dünya genelini etkisi altına alan Milenyumlu yılların acımasızlığıyla, son dönemde adeta ‘kırılmadık’ hiçbir şey bırakmadık!

Kimi kez; doğal güzellikleri, doğaya renk veren çiçekleri, ağaçları, doğa canlılarını kırdık, parçaladık!

Kimi kez; iyi niyetli yürekleri yaraladık!

Kimi kez; güzelliklerle dolu kalplere rüzgâr ektik, fırtına biçtik!

Kimi kez; dağlanan ana, baba, eş, evlat yüreklerinin onarılmaz acılarını görmezden geldik. Feryatlar duyduk yurdumuzun her yanından, adeta umursamadık…

Kimi zamansa; kucak açtık vicdanımıza sığınan, vatanlarıyla birlikte hayatları da paramparça olmuş milyonlarca insana. İnsanlık dersi verdik; bu dramı görmezden gelen kimi insanlık havarilerine…

Kaleme aldığım her olayı; sadece kimliğime değil, yüreğime de kazıdığım Türk Milletinin bir ferdi olmanın onurunu duyan, gururunu taşıyan, 1974’te Kıbrıs’ta savaşan bir ‘Gazi’, ülkemizin aydınlık yarınlarına sevdalı bir yurtsever olarak analiz ettim.

Ve…

Bu kitabımda önemli bir dönemi, geleceğe aktararak Laik, Demokratik, Sosyal bir Hukuk Devleti olan ülkemizde; özellikle son dönemde yapılan açılımların, dönüşümlerin toplumumuzda nelere yol açtığını, ulvi ve milli değerlerimizin de altını çizerek; ülkemizin teminatı genç nesillerin hatırlamasını istedim, olayları tarafsız bir gözlemle anlattım.

Özellikle ‘kırılan kalplerin’, yeniden bir araya gelmesi umuduyla…

Son Yazılar