Sen Olsan Susar mıydın?
Jale Köksal

Jale Köksal

Psikoloji

Sen Olsan Susar mıydın?

İlkokul yıllarında ilk öğrendiğimiz hikayelerden biridir ‘Karınca ve Ağustos Böceği’nin hikayesi…

Yıllarca bu öyküyü anlattık hep bilmeyenlere. Karıncayı örnek gösterip onu övdük; Ağustos Böceği'ne ise hep ‘tembel, vurdumduymaz’ dedik. Karıncayı yücelttik, onu ise hep yerdik. Oysa hikaye hiç de bizim bildiğimiz gibi değildi.

O bir anneydi, hem de çok özverili bir anne... Karınca gece gündüz çalışırken o neden hiç kalkmıyordu yerinden, neden saz çalıp türküler söylüyordu?

Hiç düşündük mü?

Çünkü, Ağustos Böceği yumurtalarını henüz bırakmış ve yumurtalarının olgunlaşıp birer yavru olması için çok yüksek bir ısıya ihtiyaç vardı. Hem de öyle yüksek bir ısı ki, ağustos sıcağının o kavurucu etkisi bile az geliyordu. Bu yüzden Ağustos Böceği o sıcakta yumurtalarının üzerinde durmak ve onları belirli bir ısıda muhafaza etmek zorundaydı. Yumurtalarının olgunlaşması için her şeyi yapan bir anneyi biz hiç anlamıyorduk.

Ve bu ısı hala yetmiyordu; daha fazla ısı için yumurtalarına kanatlarını sürtüyor, çırpıyor, çırpınıyordu, yavruları için…

Biz bunu da eğlence sanıyorduk. Kanatlarından çıkan vızıltıyı duyup, ‘Agustos Böceği saz çalıyor’ diyorduk… Bu da yetmezmiş gibi sıcaktan kavrulan, vücudu parçalanırcasına kendini mahveden annenin iniltilerini çığlıklarını anlamıyorduk.

Onu anlayan biri vardı: Yakın dostu Karınca. ‘Sabret dostum tüm bu acıların bitecek, yavrularına kavuşacaksın, ben ikimize hatta yavrularını da yetecek kadar yiyecek topluyorum.’ diyordu.

Biz ise karıncayı da suçluyorduk. Karınca Ağustos Böceği'ne: ‘Yazın saz çaldın, şimdi oyna biraz.’ demiyordu.

‘Dostum çok çektin bu yaz, şimdi rahatla biraz.’ diyordu biz olayı anlamamıştık.

Şimdi herkes kendisini Ağustos Böceği'nin yerine koysun!

Sen olsan susar mıydın?

O kadar acı ve eziyet çekeceksin ve bütün dünya seni tembel biri olarak görecek.  Hatta kınayacak ve nesilden nesile bu hikayeyi anlatacak. 

Affet bizi Ağustos Böceği…

 

Son Yazılar