Türkiye-Azerbaycan ortaklaşa "Har-ı Bülbül Şiir...
Reklam

Türkiye-Azerbaycan ortaklaşa "Har-ı Bülbül Şiir Gecesi"

22 Ocak akşamı zoom’da bir “Har-ı Bülbül Şiir Gecesi” adıyla bir şölen gerçekleştirildi. Şölene DTCF Birlik adına Arslan Küçükyıldız ve Raşid Demirtaş öncülük ettiler.

23 Ocak 2021 - 20:11 - Güncelleme: 25 Ocak 2021 - 14:35

Prof. Dr. Namık Açıkgöz yazdı

Geçen yıla kadar zaman zaman yapılan Türkiye-Âzerbaycan şiir şölenleri, covid-19 salgınından dolayı yüz yüze gerçekleştirilemiyordu ama “Teknoloji varsa, çözüm de vardır” fehvasınca, 22 Ocak akşamı zoom’da bir “Har-ı Bülbül Şiir Gecesi” adıyla bir şölen gerçekleştirildi. Şölene DTCF Birlik adına Arslan Küçükyıldız ve Raşid Demirtaş öncülük ettiler. Geçen ay “Turan Bildirisi” ile kamuoyuna Türk birliği konusunda bilgiler veren DTCF Birlik, Türk dünyası ile kültürel iletişimin önemine vurgu yaparak böyle bir şiir şölenini gerçekleştirdi.

Har-ı Bülbül Şiir Şöleni fikrini ilk defa gündeme getiren Karabağ gazilerinden Rade Abbas hanım. Âzerbaycan’da bir süredir gerçekleştirdikleri bu şiir şölenini Türkiye ile ortaklaşa gerçekleştirmek istediklerinde DTCF Birlik ile irtibata geçmişler ve hayata geçirmek için kolları sıvamışlar. Sevgili kardeşlerim Arslan Küçükyıldız ve Raşid Demirtaş da “teşkilatçılık” becerilerini teknoloji kullanımıyla birleştirip harika bir program gerçekleştirdiler. Saat 20.30’da başlayan şölen, 4 saat kadar sürdü… Şiirlerle ve sohbetlerle biraz firaklı ama daha çok heyecanlı bir akşam oldu. Çünkü sohbetin merkezinde Karabağ zaferi vardı ve “har-ı bülbül” çiçeği (orkide) de Karabağ’a özgü olup daha çok Çıdır ovasında yetişen bir çiçekti. Yöreye efsanevî bir zenginlik katan bu çiçeğin sembol olduğu şiir şöleninde Karabağ Gazisi hanımların katkısı büyüktü. Başta “Hâr-ı Bülbül” meclisini hayata geçiren Rade Abbas hanım olmak üzere diğer gazi kadınlar Sevda Seferli, Aybeniz Kafarlı, Nuriyye Hüseynova, Nuride Misir, Kemale Kahramanova, Nizami Mammedova ve Kabil Adalet şölene heyecan kattılar. Asif Pirimov ise tar’ıyla şölenin müzik sesi oldu.

Ali Akbaş

Şölene Türkiye’den de katılanlar oldu. Başta zikredelim: Bayram Bilge Tokel ve Bünyamin Aksungur, şölenin Türkiye tarafının müzik sesleriydi. İkisi de bağlama ve sesleriyle şöleni zenginleştirdiler. Şiir şölenine Türkiye’den Ali Akbaş, Cemal Kurmaz, Yağmur Tunalı, Şerif Kutludağ,  Mehmet Ali Kalkan, Lütfü Şehsuvaroğlu, Bayram Bilge Toker, İbrahim Yalçınkaya, Dursun Kepçeoğlu, İsmet Bora Binatlı, Ali Bayrak, Ekrem Kılıç, Zülfiye Güneş ve Ziya Şahin katıldı.  Programda adı olup da mazereti sebebiyle katılamayanlar da oldu.

Arslan Küçükyıldız

Şölende Asif Pirimov “Har-ı Bülbül” ve “Karabağ Şikestesi”ni çaldı… Harikaydı… Tabii Bünyamin Aksungur’un “Baharın gülşen çağında” türküsünü; sonra da “Çırpınırdı Karadeniz”i icra etmesi; Bayram Bilge Tokel’in ger iki toplum için de büyük önemi olan Köroğlu havalandırması şölenin zengin yönlerinden biriydi.Bu müzik zenginliğine Arzu Gurbani “Laçin”ı okuyarak katıldı ve

                                               Aras’ı ayırdılar

                                               Kum ile doyurdular

                                               Men senden ayrılmazdım

                                               Zulm ile ayırdılar

dedi…

Sevgili Yağmur Tunalı’nın rahmetli Elçibey ve rahmetli Turan Yazgan hocanın Hazar kenarında sabaha karşı sohbetlerini anlatması ayrı bir heyecan ve hüzün kattı akşamımıza.

Cemal Kurnaz

Elbette akşamın en güzel taraflarından birisi de Karabağ gazisi hanımların aynı zamanda şiirlerinin de olmasıydı… Hele “Kuşu gözünden vuran” anlamında lakabı olan “Gagani” lakaplı  Kemale Kahramanova hanım vardı ki, maşallah şiiri de harikaydı.

Kemale Kahramanova

Şüphesiz, organize edenler için bir emek mahsulü ama katılımcılar için kolay erişimli, bir toplantı oldu. Normal zamanda böyle bir şölenin gerçekleşmesi için bir sürü yazışmalar, masraflar ve mesai harcamalar gerekecekti. Şimdi zoom ücretine ek olarak sadece elektrik masrafı olmuştur. Zaten onun da mikdarı çok düşük. (Herkesin evinde nasıl olsa sınırsız internet bağlantısı var.)

1990’lardan önce böyle toplantıların yapılmasına imkân yoktu. Bizde “Turancılık” suçu vardı; öbür tarafta da SSCB terörü. Nasıl bir araya geleceksin? Bereket Gorbaçov “ülküdaşımız” geldi ve SSCB’yi yıkıp komünizmi tarihe gömdü de artık aradaki sınırlar kalktı.

Aradaki sınırlar kalksa da mesafeler vardı…

Aşılması zor mesafeler…

Teknoloji onu da yendi ve eskilerin “tayy-ı mekan” felsefesi hayata geçirilerek, aynı anda Âzerbaycan’da olan birisiyle karşılıklı görüntülü konuşma imkanı ortaya çıktı. Bırakın görüşmeyi, bu şiir şöşeninde olduğu gibi 86 kişi aynı anda bir ekranda bir araya geldi… Al sana ışınlanma!...

A. Yağmur Tunalı

Normal hayata geçilse bile, internet üzerinden “tayy-ı mekan”lı toplantılar devam edeceğe benziyor. Bilgisayar teknolojisinin de bu tür toplantılarda ses ve görüntü iletişiminin kalitesini arttırma yönünde olacağı tahmin ediliyor. İnşallah teknoloji çok gelişir ve  bir sürü para ve zaman harcamaya gerek kalmadan bütün dünyada insanlar bir araya gelebilir. Tabii bizim için öncelik Türk dünyasının kültür ve sanat konusunda bir araya gelmesi. Duygu birliğinin en güzel ifadesi olan kültür ve sanatta ortaklaşa işler yapıldığında, ekonomik, siyasî, askeri ilişkiler de arkasından kendiliğinden gelir.  

Raşit Demirbaş

DTCF Birlik’in bu faaliyetini son derece yerinde buluyorum ve kültür ve sanatın değişik kollarında devam etmesini tavsiye ediyorum. Şiir elbette merkezde olmalı… Şiir yoksa, hayat yoktur, kalite yoktur!...

Unutmadan kaydedeyim…

Benim çok sevdiğim ve söylemekten de zevk aldığım bir Âzerbaycan türküsü vardır:

Baharın gülşen çağında

Ne gezirsen bağı bülbül

Mısralarıyla başlar ve

Veten bağı al elvandır

Yoh üstünde harı bülbül

Ömür sürmeli devrandır

Sesin gelsin zarı bülbül

Dörtlüğüyle biter. 22 Ocak Cuma akşamına kadar ben “Yoh üstünde harı bülbül” mısraını, Bütün vatan rengarenk çiçekle kaplanmıştır ve ey bülbül, o vatanda diken yoktur” şeklinde bir romantizmle anlıyordum. Ne güzel!... Her tarafı çiçeklerle dolu bir vatan vardı ve üzerinde hiç diken yoktu!... İşte o akşam benim bu romantik düşüncem yıkıldı!... Yıkıldı ama yerine başka bir romantik düşünce yerleşti. “Har-ı bülbül” bir tür orkide idi ve Karabağ’ın sembolü idi… Karabağ’a dönüp de bu çiçeği göremeyenlerin feryadı idi bu türkü. Sanki Karabağ işgal edilmiş; bütün har-ı bülbüller yok edilmiş ve orası ıpıssız kalmış da bu türkü öyle yakılmış gibi!... 1992’de Karabağ’ın Ermenilerce işgali ile birlikte düşünüldüğünde, bu türkü bir ağıt havası gibi içini yakar insanın.

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Okul Tıraşı filmi Berlinale’den ödülle döndü
Okul Tıraşı filmi Berlinale’den ödülle döndü
Büşra Develi: İçimde tam bir sokak çocuğu var
Büşra Develi: İçimde tam bir sokak çocuğu var