Alper Kul: Benim kurgumda iyi insanlar kazanıyor
Reklam

Alper Kul: Benim kurgumda iyi insanlar kazanıyor

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Alper Kul ile ilk romanı Dışarıdakiler’i konuştuk.

23 Ocak 2021 - 18:53

Röportaj: Yusuf Çifci

Alper Kul’un ilk romanı “Dışarıdakiler” geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Oyuncu ve senarist kimliğiyle tanıdığımız Alper Kul, Dışarıdakiler isimli romanında okurlarını çocukluk düşüne, en temiz ve korunaklı sığınağına davet ediyor.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Alper Kul ile ilk romanı Dışarıdakiler’i konuştuk.

Dışarıdakiler isimli romanınız geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Romanda kötülüklerin olmadığı distopik bir Vadi’den bahsediyorsunuz. Nasıl bir yer bu Vadi?

Vadi, doğaya hükmeden değil onun nimetlerinden faydalanabildiği için şükreden bir grup insanın mutlu, huzurlu, barış içerisinde, alçakgönüllülükle yaşadıkları bir köy. Kendini evrenin ufak bir parçası gibi görüp, tabiatı oluşturan her canlıya ve cansıza saygıyla yaklaşılan, çocukların, kadınların, hayvan haklarının tüm toplumca korunup gözetildiği, yalanın bilinmediği, kimsenin ötekileştirilmediği, paranın değil imece sisteminin kullanıldığı ütopik bir köy bu vadi. Ama en küçüğünden Vadi insanın kendi özünü temiz tutabilmesi hali.

Romanınızda geçen Vadi ile Türk destanlarından biri olan Ergenekon Destanı’ndaki vadiyi birbirine çok benzettim. Destanda Türklerin güvenli bir yurt arayıp korunaklı bir vadi olan Ergenekon Vadisi’ni yurt edinişleri ve burada yüzyıllarca mutlu bir şekilde yaşayışları anlatılır. Dışarıdakiler romanında ise 1914-16 yılları arasında Rus işgali sırasında çetelerin baskınlarından kaçan köylülerin güvenli bir yer arayışları sırasında bu Vadi’ye rastlamaları ve burayı yurt edinişleri anlatılıyor. Bu Vadi’yi kurgularken nelerden etkilendiniz?

Ütopik bir köy vardı zihnimde. İzole bir yaşam alanı. Başka topluluklarla ilişkisi olmayan, dışarıya kapalı bir toplum. Harici bir etkileşim olmadığı için tamamen kendi kültürünü oluşturabilmiş bir köy. Çıkış noktam bu oldu. 100 yıldır kendilerinden başka kimseyle bir etkileşim yaşamamış mülkiyet kavramı bilmeyen bir köye günün birinde dışarıdan bir adam gelir. Adamımız da kapitalist sistemin tüm nimetlerinden faydalanmış ‘başarılı’ bir maden mühendisidir. İki tarafın hayat görüşlerinin çatışması, mühendisimizi kendi dünya görüşüyle ilgili bir muhakemeye sürükler.

Romandaki bazı karakterlerde Şaman kültürünün izlerini sezdim. Mesela Rahime Ana rüya yorumlaması, geleceği görmesi ve şifacılığı ile tam bir Şaman kadını. Yanılıyor muyum bu konuda?

Tabiatla bu denli saygı sevgi ilişkisi içerisinde olan her toplum Doğalar kültü üzerinden okunabilir, evet. Geriye doğru gittiğimizde her inanç oraya varıyor.

Romanda olaylar ve isimlerde çok da uzağa gitmeyip yakın çevrenizden seçmişsiniz. Babaanneniz Rahime, dedeniz İsmail, halanız Yadigâr, ilkokul arkadaşlarınız Ferhat ve Serdar… Hatta romanda yer alan maden şirketi Reithmaier ile de Anthony Reithmaier isimli İngilizce öğretmeninize gönderme yapıyorsunuz. Niçin bu yöntemi seçtiniz?

Akrabalarım çok nevi şahsına münhasır insanlar. Halam çok hassas bir kadın. Herhangi bir sebebe üzülüp günde 6-7 kere bayılabiliyor mesela. Rahmetli eniştem de ağları çekerken yakaladığı balıkların ölümüne sebebiyet verdiği için ağlayan bir balıkçı. Gel de yazma.

Muhacirlik olarak adı geçen Rus harbinde babaannem Rahime, Trabzon’dan Amasya’ya yürüyerek göç etmiş. Yolda açlıktan ve hastalıktan neredeyse tüm akrabalarını kaybetmiş; öksüz, yetim kalmış. O dönemleri çok anlattı bana. Ferhat ve Serdar romanda isimlerinin olmasını istedi, Anthony Reithmaier ise İngilizce bir şirket ismi uydurmam gerekiyordu, çok uzağa gitmedim İngilizce hocamın adını koydum.

Vadi bir kurgu ama romanda geçen Reithmaier gibi maden şirketleri maden arama ve çıkarma faaliyetleri ile ülkemizin güzelliklerini siyanürle yok ediyorlar. Bu romanın aslında bu şirketlere tepki amacıyla yazıldığını söyleyebilir miyiz?

E tabii, bana dert olmuş şeyleri yazıyorum. Benim kurgumda iyi insanlar kazanıyor ama.

“İYİYE GİTMİYOR Kİ GÜNÜMÜZE ÖVGÜLER DİZEYİM”

Romanda sanki geçmişe özlem de söz konusu… Ne dersiniz?

İyiye gitmiyor ki günümüze övgüler düzeyim. Milyonlarca yıldır var olmuş bir gezegeni birkaç on yıla kalmadan yok etmek üzereyiz. ‘Virüs gibiyiz. Üzerinde tutunduğumuz organizmayı yok edene kadar üreyip, tüketiyoruz. Ta ki tüketecek bir şey kalmayıncaya kadar. O zaman onunla birlikte biz de yok olacağız.’

Uzun süredir oyun yazarlığı yapıyorsunuz. Daha önce Aut, Barselo, Babamın Oğlu ve Hamileyim oyunlarını kaleme almıştınız. Olur Olur filminde de yine sizin imzanız var. Dışarıdakiler ise ilk romanınız. Bunun devamı gelecek mi?

Gelsin istiyorum. Çok güzel bir serüven. Kendinize bir dünya kurup onu kitap olarak basmak enteresan bir duygu. Sanki beyninize harici disk takıp kopyalamışlar, insanların evlerine yollamışlar. Kitap şeklinde birilerinin masasında, kitaplığında duruyorsunuz. İstediği zaman açıp sana bağlanabiliyorlar.

Fotoğraf: Mehmet Turgut

Peki, senaryo yazarlığı ile roman yazarlığı arasında bir fark var mı?

Senaryo, çekilecek filmin tüm departmanları için yazılmış olan bir iş planı gibi. Her bir birime neyi nasıl istediğini tarif ediyorsun, kolektif bir çalışmayla da film elde ediyorsun. Senin ‘eser’in yönetmen ve oyuncu ile de yorumlanıyor. Roman yazarlığı başından sonuna yalnız yürüdüğün bir yol. Kapak ayrı konu. Oraya kadarki serüvenden bahsediyorum. Tasarlayan da, yorumlayan da sensin. Daha ağır bir işçilik. Hata yapmaya daha açıksın. Duygu üretmekte başka duayenlerin yardımından yoksunsun. Kendini iyi ifade etmen lazım.

Oyunculuk kariyerinizde oldukça önemli bir yerdesiniz. Uzun yıllardır Güldür Güldür ekibindesiniz; pek çok tiyatro ve filmde rol aldınız/alıyorsunuz. Yazma süreci sizin için ne anlam ifade ediyor? Yazma eylemini bir meslek olarak mı görüyorsunuz yoksa oyunculuğun yanında ilgilendiğiniz bir alan mı?

Hepsi birbirini tamamlıyor bence.

Youtube’ta dizi/film müzikleri ve absürt bestelerinizi yayınlıyordunuz; hatta bu besteler oldukça dikkat çekiyordu. Eşiniz Aylin Kontente’ye yaptığınız beste milyonlarca erişim aldı. Bunun yanında bir süredir yeni beste göremiyoruz. Son 8 aydır da Youtube’a herhangi bir içerik yüklememişsiniz. Bunun nedeni nedir? Tek nedeni yoğunluk mu?

Yeni bir filmimiz var. Selçuk Aydemir ‘Mahalleden Arkadaşlar’ romanını çekti. Orada oynadım. Ne zaman vizyona girer bilemiyorum ama iki tatlı bestem var o filmde. Vizyona girsin, ivedilikle paylaşacağım.

Fotoğraf: Fethi Karaduman

Bugüne kadar sizi çoğunlukla komedi türündeki yapımlarda gördük. Komedi sizin için ne ifade ediyor? Bu arada komedi türünde birçok yapımda yer almanıza rağmen ben sizi hangi yapımda izlersem izleyeyim, sanki duygusal yönünüz daha ön plana çıkıyormuş gibi gelir bana. Ne dersiniz bu konuda?

Sıradan insanların içerisine düştükleri olağanüstü durumları oynamayı çok seviyorum. Durum komedisi olayın kahramanına farklı ve marjinal duygular yaşatır. Maruz kalan için dramatik, bazen trajik olan bu durum izleyen için komiktir.

BİR SANATÇIYA SORDUM: 7 KISA SORU 7 KISA CEVAP

1- Sinemada izlediğiniz ilk film

Rambo - İlk Kan

2- İlk izlediğiniz tiyatro oyunu

Şehir Tiyatrolarında bir çocuk oyunu izlemiştim. Adını hatırlamıyorum.

3- İlk satın aldığınız albüm

Michael Jackson - Bad

4- Baştan sona dinlediğiniz son albüm

Fuat Saka - Lazutlar Livera

5- Son günlerde dilinize dolanan şarkı

LP - Lost On You

6- Son okuduğunuz kitap

İstanbul’un Anıtsal Ağaçları - Çelik Gülersoy

7- Gün içinde en çok kullandığınız kelime

Epey

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Yalın ve gerçek bir aşk hikayesi: Normal People
Yalın ve gerçek bir aşk hikayesi: Normal People
Ben Fero: Bu dönemde hip-hop yapmak ayrı zor
Ben Fero: Bu dönemde hip-hop yapmak ayrı zor