Celil Sadık: Frida, takıntılı bir şekilde Diego'ya bağlı kaldı

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Celil Sadık ile hem Uygarlığın Ayak İzleri kitap serisini hem de Celil Sadık'ın sanat tarihine olan ilgisini konuştuk.

Reklam
Celil Sadık: Frida, takıntılı bir şekilde Diego'ya bağlı kaldı
14 Temmuz 2021 - 12:32 - Güncelleme: 14 Temmuz 2021 - 17:15
Röportaj: Yusuf Çifci

Celil Sadık, Ankara’da doğumlu. Pamukkale Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü’nü bitirdi. Fakülteyi “Bizans Dönemi Ankara’sı” ve “Roma Hamamındaki Bizans Eserleri” adlı çalışmalarla tamamlayan Celil Sadık’ın uzmanlık alanı Bizans ve Batı sanatıyla modern sanatları. Son bir yıldır İstanbul ve Ankara’daki çeşitli sanat galerilerinde seminerler veren Sadık, ressamların hayatlarından Mısır piramitlerine dek pek çok ilgi çekici başlığa dair bilgilerini paylaşıyor ve Türkiye’nin dört bir yanındaki takipçilerine sanat sevgisi aşılıyor.

Celil Sadık bugüne kadar Uygarlığın Ayak İzleri üst başlığı ile Batı Resminde Aşk ve Bazı Küçük Felaketler, Rönesans'tan Barok Dönem'e Sanat Dehaları ve Krallar ve Tanrılar isimlerinde üç kitap yayınladı.

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Celil Sadık ile hem Uygarlığın Ayak İzleri kitap serisini hem de Celil Sadık'ın sanat tarihine olan ilgisini konuştuk.

Hem internet sitenizde hem de sosyal medya mecralarında sanat tarihi ile ilgili bilgiler paylaşıyorsunuz. Bu sanat tutkusu nasıl ortaya çıktı?

Sanat tarihine ilgim çocukluğumdan beri var. Tarihe ve Antik dönemlere olan ilgim zamanla eski medeniyetlerin sanat yapıtlarını doğru kaymaya başladı. Üniversitede sanat tarihi bölümünü de çok isteyerek yazdım. Bu bölümü okumaya başladığımda ilgim ve sevgim daha da artmaya başladı.

Pamukkale Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü mezunusunuz. Üniversitelerin bu bölümleri pek de ilgi gören bir bölüm değil. Bunun temel sebebi gelecek kaygısı mı?

Evet, ilk sebep gelecek kaygısı. Çünkü ülkemizde yeterli iş imkânı yok maalesef. Bu konuda oldukça yetersiz bir ülke haline geldik. Devlet okullarında 160 civarı sanat tarihi öğretmeni var. Korkunç bir sayı bu.

Peki, bu alanda eğitim alanların iş sahası gerçekten de kısıtlı mı?

Evet, oldukça kısıtlı. Ülkemizde kazılar genellikle sezonluk çalışıyor. Onun dışında müzelerde de oldukça kısıtlı iş imkânı bulunuyor.

Birer yıl aralıklarla oldukça ilgi gören üç kitap yayımladınız. Serinin ilk kitabı olan “Uygarlığın Ayak İzleri-Sanat Dehaları”nda, “Sadece meraklı insanların sanat tarihine ilgi duyup geçmişle bugünü birleştiren bağlantıyı görebildiklerine inanıyorum.” şeklinde bir ifadeniz var. Neden böyle düşünüyorsunuz?


Geçmiş ile iç içeyiz. Tarih sürekli olarak kendini tekrar ediyor. Meraklı insanlar genel olarak keşfetmeye hazır oluyorlar. Bu keşifler yeni eserleri ve hikâyeleri tanımak değil, aynı zamanda bu hikâyeleri günlük yaşamı ve kendi hayatlarıyla birleştirmek de çok önemli.



Yine aynı kitaptan devam edersek bu kitapta dört “sanat dehası”nı ele alıyorsunuz: Leonardo da Vinci, Michelangelo Buonarroti, Michelangelo Merisi da Caravaggio ve Gian Lorenzo Bernini. Bu dört dehadan sizi en çok etkileyen isim hangisi ve neden böyle düşünüyorsunuz?

Caravaggio... Onun hayatını okumayı ve araştırmayı çok seviyorum. Macera dolu hayatına rağmen tüm Roma'yı titretmesi ve aynı zamanda bir yüzyılı etkileyerek Barok resim sanatının öncüsü olması, tüm bunları yaparken de Vatikan'ı karşısına alması bende hayranlık uyandırdı.

"AŞKI TÜM YÖNLERİ İLE ELE ALMAYA ÇALIŞTIM"

Serinin ikinci kitabı olan “Uygarlığın Ayak İzleri - Krallar ve Tanrılar”da ise krallara ve tanrılara odaklanıyorsunuz? Sizi krallar ve tanrıların yaşamlarını anlatmaya iten temel sebep neydi?

Sanat tarihi sadece ressamlardan ve heykeltıraşlardan ibaret değil. Krallar ve tanrılar da bu anlamda çok etkili. Sanat tarihine ilgi uyandırmak benim öncelikli amacım olduğundan kendi sevdiğim konuları okurla buluşturmak istedim.



“Uygarlığın Ayak İzleri - Krallar ve Tanrılar”da zamanda yolculuk yapabilen tek medeniyetin Mısırlılar olduğunu dile getiriyorsunuz. Mısırlılar nasıl zamanda yolculuk yapabiliyorlar?

Aslında bu bir benzetme. Yani elbette zamanda yolculuk yapamıyorlar. Ama dış dünyaya uzun süre kapalı kalmış ve bozulmamış yapısıyla günümüze bir zaman yolculuğu yaptıklarından bahsediyorum.

Serinin üçüncü ve yayımlanan son kitabı olan “Batı Resminde Aşk ve Bazı Küçük Felaketler” ise resim özelinde aşka odaklanıyorsunuz. Resim sanatında aşklar nasıl yaşanıyor?

Karışık. Bir yanda mutlu aşk ve evlilik sahneleri, diğer yanda ihanetler, aşk cinayetleri ve takıntılı âşıklar var. Bunların hepsine de yer vermeye çalıştım. Aşkı romantize etmek yerine tüm yönleriyle ele almaya çalıştım.



Batı Resminde Aşk ve Bazı Küçük Felaketler’de Frida Kahlo için özel bir bölüm ayırmışsınız. Neden diğer sanatçılar ve Frida Kahlo’yu ayrı bir bölümde değerlendirme ihtiyacı hissettiniz?

Frida kendisinin de söylediği gibi aşkın ve acının kadını. Kitapta hem aşk hem de aşk acısı olmasını istemiştim. Frida madalyonun iki yüzünde de olan bir sanatçı olduğu için özel bir bölüm ayırmak istedim.

Frida Kahlo’nun resimlerinde nasıl bir aşk var? Gerçekten de aşkını melankolik yaşayan bir sanatçı mı Kahlo?

Kocası Diego, Frida'nın kız kardeşi ile onu aldattığında bile hayatının sonuna kadar takıntılı bir şekilde Diego'ya bağlı kaldı. Bu anlamda melankolik bir tavır içinde diyebiliriz.

Son olarak Türkiye’de sanat ve sanat tarihine olan ilgiyi nasıl görüyorsunuz?

Her geçen gün ilgi daha da çok büyüyor. Ancak okullarda da daha çok anlatılması gerekiyor.  Daha çok sanat tarihi öğretmeni atanması gerekiyor. Hem kitaplara hem de seminerlerime de ilgi giderek büyüyor.

www.murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum