Yeşim Özsoy ve Emre Koyuncuoğlu, Müzede Sahne etkinliğini...
Reklam

Yeşim Özsoy ve Emre Koyuncuoğlu, Müzede Sahne etkinliğini anlattı

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Müzede Sahne etkinliğinin sanat yönetmeni Emre Koyuncuoğlu ve Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yeşim Özsoy ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

10 Ağustos 2020 - 18:05 - Güncelleme: 10 Ağustos 2020 - 18:53

Röportaj: Yusuf Çifci

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin (SSM) , Sabancı Vakfı’nın katkılarıyla başlattığı ve büyük bir ilgiyle takip edilen Müzede Sahne etkinliğinin dördüncüsü SSM’de 7-15 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşiyor.

Emre Koyuncuoğlu’nun sanat yönetmenliğini üstlendiği ve her yıl belli bir tema üzerinden gösteri sanatları alanındaki işlerden bir seçki sunan Müzede Sahne’nin bu yılki başlığı; özellikle pandemi döneminde daha da artarak şiddet gören, zorlanan, tehdit altında yaşayan ve hayatını kaybeden kadınların sesi olması amacıyla “Adı Sanı, İsmi Cismi’ başlığıyla topyekûn kadın olarak belirlendi.  Bu yıl, mesleki alanda özel tiyatroları temsilen tiyatro sektöründeki üretim ve uygulama süreçlerinin iyileştirilmesi ile profesyonelleşmesini hedefleyen Tiyatro Kooperatifi’ni destekleyen Müzede Sahne’nin programı, salgının ağır etkilerini yaşayan sahne sanatlarıyla dayanışmanın önemine dikkat çekiyor.

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Müzede Sahne etkinliğinin sanat yönetmeni Emre Koyuncuoğlu ve Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yeşim Özsoy ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Müzede Sahne’nin bu yılki teması kadın olarak belirlendi? Bu yıl özellikle neden bu temayı tercih ettiniz?

Emre Koyuncuoğlu: 15-20 yıl öncesinde, tek tük kadın sanatçının bu konulardaki işleri üzerinden konuşulurken, ya da kadın yazarların oyunlarındaki “güncel”,  “yaşayan”, “birbirinden farklı” kadın karakterleri üzerine değerlendirilmeler yapılırken, şimdi sezonda 30’a yakın “kadın temalı” diyebileceğimiz oyun/gösteri ile ekipler seyirci karşısında. Bir önceki nesil şimdiki genç nesille dirsek temasında ve dayanışma içinde. Buna rağmen, kadına karşı erkek şiddeti, baskısı, tacizi ve son olarak da İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme isteminin açıklanması, Covid-19 salgını döneminde kadının evde artan sorumluluklarının görmezlikten gelinmesi doğal olarak SSM Müzede Sahne Gösteri Sanatları Günlerinin “temasını” belirledi.

Genç nesil kadın yazarlarımızla birlikte sahnede, birbirinden farklılaşmış, bireyselleşmiş, kadın bedeni, düşüncesi, duygusu, kültürü; her bedenin kendine ait özgünlüğü, cinsel yöneliş tercihi görünür olmaya başladı. “Adı Sanı, İsmi Cismi” ironik bir başlık. Aslında, yaptığı iş, yaşamı, tercihleri, kendisini tanımlama biçimi, hepsi bir bütün olarak kadını var ediyor. Bu toplumda, her anlamda, her yerde, her şekilde, her cinste, her öneride vs. kadının var olduğunun ironik bir şekilde altını çizmek adına bu yılki Müzede Sahne Gösteri Sanatları Günleri’nin teması olarak bu tanımla toparlandı.

Oyunları seçerken Tiyatro Kooperatifi ile iş birliğine gittiniz? Bu oyunları seçerken nelere dikkat ettiniz?

Emre Koyuncuoğlu: Öncelikle yaşadığımız böyle zor bir dönemde “dayanışma" adına programımızı destek amaçlı da genişlettik, sekiz güne çıkardık, geçen yıllara kıyasla davet ettiğimiz ekip neredeyse iki katına çıktı; oyunlar, söyleşiler, oyun okumaları, özgün mekana ait performanslarımızla 18 ayrı etkinlikle seyircimizin karşısındayız. Açılış oyunumuz çevrimiçi izlenebilecek, söyleşilerimiz ve oyun okumaları ücretsiz ve Instagram’dan canlı yayınlanacak. Covid-19 dönemi için alınan tedbirler doğrultusunda müzenin açık alanlarında seyircimizi ve oyuncuları riske atmayacak bir düzen planladık. Salgın döneminde bir araya gelmiş ve İstanbul’daki 59 tiyatroyu temsil eden Tiyatro Kooperatifi temsil ettikleri üyelerinden, az oyuncuyla sahnelenmiş, 60 dakikayı geçmeyecek tek perdeli oyun başvuruları aldılar. O listedeki oyunlardan temamıza uygun olanlarını davet ettik. Ayrıca, Tiyatro Kooperatifi’nin kampanyası “Bizde Yerin Ayrı”ya da bütçeden bir miktar ayrıldı. Tiyatro Kooperatifi’nin ilk kez bizimle bu süreçte geliştirdiği bu dayanışma modeli bundan sonra yapacakları diğer organizasyonlar için de bir örnek oluşturacak.

Bu yıl SSM ile bir dayanışma örneği göstererek Müzede Sahne etkinliklerinde iş birliği yaptınız. Etkinlikte sadece Tiyatro Kooperatifi üyesi tiyatroların oyunları mı sahnelenecek?

Yeşim Özsoy: Ağırlıklı olarak Tiyatro Kooperatifi ortağı olan tiyatrolar var. Ama festival direktörünün sanatsal perspektifte önceden belirlediği ve uygun gördüğü birkaç tiyatro da var tabii. Biz bu iş birliğine çok değer veriyoruz. Böyle bir dönemde tiyatroların bir araya gelip kurumsal bir çatı altında güç birliği göstermesi noktasında var olan bir yapıya destek vermeleri çok değerli. Doğru yolda olduğumuzu ve değer gördüğümüzü hissettiriyor. Ayrıca kısa zamanda hemen bir program oluşturup yürütmek söz konusuydu. Biz bu gibi çalışmalarda kolaylaştırıcı bir yaklaşımı benimsiyoruz Tiyatro Kooperatifi olarak. Yani organizasyon sahibi kurumlara ki bunlar Sabancı Müzesi gibi belediyeler, özel sektör ya da sivil inisiyatiften kurumlar da olabiliyor, bilgi ve iletişim akışı sağlayarak tiyatrolarla aralarında bir köprü görevi üstleniyoruz.

Toplumda kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz olaylarında son dönemde bir artış söz konusu. Sanatın bu konuda güçlü bir sesi olduğunu biliyoruz. Şiddetin önlenmesi konusunda sanatın işlevi hakkında neler söylemek istersiniz?

Yeşim Özsoy: Bu konu her zaman ülkemizin gündemindeydi şu son zamanda daha da artarak göz ardı edemeyeceğimiz bir noktaya geldi. Sanat her zaman için toplumda var olan problemleri kendine dert edinir, sanatçının asal görevlerinden biridir bu. Bu atmosferde yaptığımız oyunlarla, söylemlerimizle sorunun altını çizmek, kimi zaman da tercihlerimizi kadınların ve dişi söylemin, yönetimin daha güçlenmesini destekleyerek çözümün bir parçası kesinlikle olmalıyız.

Emre Koyuncuoğlu: Sanat dile gelme aracıdır. Sahne sanatları yaşadığımız hikayelerin üzerine ışık tuttuğumuz ve dillendirdiğimiz bir aradalıkların yaşandığı sanatlardır. O nedenle 6 aydır çok ağır bir yalnızlaşma yaşadı toplumumuz, sanatçılarımız. Sanatla karşılaştığınız mekanlarda sesleri dinleme, farklılıkları görme, hissetme ve anlama sürecinin başladığı, yalnız olmadığınızı hissettiğiniz paylaşım alanlarıdır. Bu bir araya gelmeler, o belli ortak toplumsal sorunların da sağaltma arama sürecine tanıklık eder. Özellikle bu salgın dönemi söz konusu olduğunda Müzede Sahne, hem sanatçılara hem seyircisine “nefes alma” imkanı sağlamıştır.

Müzede Sahne’de sadece tiyatro oyunları değil aynı zamanda paneller de var. Ziyaretçileri bu panellerde neler bekliyor?

Emre Koyuncuoğlu: Paneller, bütünleyicilik görevi üstlenmiş durumda. Sanatçılarla, direkt kadına yönelik şiddet ve diğer sorunsallarla karşı karşıya olan ve yaşanan zorlulara bizzat şahit olanları bir araya getirerek bunun sahneye nasıl yansıyacağını konuşmayı planlıyoruz. Bir tür saha ve sahne arasındaki ilişkileri güçlendirmek de bir başka amacımız. Oyunlara gelen seyircimize bu alanda nasıl bir dinamik yapının olduğunu göstermek istiyoruz. Her açıdan güç birliği oluşturmak çok değerli.

Etkinlikteki bütün biletler satılmış görünüyor. Pandemi sürecinde dahi seyirciler oyunlara yoğun ilgi gösteriyorlar. Seyircinin bu ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Emre Koyuncuoğlu: Bizi çok mutlu etti. 6 aydır buluşamıyorduk. Tüm sahne sanatları sektörü bir nefes aldı. Yeniden sahnede olmak en azından duygusal olarak çok motive edici. Tüm yan sektörler de bir silkindi; taşımacılıktan tutun, teknik ekipman sağlayıcıları, iletişimciler, kurumlar… Sahne sanatları yalnızca oyunculardan ibaret değil. Her yere hareket geldi. Tabii, seyircinin de ne kadar tutku ile sahne sanatlarını bir ihtiyaç olarak benimsemiş olduğunu gördük. Bu çok sevindirici. Temamızın da sanırım katkısı var. İnsanlarımız kadına şiddetten çok rahatsız. Ve bunun dile gelmesini istiyorlar.

Toplumsal bir ihtiyaç tiyatroya gitmek, hikayeleri paylaşmak... Bu çok görünür oldu. Gerçekten Sabancı Vakfı’na ve Sakıp Sabancı Müzesi’ne bu harekete start verdikleri için çok teşekkür ederim. Artık bunun devamı gelir.

Özel tiyatrolar zor bir süreçten geçiyor. Bu süreçte Tiyatro Kooperatifi olarak siz de bir takım girişimlerde bulundunuz. Özel tiyatroların sorunları hala devam ediyor mu?

Yeşim Özsoy: Tabii ki devam ediyor. Zaten yapı olarak devlet desteğine sadece minimal dozda yani proje desteği kapsamında ulaşabilen, tamamen kendi kendine bırakılmış bir alan söz konusu. Hal böyle olunca Şehir ve Devlet Tiyatroları alanlarından sonraki üçüncü büyük halka olarak Özel Tiyatroların piyasa ekonomisine bağımlılıkları dolayısıyla yani bilet satışı olmadığı sürece ayakta durma kapasitelerinin ortadan kalkmasıyla bu süreçte belki de en fazla etkilenen sektörlerden biri oldular. Sahneler açılınca açık havada ya da kapalı alanda kontrollü bir şekilde de olsa kaybedilen 6 aylık zarar, var olan seyirci kapasitesinin düşüklüğü gibi problemlerle kendi başımıza savaşmak zorunda bırakılıyoruz. Bu sebeple Müzede Sahne gibi bu süreci geçirmek için oluşturulan her türlü destek alanına saygım sonsuz.

Peki bu süreçte devlet nasıl bir sınav verdi? Özel tiyatrolara yeteri kadar destek oldu mu?

Yeşim Özsoy: Kültür ve Turizm Bakanlığımız ile 14 Mart’ta masaya oturduğumuzdan beri süregelen bir iletişim ve süreç söz konusu. Çözüm üretmek için ilettiğimiz dosyalarda var olan maddeler tüm tiyatrocularımızın paylaştığı istekler. Özellikle vergi indirimi, SGK, hibe, kredi konularında şimdi burada tekrar sıralamama gerek yok herkesin bas bas sesini çıkardığı çağrılar var. Biz bunları dosyalar halinde yetkili mercilere ilettik. Elde ettiklerimiz her gün altında ezildiğimiz ve sürekli Kooperatif olarak da çözüm aradığımız sorunlar karşısında muhakkak ki yetersiz ama yine de bir aşamadır diye düşünüyorum. Ben ve Tiyatro Kooperatifi olarak da sorunların altını çizip iletişimi devam ettirerek tiyatrolarımıza az da olsa imkan yaratılması için uğraş vermeye devam etmemiz şart. Bu konu daha da devam edecek, bitmiş değil.

Yalnız burada özellikle altını çizmemiz gereken çok önemli bir konu var. Bir ülkenin pek çok sektörü zorlanabilir muhakkak onlar da değerlidir ama kültür sanat deyince ana damarlardan birinden, köklerden ve kimlikten bahsediyoruz. Pandemiden evvel de bu konu aslında aciliyet arz ediyordu. Bizim temel değerlerimiz olarak, misal, eskilerden mesela şu anda ayakta duramayan ve mekânsal hafıza olarak yok olmakla karşı karşıya olan bir Kenter Tiyatrosu’nun, Dormen Tiyatrosu’nun ayakta kalması, yeni kurulan sahnelerin yaşaması ve çocuklarımıza kalması çok önemli ve her şeyin üstünde değerlerimiz ve kimliğimizle bağlantılıdır, tiyatrocular olarak yaşamsal kaygılarımızın yanı sıra. Bunu unutmamalıyız. Tüm bunların dışında, ayrıca, bu zamanı bir değişim ve dönüşüm imkanı olarak değerlendirip yeni olana da alan açmalıyız.

 

 

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Mürekkep Haber gündeme getirdi, iyi haber geldi!
Mürekkep Haber gündeme getirdi, iyi haber geldi!
Çin sinemasının en yüksek bütçeli filmi Sekiz Yüz, Türkiye'de gösterime giriyor
Çin sinemasının en yüksek bütçeli filmi Sekiz Yüz, Türkiye'de...