Gülsin Onay: Klasik müzik Türkiye’de önemli bir dinleyici...
Reklam

Gülsin Onay: Klasik müzik Türkiye'de önemli bir dinleyici kitlesine sahip

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta dünyaca ünlü piyanistimiz, devlet sanatçısı Gülsin Onay ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

06 Ekim 2020 - 11:28 - Güncelleme: 06 Ekim 2020 - 13:24

Röportaj: Yusuf Çifci

Dünyanın beş kıtasında, 80 ülkede verdiği konserleriyle uluslararası kültür elçimiz olan Gülsin Onay’ın son albümü Lila Müzik’ten Ağustos ayında çıktı. Büyük besteci Beethoven’ın 250. doğum yılında, “Gülsin Onay: Beethoven” başlıklı albümde Gülsin Onay’ın kendi yorumuyla tekrar seslendirdiği, Beethoven’ın üç farklı dönemine ait Op.13 “Pathetique”, Op. 53 “Andante Favori”, Op. 53 “Waldstein” ve Op. 111 adlı eserleri bulunuyor.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta dünyaca ünlü piyanistimiz, devlet sanatçısı Gülsin Onay ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Malum pandemi süreci hepimiz için çok zor bir süreç. Bunun yanında sanatın farklı dallarıyla uğraşan birçok kişi, bu sürecin zorluklarını çok daha fazla yaşıyor. Konserler iptal oluyor, tiyatro oyunları sahnelenemiyor. Müzik neredeyse susmuş durumda. Bir sanatçı olarak yaşadığımız bu günleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ne yazık ki sahne sanatları alanında çalışanlar pandemiden çok olumsuz etkilendiler. Aylardır konserler gerçekleşemiyor, temsiller sahnede yer alamıyor. Bu, çok üzücü bir durum. Dinleyiciler, seyirciler açısından da… Bunun getirdiği maddi zorluklar da var elbette. Bir kuruma bağlı olmadan serbest çalışanlar için çok daha zor. En kısa zamanda bu süreci hep birlikte sağlıkla atlatabilmeyi umuyorum.

Bu sıra dışı günleri durup dinlenme, içe dönüş ve üretim süreci olarak değerlendiren sanatçılar da var. Gülsin Onay’ın pandemi günleri nasıl geçiyor?

Her zorluk insanın içsel yolculuğunda bambaşka bir kapı aralıyor. Daha iyi olabilmek ve olgunlaşabilmek için basamaklar gibi… Bu dönemde koşulları değiştiremiyorsak sanırım yapabileceğimiz en iyi şey, “oluşan şartlar içerisinde en iyi ne yapabilirim”i düşünmek. Bu süreç içerisinde yeni eserler üzerinde çalışma fırsatı buldum. İlk zamanlarda konserleri uzun bir süre evime taşıdım. Eşim Tony’nin kurduğu bir sistem ile Facebook, Instagram, Twitter ve Youtube gibi sosyal medya kanallarından canlı konserler yaptım ve neredeyse her gün müziği paylaştım.

Bu, bana ve aldığım güzel yankılardan hissettiğim, gördüğüm kadarıyla dinleyicilerime büyük bir dayanma gücü verdi; notaların şifası acılara, korkulara merhem oldu.

Sosyal Medya konserlerimin hemen ardından Bodrum Kaleiçi’nde gerçekleşen açılış konserinde sevgili Hakan Şensoy ile birlikte yer aldık. Uzun bir aradan sonra  canlı olarak müziği birlikte paylaşmak çok güzeldi. Hemen arkasından değerli hocam Ahmed Adnan Saygun’u sevgili öğrencileriyle birlikte andığımız, muhteşem kişiliğini, müziğini ve öğretmenliğini konuştuğumuz ve her hafta yayınlanan bir program dizisi gerçekleştirdim. Bu benim için çok önemli bir kazanç oldu.

Sonrasında ise Gümüşlük Müzik Festivali’ni tüm zorluklara rağmen gerçekleştirmeyi başardık. Festival süresince çok güzel konserler dinleme fırsatımız oldu. Gümüşlük Festival Akademisi’nde pırıl pırıl gençlerle Gökhan Aybulus ve Jean-Marc Luisada ile piyano masterclass’larımız oldu. Ayrıca oğlum Erkin Onay ve sevgili Çağ Erçağ ile festival içerisinde bir konserim oldu. Kısa bir süre de olsa dinleyicilerimizle özlem giderebildik. Tüm bunların yanı sıra anne ve babacığım ile bir arada olabilmek ise benim için eşsiz bir fırsat oldu.

“İYİ Kİ BU CD OCAK AYINDA KAYDEDİLEBİLDİ”

Daha önce Chopin, Tchaikovsky & Rachmaninov, Mozart albümleri ile dünya müziği için çok önemli isimlerin bestelerini icra ettiniz. Yeni albümünüzde ise Beethoven’ın üç farklı dönemine ait piyano sonatı ile müzikseverlerin karşısındasınız. Ayrıca bu yıl Beethoven’ın 250. doğum yılı. Bu albüm süreci nasıl işledi?

Beethoven’in 250. Doğum yılı için anma konserleri, resitaller, orkestralar ile konçertoları ve kayıtlar planlamıştık. Ancak tüm dünyada büyük besteciyi anmak üzere planlanan etkinlikler iptal oldu.

İyi ki bu CD Ocak ayında kaydedilebildi ve Lila Müzik tarafından doğum yıldönümünde çıkarabildi.

Yeni albümünüzde Beethoven’ın üç farklı dönemine ait piyano sonatı ile müzikseverleri selamladınız. Neden bu üç dönemi seçtiniz?

Beethoven, pek çok besteci gibi farklı dönemlerde ayrı dünyaları yansıtıyor.
Her dönemin tipik ve karakteristik özelliklerini ele almak istedim.
3 ayrı şahsiyetin, bir muazzam dâhinin müziğinde çarpıcı yönleriyle buluşması çok güzel.

Beethoven dünya sanatı için şüphesiz çok önemli bir isim. Peki, Beethoven sizin için ne ifade ediyor?

CD kapak yazımda bahsettiğim gibi;

"Beethoven kadar tuşların üzerine gönderdiği vahşice duyguları ve müzik patlamalarını iz bırakmadan silen, sonra da hepsini yine kendisi teselli ederek, göklerde gezdiren çok az besteci vardır. Tabii uzun sürmeden, o şefkatli okşamalar yerini tekrar volkanik patlamalara bırakır. Nasıl bir mücadele, nasıl bir isyan ve nasıl bir yakarışla ilan-ı aşktır o…

Her zaman, 'iyi ki piyanist olmuşum' diye şükrediyorum. Yoksa Op.111'i, Waldstein'ı, Pathetique’i çalma şansından, zenginliğinden ve fırtınaların en coşkulusunu yaşamaktan yoksun kalacaktım. İyi ki doğdun, iyi ki varsın Ludwig, sensiz bir dünya çok eksik olurdu...”

“KLASİK MÜZİK TÜRKİYE’DE ÖNEMLİ BİR DİNLEYİCİ KİTLESİNE SAHİP”

Müzik dünyasının önemli eleştirmenlerinden, Pizzicato dergisi kurucusu Remy Franck geçtiğimiz günlerde yeni albümünüzle ilgili övgü dolu bir yazı kaleme aldı. Yazıyı mutlaka okumuşsunuzdur. Neler hissettiniz?

Öncelikle albümümü dinleyen ve gerek basın yayın organları gerek sosyal medya aracılığıyla paylaşan tüm dinleyicilerime ve değerli sözleri ve yazılarıyla katkıda bulunan Remy Franck’a çok teşekkür ediyorum. Elbette çok mutlu oldum.

Türkiye’de müzik eleştirmenlerinin klasik müzik eleştirisi yazmaktan kaçındığını görüyoruz. Müziğin pek çok türünde değerlendirme yazıları yazılırken klasik müzik hep eksik kalıyor. Sizce bunun sebebi nedir?

Klasik müzik Türkiye’de önemli bir dinleyiciye sahip. Aynı zamanda icra eden çok iyi müzisyenlere ve bu yolda sağlam yetişen pırlanta gibi gençlere de… Gönül ister ki tüm bu harika gençler, müzisyenler, dünya çapında orkestralar, şefler daha çok basında yer alsın, yaptıkları harika işler duyurulsun. Onlar için olumlu ve yapıcı olduğu müddetçe tüm olumsuz eleştiriler bu işin gelişmesine mutlaka katkıda bulunacaktır. Ancak zaman içerisinde bu şanslarının olacağına inanıyorum. Bu konuda ilginin olduğuna ve hizmet veren yayınların artacağına, değerli müzik yazarlarına, söz sahibi kişilere yer verileceğine de inancım devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde “Dilinizin ucuna geleni parmağınızın ucuyla söyleyin piyanoya; sonra kalbinizle haykırın tuşlara” şeklinde bir tweet attınız. Gönlünü piyanoya vermiş genç müzisyenlere neler tavsiye edersiniz?

Duyguları anlatabilmenin en güzel yollarından biridir müzik. Apayrı bir dildir. Ne zaman ki parmaklarınıza konuşabilmeyi, duygularınızı en derinden ifade edebilmeyi öğretebilirseniz kalbinizle parmaklarınız arasında müthiş bir diyalog başlar. O zaman tüm sözler şiire dönüşür ve kalpten kalplere akar.

GÜLSİN ONAY’A SORDUM: 10 SORU 10 KISA CEVAP

1- İlk satın aldığınız albüm

Rachmaninoff, 3. Piyano Konçertosu

2- Son zamanlarda baştan sona dinlediğiniz albüm

Holst’un eserlerinin yer aldığı Malcolm Sargent yönetimindeki Royal Philharmonic albümü

3- Sinemada izlediğiniz ilk film

West Side Story

5- İlk ezberlediğiniz şiir

Fransızca bir şiirdi ama hatırlamıyorum.

6- Sizi en etkileyen iki kitap

İnce Memed,
Rouge et Noir Stendhal

7- İlk izlediğiniz tiyatro oyunu

Tatlı Kaçık

8- En sevdiğiniz şiir dizesi

Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından

9- Okuduğunuz bir kitapta aklınızda kalan bir cümle

“Yalnız en büyük ümitsizliği tadan bir kimse en büyük saadeti hissetmeye muktedir olabilir.”

10- Gün içinde en çok kullandığınız kelime

Harika!

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Harbiye'de müzik ve sahne emekçilerine destek konseri
Harbiye'de müzik ve sahne emekçilerine destek konseri
10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nde jüri üyeleri açıklandı
10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nde jüri üyeleri...