Gizem Şimşek Kaya: Türk korku sineması hala emekleme sürecinde

Gizem Şimşek Kaya: Türk korku sineması hala emekleme sürecinde

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Gizem Şimşek Kaya ile Türk korku sinemasını konuştuk.

26 Temmuz 2018 - 10:30 - Güncelleme: 26 Temmuz 2018 - 11:04

Röportaj: Ayşe İsra Ede

Gizem Şimşek Kaya İstanbul doğumlu bir sinema araştırmacısı. Hatta Türk korku sineması üzerine araştırma yapan ilk isim diyebiliriz. Bugüne kadar yayımlamış toplamda üç kitabı bulunuyor. Yazmış olduğu kitaplardan ilki Sinemada Korku ve Din adıyla raflardaki yerini alırken son iki kitabı da aslında bir seri. Türk Korku Sineması Kronolojisi  adıyla yayımlanan iki kitaptan oluşan bu seri, Türkiye’de bugüne kadar vizyona giren korku filmlerini çeşitli kriterlere göre ele alıyor.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Gizem Şimşek Kaya ile Türk korku sinemasını konuştuk.

Bugüne kadar yayımlanmış toplam üç kitabınız bulunuyor. Bu kitaplar sırasıyla Sinemada Korku ve Din, Türk Korku Sineması Kronolojisi (1914-2015) ve Türk Korku Sineması Kronolojisi (2016-2017) isimlerini taşıyor.  Bu kitapların içeriğinden bahsedebilir misiniz?

İlk kitabım Sinemada Korku ve Din’in içinde aslında bir sürü şey var. Kitabın alt isminde “Cin Unsurunun Çözümlenmesi” diye geçiyor, ama birinci bölümde tüm sanat dallarında korkunun analizi var. Resimden heykele hepsini tek tek inceledim. Hatta fotoğraf da dâhil buna. Sonra dinsel kavramların açıklaması ile ilgili bir bölüm geliyor. Sonra da Türk korku sineması, propaganda vs. onlarla ilgili bir bölüm var.

Türk Korku Sineması Kronojileri kitaplarındaysa başlangıçta filmlerin künyeleri var. Daha sonra ise filmlerin küçük bir röntgeni diyebileceğimiz tablolardan oluşan çözümlemeler var. Bu tablolarda elimden geldiğince ortak olan şeyleri çıkarmaya çalıştım ki bir şekilde başkaları araştırma yaparken eğer filmleri izleyemezlerse ya da filmlerin arasındaki bağlantıları bulamazlarsa “bütün” apaçık bir şekilde önlerinde olsun. O yüzden de tabloları belli bir sayıda filmle sınırlı tutmaya çalıştım. Bu yüzden de ikinci cildin daha ince olmasının nedeni o; çünkü tablolara yeni filmler sığmayacaktı. Bu sene 18 film gösterime girdi. Girmeye de devam edecek. Dolayısıyla belli bir aralıkta tutmaya çalıştım.

Bu tablolarda neler var?

Tablolarda hangi korku unsurlarının kullanıldığı da var, hangi mekânların kullanıldığı da var. Sloganlar da var. Hâsılatların karşılaştırmaları da var. Yani, aklınıza gelebilecek her şey. Örneğin ayna hangi filmlerde kullanılmış. Sandık hangi filmlerde kullanılmış. Aklınıza gelebilecek her  şeyi çıkardık bu listelerde.

Yani Türk korku sineması ile ilgili her şeyi kitaplarınızda bulabiliriz…

Evet.

Türk korku sineması alanında toplam üç kitabınız var. Aynı zamanda dergilerde de Türk korku sineması üzerine makaleleriniz yayımlanıyor. Korku sinemasına olan ilgininiz nereden geliyor?

Korku sinemasına olan ilgim çocukluğumdan beridir vardı. Yüksek lisans tezim Büyü filminin çözümlemesi üzerineydi. Aslında ben Türkiye’de korku sinemasının ivme yapmasını sağlayan filmi çözümlemekle başladım işe. Ondan sonra gerisi geldi.

Çocukluktan gelen bir merak…

Çocukluktan gelen merakın yüksek lisans ve doktora ile pekişmesi diyebiliriz.

“TÜRK KORKU FiLMLERİNDE EN BÜYÜK PATLAMA 2014 YILINDA OLDU”

Peki Türk korku sineması üzerine araştırma yapan yetkin biri olarak kısaca Türk korku sinemasının gelişimi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Türk korku sineması ilk çıktığı zamanlarda maalesef yurt dışında örneklerle ilerlemiş. Dram ya da melodram tarzında filmler üretmişiz. Birkaç deneme olmuş. Drakula İstanbul’da olmuş, şu anda kayıp olan Çığlık filmi var. Daha sonrasında Karanlık Sular filmine gelene kadar -1995 yılları sanırım- korku sinemasına dair 1974’teki Şeytan dışında hiç filme denk gelmiyoruz. Ne zamanki 2004 yılında Büyü filmi vizyona girdi, Karanlık Sulardan sonra kendi kültürümüzdeki cin unsuru ile ilgili olarak filmler çekmeye başladık. En büyük patlama 2014 yılından sonra oldu. Şu anda 17 ya da 20 kadar film çıkıyor. İlerleme devam ediyor.

Gördüğümüz üzere Türk korku sinemasında din unsuru hakim. Cin, Kuran’dan dini figürler kullanılıyor. Peki bunun sebebi nedir? Neden daha çok din unsuru kullanılıyor?

Şöyle diyebilirim: Amerikan sineması veya Avrupa sinemasına da baktığımızda aynı şey söz konusu. Amerikan sineması yılda en az 30 tane veya 50 tane Şeytan çıkarma filmi çekiyor. Onların kültüründe neler varsa onları çekiyorlar. Zombiyi de bir şekilde Afrika’dan gelenlerle kendi kültürlerine adapte ettiler. Dolayısıyla kendi kültürlerinde var olan şeyler üzerinden ilerliyorlar. İnançlar üzerinden ilerliyorlar. Dolayısıyla Türkiye’de de en büyük inanç unsuru Kuran-ı kerim olduğu için ve en çok inanılan din de İslamiyet olduğu için Kuran’da geçen din unsuru üzerinden ilerliyor.

Bu sene Kabir Azabı diye de bir film gösterime girecek. Bundan önce Helak filmi gösterime girmişti. Bunlar da yine hadislerden faydalanılarak oluşturulan filmler. Genellikle Türkiye’de inancın diğer kültürlerde olduğu gibi öne çıktığını görüyoruz.

“FARKLI BAKIŞ AÇILARI İLE ÇEKİLEN KORKU FİLMLERİNİ DESTEKLEMEMİZ GEREKİYOR”

Dünya korku sineması ile Türk korku sinemasını karşılaştırdığımızda Türk korku sineması nasıl bir yerde?

Türk korku sineması hala emekleme sürecinde. Evet, çok fazla film çıkartılıyor, ama bu filmlerin birçoğu amatör işler. Daha önce hâsılatı başarılı olmuş filmlerin sahnelerinden kopyalamalar yapılarak üretiliyor çoğu. Sadece dinle kısıtlı kaldığı için sadece doğaüstü korku içeriyor. Aralarda bir iki tane son sahnede twist yaparak kişilik bölünmesine bağlamaya çalıştıkları filmler olsa da genel olarak doğaüstü korkulardan faydalanarak ilerlediklerini söyleyebiliriz.

Bu sene farklı film de çıktı. Korku-komedi olan ilk zombi filmimiz Ada: Zombilerin Düğünü’nden sonra bu sene Sandık filmi gösterime girdi ve zombiler üzerinden ilerledi. Çok da başarılı bir filmdi. İkincisinin geleceğini de müjdeledi yönetmen.  Dolayısıyla biz de dinsel, yani kendi kültürümüzle beslenen filmlerin dışında bir şeyler yapabiliyoruz. Yapmaya da çalışıyoruz. Bunları da desteklememiz gerekiyor, çünkü son dönemde birçok kişi yine cin filmi görmekten sıkıldığını belirten birçok şey söylüyor. Bunun yanında gişelere baktığımızda maalesef farklı bir şeyler yapmaya çalışan filmlerin gişelerinin çok daha aşağıda olduğunu görüyoruz. İnsanlar bunu istiyorlar ama aynı o zamanda o filmleri de tüketmiyorlar. Yenilerinin gelmesi için bir şekilde farklı çalışmalara, farklı bakış açıları ile bir şeyler yapmaya çalışanlara destek olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Son zamanlarda vahşet sahnelerinin olduğu Testere serisi gibi ya da Sevgililer Günü Katliamı tarzında, korkudan ziyade insanlarda iğreti hissi uyandıran filmler korku kategorisinde yer alıyor ya da bize öyle sunuluyor.  Korku sinemasının belirli terminolojik bir açıklaması var mıdır?

Ben genellikle doğaüstü unsurları kabul ediyorum. Herkes için farklı olabilir tabii ki. Benim için insan, karşıma geçtiği zaman başa çıkabileceğim bir unsur. O yüzden ben çok kanlı olan ama kovalamaca içeren, katilin insan olduğu filmleri “gerilim” kategorisinde değerlendiriyorum .  Sonuçta evet, bir iğrençlik var, evet kan var ama bunlar vücudumuzun uzuvları ve sonuçta bir katil bizi deştiği zaman çıkacak şeyler. Bunları ben korku unsuru olarak değerlendirmiyorum.

Genel olarak bu tür filmlere gerilim sineması demek yerine korku sineması etiketi konuluyor. Son yıllarda kendi ülkemizde de bunlar çıkmaya başladı. Tutsak filmi çıktı, onun dışında Mezarlık filmi vardı. Yani, bizde de aynı şekilde “slasher” diye tabir edilen filmler sıklıkla görülmeye başlandı son yıllarda.

“KORKU HİKÂYELERİNİN HEPSİNİN İÇİNDE BİRAZ DA DRAM VAR”

Son yıllarda korku sinemasında daha çok alt dallar oluşmaya başladı. Saf korku değil de korku-dram, korku-komedi gibi. Mesela Guillermo del Toro’nun  filmleri korku-dram  örneği olarak kabul ediliyor. İspanyol filmleri yine aynı şekilde. Bu alt tür olayı sadece yabancı korku filmlerinde değil aynı zamanda Türk korku filmlerinde de var. Bizde korku-komedi alt dalını görmek mümkün. Sahi korku filmlerinin alt dalları var mıdır?

Türkiye’de var. Korku-komedi filmleri daha önceden daha sıklıkla çekiliyormuş.  2016-2017 yılları arasında iki tane çekildi. Bu sene de vizyona girecek, 2-3 tane de bu senenin sonunda bitmiş olan film olacak.

Evet, var. Korku-komediyi çok fazla tercih etmiyorlar, çünkü galiba Türkiye’de çok fazla seyircisi yok. Onların gişeleri çok başarılı olmadı. Korku-dramı çok kullanıyorlar. Alper Mestçi’nin filmlerinde de en çok fark edeceğiniz unsur –özellikle Siccin serisinde- dramın ağırlığıdır; çünkü dram olduğu zaman korku yüksek bir yer, bir duygunun en yüksek yeri. Dramda da aynı şekilde duyguların düşüşünü yaşıyorsunuz. İkisinin arasında hızlı bir geliş gidiş olduğu zaman ortaya daha çok korkutan ya da daha çok insanları üzen bir yapı ortaya çıkıyor. Aslında bu bir teknik. Nasıl bir dönem Avrupa sinemasında cinsellik ve korkuyu kullandılarsa şu anda da bu yapıdan ilerliyorlar. Korku hikâyelerinin hepsinin içinde biraz da dram var. Bir hayaletin dramı var ya da birinin çektiği bir işkencenin veya üzüntülerin bir şekilde karşılığını almaya çalışması var. Dolayısıyla öyle baktığınızda dramın işin içinde olmaması bir şey söz konusu olamıyor.

Son olarak benim merak ettiğim bir soru sormak istiyorum. Sizi çok etkileyen, sizde yeri ayrı olan bir korku filmi var mı?

1973 yapımı The Exorcist’i çok sevdim, fakat onun dışında da bir sürü yeri ayrı olan film var. Mesela şu anda Siccin’in 5.sini bekliyoruz, ama Siccin 1’in bendeki yeri ayrıdır. Oradaki oyunculukları çok sevmiştim ve gerçekten çok etkilenmiştim.

Röportaj için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Şehir Tiyatroları 3 Ekim’de perdelerini açıyor
Şehir Tiyatroları 3 Ekim’de perdelerini açıyor
‘Dişi Terminatör', Antalya'ya geliyor
‘Dişi Terminatör', Antalya'ya geliyor