Prof. Dr. Hayati Develi: Yunus Emre, kimliğini Türkçe ile inşa etti

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) Youtube kanalından canlı yayınlanan “Edebiyat Sohbetleri”ne konuk olan Prof. Dr. Hayati Develi, Doç. Dr. Ahmet Koçak’ın sorularını cevapladı.

Reklam
Prof. Dr. Hayati Develi: Yunus Emre, kimliğini Türkçe ile inşa etti
11 Mayıs 2021 - 20:32

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Youtube kanalında, her hafta cumartesi günü çevrimiçi yapılan kültür sanat ve edebiyat söyleşileri devam ediyor. Dil ve Edebiyat Araştırmaları (hakemli) dergisi Editörü Doç. Dr. Ahmet Koçak’ın sunumuyla geçtiğimiz cumartesi yayınlanan Edebiyat Sohbetleri’ne Prof. Dr. Hayati Develi konuk oldu ve “Yunus Bize Ne Söyler?” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Yunus Emre’nin bütün hayatının tarihe mâl olduğunu anlatan Develi, “Yunus Emre, kimliğini ve dünya algısını Türkçe üzerinden inşa eden ilk şahsiyetlerdendir” dedi.

ÖNDER ŞAHSİYET

Prof. Dr. Hayati Develi, Yunus Emre’nin yetiştiği ve yaşadığı dönemin tarihî öneminin önemine dikkat çekerek dönem içerisinde Yunus Emre’nin aldığı rol hakkında bilgilendirmede bulundu. “Her toplum ister sözlü ister yazılı belli metinler üzerinden kimliğini oluşturur. Geçmişe dair hatırlamalar metinler üzerinden yaşanır. Anadolu Türklerin ve bütün Türklerin hatırladığı isimler yazılı metinlere dayalıdır. Oğuz Kaan’ı ve Dede Korkut’u hatırlamamız bu yüzdendir. Yunus Emre de kimliğini ve dünya algısını Türkçe üzerinden inşa eden ilk şahsiyetlerdendir” diyen Develi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yüksek kültüre sahip kesim, yaşadığı devirde Yunus Emre’yi görmezden gelmiş olabilir ama halk indinde ve bilhassa sufi çevrelerde Türk milletinin hem dilini yapan/kuran hem de onun din algısını, Allah sevgisini besleyen ve bugüne kadar da bu beslemeyi sürdüren önder şahsiyetlerdendir. Yunus’un dünyaya geldiğinde nasıl bir âlem vardı, konusu önemli. Yunus’un yaşadığı zamanı iyi bilmek lazım. Selçuklu devletinin, en yüksekteyken Yunus’un doğumuyla beraber çöküşünün yaşandığı bir devre idi. Anadolu’nun Müslümanlaşması devam ediyordu. 13. yüzyıl başları oldukça istikrarlı bir dönemdi. Oturmuş bir sistemi ve oturmuş bir barışı olan bir devlet yapılanması vardı. Toplumda yüksek kültür seviyesi oluşmuştu. Medreselerde çok kıymetli âlimler yetişmişti. Bu durum 1230’lardan itibaren değişmeye başladı. Moğol tehlikesi ve korkusu başgösterdi. Bu dönemde Mevlanâ Celaledin-i Rûmî’nin babası gibi birçok mutasavvıf ve âlim, Anadolu’ya göç etti. Kalabalık Türkmen gruplar da Anadolu’ya geldi. Bu göçebe unsurlar istikrarı etkiledi ve bir zaman sonra yerleşik unsurları da rahatsız etti.”

GÖÇLER ANADOLU’YA TÜRKÇEYİ GETİRDİ

“Göçler sebebiyle ekonomik ve ticari düzenin bozulmasıyla devlet sarsıldı. Yunus bu yıllarda, 1240’larda doğdu. Bütün hayatı boyunca bu karışıklıkların ortasında yaşadı. Elbette bu göç seli, tasavvufi anlayış gibi faydalı unsurlar da getirmişti. Anadolu’ya Türkçe de bu göçler vasıtasıyla gelmiştir. Yunus’un mensubu olduğu tasavvuf anlayışı İbnu’l Arabî ve Mevlanâ’nın buluştuğu merkezdedir. İbnu’l-Arabî Arapça, Mevlanâ bu anlayışı Farsça dile getirmiştir. Yunus Emre’nin farkı Türkçe söylemesidir. Mevlanâ daha yüksek zümrelere, Farsça bilenlere hitap ediyordu. Yunus’un muhatabı Türkçe bilenlerdi. Muhatabı halktır bu yüzden; Yunus bunu seçmiştir. Yunus sadece Türkçe söyledi. Ondan bize kalan kelimelere bakınca o dönemde konuşulan Anadolu Türkçesini anlamamız mümkün oluyor.”

Yunus Emre’nin bilgi ve aşkla ilgili vurgularının başka şairlerde de öne çıktığını anlatan Develi, medeniyetimizde benzer biçimlerde yorumlanan bilginin ortak bir değer olduğuna dikkat çekti. “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” mısraı üzerinde duran Hayati Develi, Yaratıcı’yı anlatan bilginin bize bizi anlatacağı ve değerli olduğu vurgusunu taşıdığını kaydetti ve şunları söyledi:

“Yunus’un aşktan kastı ilahî aşktır. Nasihatlerinde bilgiyi akılla harmanlayan bir Müslüman’ın iyi bir insan olma yolculuğunu sürdüreceğini söyler. Önce akıl sonra bilgi olmalıdır. Bilgi olduğunda ilahî aşka ulaşabiliriz. Eğer bilgiyi aşkla yoğuramazsak bu bilgi de bir kuru bilgiye dönüşebilir. Modern anlamda bir hoşgörüye Yunus Emre’de rastlanmaz. Cumhuriyet sonrası aydınlarının ürettiği bir şeydir bu.”

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum