25 Ekim 1924; sosyolog, teorisyen ve Türkçü Ziya Gökalp’in 89. vefat yıldönümüdür. Bu vesile ile bu haftanın KİTÂBİYAT sayfasında, şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilecektir.
ZİYA GÖKALP
23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Ataları, 18. yüzyılın ortalarında, Enver Behnan Şapolyo’nun belirttiğine göre o dönemde bütünüyle Türk şehri olan Çermik’ten göç ederek Diyarbakır’a yerleşmişti. Babası Diyarbakır’da vilâyet evrak müdürlüğü ve nüfus müdürlüğü yapmıştı.
Diyarbakır Askerî Rüştiyesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul’da Mülkiye Baytar Mekteb-i Âlisi’ne girdi. Burada okurken 1898 yılında, izinsiz cemiyet kurmakla suçlandı ve tevkif edildi. Bir müddet sonra serbest kaldı ise de okula alınmadı. Diyarbakır’a dündü. Çok okuyan bir insandı. Fikrî fırtınalar, yaşadığı kötü olaylarla birleşince bunalıma girdi ve intihara teşebbüs etti. Bu teşebbüsü sebebiyle Diyarbakır’da görev yapan ve inançsız bir insan olan Dr. Abdullah Cevdet ile tanıştı. Abdullah Cevdet; genç yaşına rağmen İslâm felsefesini ve tasavvufunu iyi bilen Gökalp’in zekâsına ve üstün vasıflarına hayran olmuştu. O’na Fransızca öğrenmesini, öğrenmediği takdirde, İslâmî bilgilerden hayat boyunca yararlanmasının mümkün olamayacağını telkin etti. Amcası Hasip Bey’in de yardımıyla Fransızca öğrendi. Bu bilgisi sebebiyle kısa bir süre Askerî Rüştiyede Fransızca öğretmenliği yaptı.
22 Ekim 1908’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır şubesini kurdu. Cemiyetin merkez heyeti üyeliğine seçildi. Selânik’teki Mekteb-i Sultanî’de sosyoloji dersleri verdi. Balkan Savaşı başlayınca İstanbul’a döndü. Türk Ocakları’nın kurucuları arasında yer aldı. 1912’de Ergani mebusu seçildi. İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilince tevkif edildi, Bekirağa Bölüğü’nde tutuklu kaldı. Ardından, önce Limni, sonra da Malta’ya sürgün edildi. Sürgün yılları bittikten sonra 11 Ağustos 1923’te Diyarbakır mebusu seçildi. Sağlığı bozuldu, bir müddet sonra da 48 yaşında iken vefat etti.
İlk yazılarını Türk Yurdu, Halka Doğruve İslâm Mecmuası’nda yazdı. Küçük Mecmua’yı ve Peyman Gazetesi’ni çıkardı. Başlıca eserleri: Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak (1918), Türk Töresi (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Kızıl Elma (1914), Altın Işık (1923).
Ziya Gökalp, yaşadığı dönemde, fikir hayatının en önemli şahsiyetlerinden biri oldu. Arapça, Farsça ve Fransızca biliyordu. Hüseyinzâde Ali Turan Bey’in yazıları ve bu yazılar üzerine tanışıp geliştirdikleri dostluğun etkisinde kalarak Türkistan kültürü ile yakından ilgilendi. Türkçülük fikrini benimsedi. Milliyetçi ve Türkçü hareketin teorisyeni oldu. Durkheim’den de etkilendi. Başta Atatürk olmak üzere pek çok kişiyi de etkilemiştir. İnanan ve inandığını gizlemeyen bir insandı. Sosyal değerlerin tabandan tepeye doğru ilmî, kültürel ahlâkî ve dîni tabakalar hâlinde bir piramit oluşturduğunu ve bu değerlerin mukaddes olduğunu belirtiyor, ‘Din, ahlâkı şekillendirir.’ Diyordu.Bu arada, “Kur’an-ı Kerim’deki esasların yerine örfleri ve sosyal kanunları koyarsak dinin dışına çıkmış olmayız. Çünkü örf ve sosyal kanunlar da Allah tarafından konulmuştur.” Şeklinde farklı ve tehlikeli yorumlara yol açan fikirlere de sâhipti. Buna rağmen dînin toplumdan ayrı tutulması fikrine de dâima karşı çıkmıştır. İslâmiyet’in ferdin vicdânında devam ettirilmesinin uygun olacağını savunuyordu.
Türkiye’de ilmî sosyolojinin kurucusudur. Düşünce tarihimize sosyolojik düşünceyi O kazandırmıştır. Türkçülük düşüncesini bütün boyutları ile inşa etmiş, devlet stratejisi olarak, siyasî proje olarak düzenlemiştir. Osmanlı Devleti’nin kuşatılmışlıktan, emperyalizmin pençesinden kurtulması için çâreler aramıştır. O, iyi bir sosyolog olarak toplumun problemlerine çözüm üretmeye çalışmıştır. Vatanına ve milletine olan derin sevgisi ile...
TÜRKÇÜLÜĞÜN ESASLARI
Ziya Gökalp`in 1923 yılında yayımladığı, Türk milliyetçiliğinin fikir ve tekliflerini bir sistem bütünlüğü içinde ortaya koyan, yazarın değişik zamanlarda yazmış olduğu makalelerin bir sistem dâhilinde düzenlediği makalelerden oluşmaktadır. Türk milliyetçilerinin temel eserlerinden biridir. Mustafa Kemal Atatürk`ün de büyük ölçüde etkilendiği, yaptığı devrimler ve kurduğu Türkiye Cumhuriyeti`nin perde arkasındaki güçlerin en önemlisi olarak bilinir. Kitap, 2 kısımdan oluşmaktadır. 1. Kısımda: Türkçülüğün esaslarını; Türklük kavramını, millet unsuru gibi temel hususlarla, 2. Kısımda ise Türkçülüğün programı ile ilgili makaleler bulunmaktadır.
Ziya Gökalp milleti şöyle târif ediyor: Millet; ırkın, kavmin, coğrafyanın, politikanın ve iradenin belirlediği bir insanlar topluluğu değildir. Millet; dil, din, ahlak ve güzellik duygusu bakımından ortak olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden oluşan, aidiyet duygusunun birleştirdiği insanlar topluluğudur. Türk kültürünü benimsemiş olup, ‘Ben Türk’üm’ diyebilen herkes Türk’tür.
Vatan kavramını da şöyle açıklıyor: ‘Vatan, yalnızca üstünde yaşadığımız toprak demek değildir. Vatan, millî kültürümüzü yaşadığımız yerdir. Üstünde yaşadığımız toprak, onun ancak dış görünüşünden ibarettir. Onun dış görünüşü olduğu içindir ki mukaddestir. Demek ki vatan; din, ahlak ve estetik güzelliklerin bir müzesidir, bir sergisidir. Vatanımızı içten gelen bir aşkla sevmemiz, bu içten güzelliklerin ürünü olduğu içindir. O halde, millî kültürümüzü bütün güzellikleriyle ne zaman meydana çıkarırsak, vatanımızı en çok o zaman seveceğiz ve bu kadar şiddetle seveceğimiz o sevimli vatan uğruna, şimdiye kadar yaptığımız gibi, yalnız tehlike zamanlarında hayatımızı değil, barış zamanlarında da bütün şahsî ve toplum tutkularımızı fedâ edebileceğiz. ‘
Millî felsefesini; ‘Türk milletinden, İslam ümmetinden ve batı medeniyetinden’ olmak üzere; iki büyük realite ile bir büyük zaruret temeline oturtuyordu. Fikirlerini nazarî planda bırakmayıp, uygulamalı olarak işlemiş ve geliştirmiştir. Bilmeye önem verir fakat yapabilmeyi dâima daha üstün tutardı. Millette ırk ve soy bilgileri aramaz, terbiye ve mefkûre- ülkü kavramlarımı esas alırdı.
Türkçülüğü; ‘Türk milletini sevmek ve yükseltmek’ olarak özetliyordu.
KUŞBAKIŞI
TÜRKLEŞMEK, İSLAMLAŞMAK, MUASIRLAŞMAK
İlk baskısı 1918 yılında yapılan bu kitap, Türk Yurdu ve İslam mecmualarında yayınlanan yazılardan oluşmaktadır.
Ziya Gökalp, bu kitabındaki makalelerinde; Türkçülük düşüncesine neden önem verilmesi gerektiğini, neden İslamî öğretilerin başucumuzda olması gerektiğini, bu iki kavramın toplum hayatındaki önemini ve muasır seviyelere nasıl getirilebileceğini anlatıyor.
Milliyet ve İslamiyet’in önemine atıfta bulunan yazar, öte yandan dilimizin İslam ümmetinin genel dili olan bir terimler sözlüğüne sâhip olduktan sonra, Arapça ve Farsçadan sakınması gerektiğini söyleyerek, tâbir uygunsa iş ile aşkı birbirine karıştırmamak gerektiğini vurguluyor. Ama bu iki kavramın birlikteliğinin önemini de ‘Bir dine girmeye dilin tesiri olduğu gibi, bir millete girmeye de dinin tesiri vardır’ şeklinde açıklıyor.
Yazar, Türk milleti ve Turan ülküsüne en büyük üç düşmanı sosyalizm, ümitsizlik ve milli eğitimsizlik olarak görüyor. ‘Türklerin yalnız bir kültürü olmalı, bu da kendilerinin yarattığı bir kültür olmalı.’ Diyor.
Bir başka tespiti de şöyle: Osmanlı Devletini, azınlıkların milliyetçiliği zayıflatmıştır. Onların bu faaliyetlerine ancak Türk milliyetçiliği ile karşı koyabiliriz. Müslümanlıktan da medeniyetten de vazgeçemeyiz. Müslümanlığımızı Türklüğümüzle korumak suretiyle muasır medeniyet denizinde güvenle yüzebiliriz.
Millî bilinci kuvvetlendirmek için Türk milletinin gitmesi gerektiği yolu çizen yazar, terimlerin içini özenle doldurup, birbiri arasındaki ilmekleri atıyor.
FELSEFE DERSLERİ
Ziya Gökalp’in vefatından 80 yıl sonra, 2006 yılında Çizgi Yayınları tarafından yayınlanan eser; Malta sürgünü sırasında birlikte bulunduğu Türk aydınlara verdiği felsefe derslerini ihtiva etmektedir. Ziya Gökalp’in bu dersler için yaptığı hazırlıkların 12 defterde kayıtlı olduğu biliniyordu. Hem defterlerin kayıp olması hem de gelişigüzel bir sohbet olduğunun zannedilmesi sebebiyle önemsenmemişti. Genç bilim adamlarından 2 kişi, defterleri Türk Tarih Kurumu Kütaphânesi’nde buldular ve yayınlanmasını sağladılar. 1000 sayfalık eser, felsefe ile ilgilenenler için muhteşem bir hazinedir. Ziya Gökalp’in, felsefî düşüncelerinin derin ve engin boyutlarını bütün haşmetiyle yansıtmaktadır.
Kitaptan alınmış aşağıdaki sâdeleştirilmiş metin, eserin önemi hakkında yeterli bilgi vermektedir:
Millet, tarihi ve ahlakî bir topluluk, birliktir. (…) İçinde teşekkül ettiği toprağa derin bir surette bağlanan ve duygularla irâdelerin ortaklığı ile aralarında birleşmiş bulunan fertlerin toplamı milletin kısımlarını oluşturur. (…) Milletten bahsederken, özellikle onun başlıca bağını oluşturan dayanışma ve sevgi duygularını düşünürsek ona tercihan ‘vatan’ adını veririz. (…) Gerçekten de siyâsi birlik, millet dâhilinde düzeni ve barışı devam ettirmek için en yüksek öneme sâhiptir ve bir devlet, bütün üyeleri aynı vatana sadakatle bağlı bulunmadıkça, kudretli ve devamlı olamaz.’
KÜRT AŞİRETLERİ HAKKINDA İÇTİMÂÎ TETKİKLER
Ziya Gökalp bu kitabı 1900`lü yılların başında kaleme almış, daha sonra Dr. Rıza Nur’a hediye etmiştir. Eserin birinci bölümünde; sosyolojinin membalarından ve etnografya ile antropoloji ilminin farkından söz edilmekte ve bir etnografya müzesi kurulması tavsiye edilmektedir. İkinci bölüm; içtimai zümrelerin, aşiretlerin tasnifine ayrılmıştır. Üçüncü bölümde Kürt aşiretleri incelenmektedir. Tek tek aşiretlerin kültür coğrafyasında gezinti yapılmakta ve Kürtlerin toplumla uyumlarının nasıl sağlanacağı araştırılmaktadır.
144 sayfalık kitabın önsözünden öğrenildiğine göre Gökalp çalışmasını Dr. Rıza Nur’a teslim ederken şunları söylemiştir: ‘Millî Hükümet, harp gailelerini bertaraf ettikten sonra içtimâî kalkınma hamlelerini başlatmalıdır. Kalkınma hareketi sırasında yapılacak ıslahatın başında aşiretlerin tarihî ve sosyolojik bir tetkike tâbi tutulması gerekir. Böylece onların Türklerle bağlantıları ortaya çıkarılır. Bunun için sosyolojik metad ve bilgilerle mücehhez aydın gençlerin yetiştirilmesine ihtiyaç vardır. Bunları, Ankara’da hükümet adamlarına iletmenizi dilerim.’
KONFERANSLAR
Ziya Gökalp, kitapta yer alan ‘İlm-i İçtima’ ve ‘İlm-i İçtima-î Dinî’ konulu iki konferansını 1915 yılında vermiştir. O’nun; İlm-î İçtima-î Hukukî ve Amelî İçtimaiyat dersleri de bilinmektedir. Ayrıca sürgünde iken arkadaşlarına, daha sonra da bölge halkına da konferanslar vermiştir. Varlığı bilinen bu çalışmalara ulaşıldıkça, basılarak okuyucunun istifâdesine sunulmaktadır.
Gökalp`ten sonra eserlerini, makalelerini bir araya getirmek ve yayınlamak için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bunlardan biri Kültür Bakanlığı`nın yaptığı çalışmadır ve 1976`da kitaplaştırılmıştır. ‘Doğumunun 100. Yılında Ziya Gökalp`in Bütün Eserlerini Hazırlama Kurulu’ adı altında toplanan kurul; Prof. Dr. Nihat Nirun’un başkanlığında, Üyeler: Prof. Dr. Hikmet Tanyu, Rıza Kardaş, Şevket Beysanoğlu, Şevket Kutkan’dan oluşturulmuştur. Söz konusu kurul, Ziya Gökalp`in eserlerini asıl metne uygun olarak hazırlamış ve bastırmıştır.
KIZIL ELMA İstanbul’da 1914-1915 yılında yayınlanmış şiir kitabıdır. Bu kitapta yer alan ‘Turan ‘, ‘Kızılelma ’, ‘Altın Destan ‘, ‘Alageyik’ gibi şiirler; Genç Kalemler, Halka Doğru, ve Rumeli isimli dergilerde yayınlanmıştı.



















