Haiyan Tayfunu’nun Toplumsal Yıkımı
Reklam

Haiyan Tayfunu’nun Toplumsal Yıkımı

"Gelinen durumun sorumluluğu kaderle değil; aksine kapitalizmle ilişkilidir."

25 Kasım 2013 - 23:28

(Joseph Santolan’ın 13 Kasım 2013 târihinde World Socialist Web Site’de yayınlanan incelemesi)

Çev: Bilgin Güngör


Filipinlerdeki yıkıcı tayfundan en az 10 bin insan hayâtını kaybetti. Hint Okyanusu’ndaki tsunamiden sadece on, Katrina Kasırgası’ndan 8 ve Haitian Depremi’nden 3 yıl sonra, insanlık bir kez daha yıkıcı ve yoğun bir hayat kaybıyla karşılaştı.

Bir milyon insan tahliye merkezlerinde tutuldu, yüz binlercesi aç ve susuz kaldı ve tayfundan sağ kalanlarla dolu hastaneler ilaç yokluğundan ötürü tedavi edilemeyen hastalarla doldu. Bölgenin enerjisi, iletişim ve ulaşım altyapısı harap oldu.

Şüphesiz ki bu şekildeki yıkıcı afetlerde insanların hayatta kalmalarına olanak sağlayan bina barınaklarının işi oldukça zordur. Aralıksız olarak 195 mil ile 235 mil arasında değişen rüzgâr hızı ile Haiyan, târihe en çok toprağın kaybedildiği afet olarak geçmiştir. Biraz şüphe olmakla birlikte, iklim değişikliklerinin tayfun ve kasırganın yoğunluğunun artmasında bir faktör olduğunu söylememiz mümkündür.

Ancak, Guardian’dan New York Times’a kadar, uluslar arası basın tarafından iddia edilenlerin dayanak oluşturduğu belli bir politik gündem daha vardır. Hiçbir şey, 200 mile karşı koyamaz.

Ancak afet bölgesinde çekilmiş fotoğraflar, bunun böyle olmadığını söylüyor. İş yerleri, alışveriş merkezleri, hükümet binaları ve oteller hâlâ duruyor.

Haiyan’ın öfkeli rüzgârlarının olanca hızıyla devam ettiği sıralarda ölüm, yaralanma ve tahribat oranı oldukça yüksek geldi. Halbuki, bu felaketin yaşandığı sıralar insanlar güvenli bölgelere konumlanmış olan ve gerekli teçhizatla donatılan sığınaklara taşınabilseydi, şu anda ölenlerin büyük çoğunluğu hayatta olabilirdi.

Tacloban’daki tahliye sığınakları arasında kubbeli bir spor merkezi de vardı. Yetkililer tarafından buradaki sığınağa bilgi verilmesinden evvel, insanlar kaçmaya başladı. Bu sığınak, şehirdeki diğer sığınaklar gibi, afete dayandı. Fakat onun deniz seviyesinden yetersiz yüksekliği vardı ve bu sebepten ötürü de içini sel bastı. Bunların içi, patlayan suyun yukarısına taşımaya çalışmalarına rağmen ya suya boğuldu ya da suda harap oldu.

İşçilerin ve yoksul insanların kendi evlerini yapmasına mahkum olduğundan, buradaki binalar çoğunlukla ucuz ve dayanıksız materyallerle yapılmıştı. Filipin’in nüfus verilerine göre, buradaki evlerin üçte biri, tahta duvarlarla kaplıydı; yedide biri ise ottan… Miami Üniversitesi’ndeki Kasırga araştırmacısı Brian McNoldy şunları söyler: Bu evlerin büyük bir kısmı dayanıksız yapıdadır… Ufak bir kasırga dahi, neredeyse büyük bir yıkıma sebebiyet verebilir.”

Dünya Bankası’ın 2012 yılında yapmış olduğu bir araştırmaya göre, her on Filipinli’nin dördü, nüfusu yüz binin üzerinde olan ve afetlere dayanıksız bölgelerde yaşıyor. Buna rağmen, bu bölgelerde hiçbir hazırlık yapılmış değil. Tahliye merkezi denilen yerler ise kiliselerden, belediye salonlarından ve okullardan oluşmaktadır; ki buraları da hijyenik koşullar ve yardım malları yönünden eksiktir.

Burada ortaya çıkan şey, dünyadaki bütün işçilerin, başlıca afetlerin veya felaketlerin insafında, düşük maliyetle yapılmış evlerde yaşamaya mecbur kalışıdır.

Gelinen durumun sorumluluğu kaderle değil; aksine kapitalizmle ilişkilidir. İnsanlık, bu tür felaketlerle başa çıkacak ve felaketlerde yıkılan kentlerin yerine yenisini inşa edecek yeterli teknolojiye sahip olmasına rağmen, gerekli kaynaklar, kapitalizmin irrasyonalitesinden, bütün sosyal davranışlara egemen olan kâr güdüsünden, ulus-devletlerin modası geçen ve yıkıcı olan bölümlenmesinden ötürü seferber edilemiyor ve gerekli kaynaklar bulunamıyor. Çünkü trilyonlarca dolar, dünya çapındaki zenginlerin banka hesaplarına kürekleniyor.

Filipinlerde düzgün ve dayanıklı yapıların inşa edilmemesi, çağ-dışı ve irrasyonalist sosyal sistem tarafından çalışan kesimlere dayatılan yoksulluğun genel durumu ile aynıdır.

Ulusal Gıda Derneği’nde göre, her on Filipin vatandaşının sadece 4’ü yeterli besinleri alabiliyor. Nüfusun %27’si, gayri-ihtiyâri bir şekilde açlık sınırındadır. Ortalama insan ömrü ise 64.5’tir; ki bu rakam, Batı Avrupa’dakinden 15 yıl daha az bir sayıya tekâbül eder.

Bu koşullar, süper zenginler tarafından istiflenen ve tahmin edilemeyecek kadar büyük olan varlıkların işçi sınıfı tarafından kontrol altına alınmasının gereğini vurgular. Bunu gerçekleştirmek için herhangi bir çaba, şimdilerde özel mülkiyeti koruyan ve tayfun zedelere terör estiren ordular tahsis eden kapitalist devletin sert muhalefetiyle yüz yüze getirecektir.

Filipinler’deki afetin kurbanlarının yüzlercesi yiyecek bulmaya çalışıyor. Hükümetin yardımları hiçbir yerde görülmediği için, tayfun kurbanları, kepenkleri kapalı dükkânlardan ve alış veriş merkezlerinden ihtiyaç duyulan besinleri almaya kalkışıyor.

Filipinler Başkanı Aquino, 1300 kişilik ağır silahlı polisi ve askeri personeli şehri ve özel mülkiyeti korumakla yetkilendirdi, şehri karartma altına bıraktı ve afet-zedeleri keyfi araştırma yapmakla suçladı. Aynı zamanda kendisi, - hoş olmayacak bir şekilde- ABD askerlerine ve özel acentalara birçok yardım malzemesi ayırdı.

Bu yardım çabasıyla alakalı kompleksif lojistik çaba, afetlere dayanabilen bir toplum yaratabilmek için gerekli olan geniş ekonomik çabaların sadece ufak bir göstergesidir. Bu da, bütün dünyanın endüstriyel ve bilimsel kaynaklarının planlı bir şekilde uluslar arası ölçekte seferber edilmesiyle mümkün olur.


murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
La Casa de Papel'in dönüş tarihi açıklandı
La Casa de Papel'in dönüş tarihi açıklandı
Çağının Yenisi: Avni Lifij
Çağının Yenisi: Avni Lifij