Barok ve Klasik dönemin eserlerini, bestelendikleri çağın ses dünyasına sadık kalarak yorumlayan Musica Antiqua Pera, Türkiye’de tarihi icra pratiği alanında dikkat çeken topluluklardan biri. Topluluk, yalnızca konser vermeyi değil, dinleyiciyi yüzyıllar öncesinin müzikal atmosferiyle buluşturmayı amaçlıyor. Historical performance yaklaşımını merkeze alan grup, dönemin çalgılarıyla ve 415 Hz akort sistemiyle seslendirdiği repertuvarıyla klasik müziğin alışılmış yorumlarının dışına çıkıyor.
Classical@415 konser serisiyle 17. ve 18. yüzyılın önemli eserlerini sahneye taşıyan topluluk, Barok’tan Klasik döneme uzanan geniş repertuvarında savaş, aşk, hüzün ve kutlama gibi farklı duyguları tarihsel bir çerçevede yeniden canlandırıyor. Musica Antiqua Pera’nın yeni konseri “Ortaçağ’dan Barok Döneme”, 8 Haziran’da Beyoğlu Surp Asdvadzadzin Ermeni Katolik Kilisesi’nde gerçekleşecek.
Grubun kurucusu Yusuf Yalçın ile tarihi çalgıları, otantik müzik anlayışını ve dinleyicinin eski müziğe artan ilgisini konuştuk.
Musica Antiqua Pera’nın konserlerinde tarihi çalgılar yalnızca bir tercih değil, adeta dönemin ruhunu taşıyan bir araç gibi duruyor. Siz bu yaklaşımı nasıl tanımlıyorsunuz?Klasik müzik dinleyicilerinin en aşina olduğu repertuvarın önemli bir bölümü aslında Barok ve Klasik olarak bilinen 17. ve 18. yüzyıl boyunca ortaya çıktı. 20. yy. sonlarına kadar birçok dinleyici tarihsel icra pratiklerine aşina değildi. Son çeyrek yüzyılda önemli bir dönüşüm yaşandı ve bizler de bu modaya ayak uydurmaya çalışarak İstanbul’da Barok müzik seven dinleyicilere canlı şekilde deneyimleyebildikleri etkinlikler düzenlemeye çalışıyoruz. Tarihsel icra pratiklerinin modern yorumlardan farkı, eski çalgıların biçimsel ve teknik kapasiteleri bakımından hem olumlu hem de zorlayıcı özelliklerini o dönemin müzikal zevk ve anlayışına da yaslanarak kapsamlı bir çerçevede ele alınıyor olması. Biz de kendi çalgılarımız ve performanslarımızda mümkün olduğunca bu anlayışa sadık kalmaya çalışıyoruz.
Classical@415 konserlerinde dinleyiciyi yalnızca müzikal değil, zamansal bir yolculuğa da çıkarıyorsunuz. Bir konserin atmosferini kurarken hangi detaylar sizin için belirleyici oluyor?Genel klasik müzik dinleyicisi, Barok ve Klasik dönemin bazı eserlerini zaten oldukça iyi bilir. Her eski müzik topluluğu gibi, biz de kullanılan tarihi çalgılara ek olarak yorumumuza tarihsel bilgi ve entelektüel bir derinlik katma çabası içindeyiz. Bu yaklaşımla sahnede icra edilen müzik, tanınan eserlerin yazıldığı dönemlerdeki ses dünyasına açılan bir geçit gibi, dinleyiciye bambaşka bir atmosfer deneyimleme fırsatına dönüşüyor. Biz de her farklı programımızı konserin atmosferini belirleyecek ve kavramsal bir bütünlük oluşturacak şekilde yapmaya çalışıyoruz.
Programda yer alan eserler arasında hem ihtişamlı hem de oldukça duygusal parçalar bulunuyor. Bu repertuvarın dinleyicide nasıl bir duygu izi bırakmasını hayal ediyorsunuz?Classical@415 adlı programımız yaklaşık 1600-1790 yılları arasında yazılmış müzikleri içeriyor. Hem o dönemin popüler melodilerini hem de günümüzde hâlen sevilen parçaları kapsayan bir repertuvar. Programı yaparken temel yaklaşımımız, müzisyenlerin ve dinleyicilerin talebi arasında bir denge kurmaktı. Bu sebeple birbirine yakışan, tarihsel bir dönüşümü hissettiren kronolojik sıralama yaparak tek bir etkinlikte yer vermeye çalıştık.
Tarihi icra pratiğine yönelik çalışmalar Türkiye’de giderek daha fazla ilgi görüyor. Sizce bu ilginin artmasında dinleyicinin neyi yeniden keşfetme arzusu etkili oluyor?Musica Antiqua Pera, Türkiye’de eski müzik yapan toplulukların ilki olmasa da bu tür yaklaşımı daha geniş kitlelerle buluşturmaya yönelik birçok konser gerçekleştirdi. Her etkinliğimizde bu sürecin bizlerle dinleyiciler arasında karşılıklı bir dönüşüm yarattığına şahit oluyoruz. Dinleyici açısından önemli olanın aslına yakın, tarihî olarak doğru olanı tercih etmek olduğunu düşünüyorum. Bu, tarihteki herhangi bir olay hakkında söylentiden ve efsaneden çok, olayın aslını gerçek belgeler ve anakronik olmayan bir bakış açısından öğrenmek gibi bir durum. Dinleyicilerin müzikte de otantik olanı tercih etmesi bizim için çok önemli bir konu ve son yıllardaki bu dönüşüm tüm çabalarımızın karşılık gördüğü anlamına geliyor.