Kurban ibadetinin kökeni çok eski çağlara dayanır. Erken Paleolitik dönemden itibaren izlerine rastlanan bu ibadet, gerek ilkel dinlerde, gerekse üç semâvî dinde önemli bir yere sahip olmuş ve Tanrı’ya/tanrılara yakınlaşmak için bir vesile kabul edilmiştir. Antik Yunan’da Zeus’a boğa kurban edilmesi, bu ibadet şeklinin dinler tarihinde bilinen ilk izlerindendir. İnsanlık tarihinin kadim ve en köklü medeniyetlerinden eski Mısır’da da, rahiplerin yönettiği âyinlerde kurban ritüelinin izlerine rastlanmaktadır. Semâvî dinlerde kurban ibadetinin başlangıcı Hazreti İbrahim’in adağına dayanır. Hazreti İshak ve oğlu Hazreti Yakub tarafından devam ettirilen kurban geleneği, Süleyman Mabedi’nin yıkılışına kadar Kudüs’te sürdürülmüştür. Cahiliyye Araplarında da yer alan kurban ibadeti, İslâm dini ile tevhid inancına göre şekillenmiş, Allah’a yaklaşma (“kurb” kelimesi Arapça yaklaşma / yakınlık demektir) işlevinin yanı sıra sosyal yardımlaşma ve dayanışma boyutu da kazanmıştır.
Kurban ibadeti Türk mitolojisinde de karşımıza çıkar. Türkler, İslâm öncesi dönemde canlı kurbanların yanında “kansız kurban” olarak da ifade edilen hediyeleri Gök Tanrı’ya sunmuştur. İslâm öncesi Türk destanlarında görülen kurban motifi, Türkler’in İslâmiyet’i kabul etmesi ile Kur’an ve Sünnet ekseninde şekillenmiş, İslâmiyet etkisindeki Türk edebiyatına bu şekilde yansımıştır.
Klâsik Türk Edebiyatı’nda sosyal hayatın şiirlere belki de en fazla yansıdığı zaman dilimi bayramlardır. Bayramları anlatan îdiyye adlı müstakil bir edebî türün ortaya çıkması bu ilişkinin ne kadar güçlü olduğunun bir göstergesidir. Îdiyye ve Ramazannameler, Ramazan ayı ve bayramların şiir estetiği içerisinden süzülerek insanımıza ulaşmasını sağlayan birer hazine olduğu gibi, ait olduklar dönemin Ramazan ve bayramları hakkında günümüze ulaşan önemli vesikalar olma özelliğini de taşır.
Kurban ibadetinin klâsik edebiyata yansıması îdiyyelerle sınırlı değildir. Pek çok şair, gazellerinde kurban motifini kullanılır. Ancak beyitlerde geçen “kurban” ifadesi, genellikle “hac” kelimesi ile birlikte kullanıldığı için, şiirlere yansıyan ibadetin hacı adaylarının Arafat vakfesi ile birlikte hacı olabilmelerinin ön koşulu olan kurban olduğu, bu açıdan ekonomik gücü olan Müslümanların her yıl Kurban Bayramı’nda kestikleri yıllık kurbandan ayrıldığı düşünülür.
Yeni Türk edebiyatında kurban motifi, metafizik mâhiyetini korumakla beraber, kapsamı genişleyerek “vatan için kurban olma” fikriyle birlikte ele alınır. Bu temayı Ömer Seyfettin, “Başını Vermeyen Şehit” başlıklı hikâyesinde başarıyla işler. Birinci Dünya Savaşı’na katılan Türk askerlerine örnek olması için yazılan hikâye, konusunu Peçevî tarihinden alır. Olay Kurban Bayramı arifesinden bir gün önce geçer. Osmanlı kalesindeki az sayıda gazi, otlayan kurbanlıkları izleyerek bayramı beklemektedir. Ancak düşman ordusu çok kalabalık bir şekilde kaleyi kuşatır ve kaleyi savaşmadan almayı teklif eder. Gaziler bunu reddeder ve az sayıda olmalarına rağmen kahramanca savaşırlar. Savaş sırasında bazı metafizik olaylar yaşanır. Millî ve manevî duygular etrafında örgülenmiş vatan için ölme kararlılığı, kurban bayramı arifesinde gerçekleşen savaş ile ilişkilendirilerek vatan ve mukaddes değerleri korumak için Allah yolunda kurban olma anlayışını ortaya çıkartmıştır. Hikâyenin yazıldığı dönemde zor bir dönemden geçen Osmanlı Devleti, bu hikâyeden esinlenerek kendisini Allah’a kurban edecek Anadolu yiğitleri aramaktadır.
Günümüzde tarihî süreçtekine benzer bir etkiyi edebî eserlerde göremiyoruz. Kurban ibadetinin felsefesi ve manevî boyutundan çok, klâsikleşmiş kaçak boğa görüntüleri ve din adamlarının tartışmaları daha çok vaktimizi alıyor. Bir de bayramların resmî tatil gününden ibaret görülmesi, bu muayyen zaman diliminin ruhunu öldürüyor.
Bir olay veya olgunun edebî esere yansıması, biraz da yaşanmışlıklarla ilgilidir. Eskiden kurban edilecek hayvan bayramdan önce alınır, bir hafta beslenir, onunla bir şekilde bağ kurulurdu. Kesileceği yer ile ilgili hazırlık yapılır, bahçeye çukurlar kazılır, sokaklar bıçak bileyen adamların seslerine şahit olurdu. Tüm bu yaşanmışlıklar, sanatçının kafasında işlenmeye hazır bir kurban imgesi oluşturmak için önemli birer malzemedir. Bunları geçmişte yapılan uygulamaları savunmak adına söylemiyorum. Günümüzde bu ibadet çok daha modern şartlarda ve sağlıklı yapılıyor. Sadece insan zihnindeki yaşanmışlık duygusuyla ilgili bir saptama yapmaya çalışıyorum. Kurban motifinin tarihsel süreçte edebî eserlere yansıyış biçiminin gösterdiği farklılığın temelinde yatan neden şu; Hayat değiştikçe yaşanmışlıklar da değişiyor, eserlere yansıyış biçimi de…
murekkephaber.com





















