Kitâbiyat: Bilinmeyen Yönleriyle Kıbrıs Barış Harekatı ve...

Kitâbiyat: Bilinmeyen Yönleriyle Kıbrıs Barış Harekatı ve Perde Arkası

Kitâbiyat, bu haftaki sayısında "Bilinmeyen Yönleriyle Kıbrıs Barış Harekatı ve Perde Arkası" isimli kitabı ele alıyor.

15 Aralık 2016 - 22:03 - Güncelleme: 15 Aralık 2016 - 22:12

Oğuz Çetinoğlu yazdı

Birinci hamur kâğıda basılı ‘Kıbrıs Barış Harekâtı’ isimli eser; 13,7 X 21 santim ölçülerinde, 333 sayfadır. Müellifi Av. İsmail Müftüoğlu, 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’ından sonra 25 Temmuz-14 Ağustos 1974 târihleri arasında cereyan eden Cenevre Müzâkereleri’ne Sakarya milletvekili ve siyâsî müşâhit sıfatı ile katılmıştır. Bu sebeplerle Barış Harekâtı’nın bütün teferruatını en derin noktalarına kadar bilmektedir.

Müellifi, eserin yazılış sebebini şöyle açıklıyor: ‘Kıbrıs Barış Harekâtı’nda kazanılan zafer; Türk Ordusunun Deniz, Kara, Hava Kuvvetleri ve dağdaki çobandan, cumhurbaşkanına kadar herkesin ortak eseridir. Yazdığım kitap bu üç kuvvetin ahenkli ve disiplinli çalışmasını sağlayan Türk Genelkurmayı’nın başarılarını, ayrıca süngünün başarısını diplomaside taçlandıran diplomatların gayretlerini de unutturmamak ve hâfızalara kazımak için kaleme alınmıştır.’  

Yayın târihi belirtilmeyen eser, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı ile Güney Kıbrıs Yönetimi’ni temsilen Nikos Anastasiadis arasında Kıbrıs’ın geleceğini belirleyecek müzâkerelerin devam etmekte olduğu bir dönemde, yayınlandığı güne nazaran daha büyük ehemmiyeti hâizdir.

Basına intikal eden haberlerden öğrenildiğine göre, 7 Kasım 2016 târihinde İsvire’nin Montreux şehrinde başlayan görüşmelere, Anastasiadis’in ‘Atina’ya danışmasına imkân sağlamak’ maksadıyla ara verilmiştir. Sayın Akıncı’nın da böyle bir imkân arayışı içerisinde olduğuna dâir herhangi bir bilgi yoktur.

Bilinmektedir ki, Kıbrıs’la alakalı her mevzuda, Yunanistan kadar Türkiye de taraftır.  ‘Kıbrıs Barış Harekâtı’ isimli eserin müellifi, çok az kişinin bildiği bir hakikati açıklıyor: ‘Lozan Antlaşması’nda, Kıbrıs’ın geleceği konusunda Türkiye’nin söz sâhibi olduğunu kabul eden hükümler vardır.’ Lozan Antlaşması yürürlüktedir. Lozan’dan kaynaklanarak hazırlanan Londra ve Zürih anlaşmaları daha tâzedir ve o da yürürlüktedir. Orada da haklarımız açık bir şekilde belirtilmiştir. Bütün bunlara rağmen, 31 Aralık 2016 tarihine kadar bir neticeye bağlanması planlanan müzâkerelerde Türkiye’nin adı hiç geçmemektedir. Ümit edilir ki Akıncı ve Anastasiadis’in mutâbık kalacağı hükümler, Atina’nın olduğu kadar Ankara’nın da tasdikinden sonra yürürlüğe girer.

Kıbrıs Adası’nın; Sultan İkinci Selim Han tarafından Kıbrıs üzümleriyle yapılan şarapların hatırı için fethedildiği safsatasına inanan târih câhili eblehlerin Kıbrıs’ın ve Kıbrıs Türklerinin geleceğiyle alakadar olmak akıllarına gelmez.

Okusalardı bilirlerdi: Kıbrıs 1571 yılında 60.000 civarında şehit verilerek fethedildi. 1957’den KKTC’nin kurulduğu 15 Kasım 1983 târihine kadar Rumlar yüzlerce soydaşımızı katlettiler. 20 Temmuz 1974 Birinci Barış Harekâtı’nda Türk Silahlı Kuvvetleri 415 kara, 65 deniz, 5 hava, 13 jandarma askeri olmak üzere 498 şehit verdi. 1200 gazimiz vardır. Kıbrıs Türklerinden 70’i mücâhit, 270’i vatan müdafaasına katılan gönüllülerden olmak üzere 340 şehidimiz vardır. 12.000 kişi yaralanmıştır. İlk harekât ülkemize 9 milyar liraya (600 milyon dolara) mal olmuştur. Kıbrıs’a, Türk katliamını önlemek maksadıyla asker çıkardığımız için batılı ülkelerin ve uzak batı denilen ABD’nin uyguladığı ambargo sebebiyle uğradığımız zararın miktarı hesap edilememektedir.

15 dönem Sakarya Milletvekili ve Adalet eski Bakanı Av. İsmail Müftüoğlu, bütün bu bilgileri ve daha fazlasını hakîkatlerin taa kendisi olarak anlatmakta Kıbrıs Adası’nın geçmişte, halde ve gelecekte Türkiye ve Türk milleti için ne mânâ ifâde ettiğini gözler ve akıllar önüne sermektedir.

Sayın Müftüoğlu’nun bir tesbiti var ki, bir parça da olsa aklı olan herkesin uykusunu kaçıracak cinsten: ‘Yunanistan idârecilerinin çok büyük bölümü paranoyaktır. Hep Anadolu sâhillerini ele geçirerek, Helenizmi ihya etme hayâli içinde yaşamışlardır.’

Uykumuzun kaçması, korkaklığımızdan değil, çılgınlar güruhunu tepelemek mecburiyetinde kalmamak içindir.

Bizler uyanık olduğumuz sürece, onlar yerlerinden bile kıpırdayamazlar.

*   *   *

Uyanık bir vatan evladı olan Muhterem Müftüoğlu kitabında şu soruların cevabını veriyor:

  1. Kıbrıs Adası hukuken bizim olduğu halde, dönem hükümetlerince neden gözden çıkarıldı?
  2. Kıbrıs Barış Harekâtı öncesi hükümet içinde çıkarmaya evet diyenler, hayır diyenler, müstenkif kalanlar kimlerdir?
  3. Kıbrıs’a çıkarma yaparsak Amerika bizi mahveder’ diyen kimdi?
  4. Birinci harekât sonrası hükümet içinde acele ateşkes kararı aldırmaya çalışan ve kararlaştırılan saatten önce BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararına uyulacağını erken açıklayan kimdi?
  5. Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Turan Güneş, ‘Mekik Diplomasisi’ namı altında neden bunaltıldı?
  6. Turan Güneş’e kim ve neden ‘Telefon Ahizesi’ dedi?
  7. Turan Güneş’i Cenevre’de istifaya zorlayan sebepler...
  8. Turan Güneş’i Cenevre’de, silahla kim ve neden tehdit etti?
  9. Turan Güneş, ‘Ayşe tâtile çıktı’ haberini aldığında kimi azarladı?
  10. İkinci Barış Harekâtı sonrasında gözyaşı döken general kimdi?
  11. Barış Konferansı’na ve heyete kim sahip çıktı?
  12. Deniz Baykal’la neden tartışıldı?
  13. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Ofisinden çıkarken, Elçilik aracından Türk bayrağının indirilmesini isteyen kimdi?

ALİOĞLU YAYINEVİ: 

Çatalçeşme Sokağı Nu: 29/A Üretmen Han. Cağaloğlu İstanbul, Telefon: 0.212-511 29 23,

Belgegeçer: 0.212-522 88 80 www.alioglu.com  

GENEL DAĞITIM: ÇELİK YAYIN DAĞITIM 

Ticarethâne Sokağı Nu: 59 Cağaloğlu - İstanbul Telefon: 0 212-511 28 11

İSMAİL MÜFTÜOĞLU:

1939 yılında Trabzon'un Of ilçesinde doğdu. Çapa Öğretmen Okulu’nu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Bir müddet öğretmen ve uzun yıllar serbest avukat olarak çalıştı.  

1969 Bağımsızlar Hareketi’nde, Sakarya Bağımsız milletvekili adayı oldu. Millî Nizam Partisi’nin kurucularındandır. Millî Selamet Partisi Genel Başkan Yardımcılığı yaptı. 1973 seçimlerinde Sakarya’dan milletvekili seçildi. 31 Mart 1975 – 11 Nisan 1977 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nde Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır.  Aynı dönemlerde İçişleri Bakanlığına da vekâlet etti.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında, Cenevre’de akdolunan konferansa, 2 dönem siyâsî müşâhit olarak katıldı.

1971 yılında Millî Nizam Partisi’nin Anayasa Mahkemesi’nde görülen dâvâlarına avukat olarak katıldı. 1980 askerî darbe sonrasında Millî Selamet Partisi ve yetkilileri aleyhine açılan dâvâlara da, tamamının vekili olarak katıldı.

Millî Gazete, Vakit, Zaman, Cuma isimli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmıştır. ‘Kıbrıs Barış Harekâtı ve Perde Arkası’ ile ‘Belgeler Konuşuyor Millî Görüşte Kırılma ’ isimli iki adet kitabı yayınlanmıştır.

İngilizce, az miktarda İtalyanca ve Yunanca bilmekte olan Adâlet Eski Bakanı Av. İsmail Müftüoğlu, hâlen Saadet Partisi Genel İdâre Kurulu üyesi olarak siyâsî faaliyetlerine devam etmektedir.

DERKENAR:

KIBRIS’IN KISA TÂRİHİ

OĞUZ ÇETİNOĞLU

93 Harbi’ olarak da anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Osmanlı Devleti’nin mağlûbiyeti ile neticelenince, 3 Mart 1878 târihinde imzalamak mecbûriyetinde kaldığımız Ayastefanos Antlaşması, çok ağır hükümler ihtiva ediyordu. Pâdişah Sultan İkinci Abdülhâmid Han, İngiltere’yi devreye alarak dâhiyâne bir dış politika manevrası ile meselenin Berlin’de tekrar görüşülmesini sağladı. 13 Temmuz 1878 târihinde imzalanan Berlin Berlin Antlaşması ile Ayastefanos’un şartları, Osmanlı Devleti lehine yeniden düzenlendi. Buna karşılık, toprağın mülkiyet hakkı Osmanlı Devleti’nin üzerinde kalmak şartıyla, Kıbrıs, geçici bir süre için İngiltere’ye kiralandı. Ada’nın yönetimi İngiltere tarafından oluşturulan Yüksek Komiserlik makamına devredildi.

1914 yılında İngiltere, Osmanlı Devleti’nin Almanya ile ittifak yaparak Birinci Dünya Savaşı’na girmiş olmasını bahâne ederek Ada’yı tek taraflı olarak ilhak ettiğini açıkladı.

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması’yla Türkiye Cumhuriyeti, İngiltere’nin Kıbrıs’ı ilhak kararını kabul etti.      

1951 yılında Yunanistan, ezelî Türk vatanı Kıbrıs adası ile alakalı çalışmalarını artırdı. 1953 yılında Ada’yı ilhak etme planları hazırladı. Türkiye ise gerek idârî kadroların siyasî irâdesi, gerekse milletin kahir ekseriyeti ile Ada’nın İngiltere’den ayrılması hâlinde, Türkiye’ye bağlanmasını istedi. İngiltere,  29 Ağustos 1955 târihinde bunun mümkün olmayacağını Türkiye’ye resmen bildirdi. Ada’da faaliyet gösteren Kıbrıs Türk Partisi’nin Genel Başkanı Dr. Fâzıl Küçük’ün liderliğinde Kıbrıs’ta ve Türkiye’de 1956-1958 yıllarında 50’den fazla miting tertip edildi. Mitinglerde ‘Ya Taksim, Ya Ölüm’ sloganları yüzbinler tarafından yeri-göğü titretecek şekilde haykırıldı.

27 Mayıs 1960 askerî darbesinden sonra siyâsî kadrolarla birlikte miting alanlarını dolduran insanlarımızda hissedilir ölçüde heyecan kaybı oldu.

Bu gelişmelerden cesâret alan Yunanistan yönetimi ve Kıbrıslı Rumlar, âdî ve kalleşçe cinâyetlerle Kıbrıslı Türklere katliam uygulamaya başladılar. Rum mezâlimi dayanılmaz dereceye ulaşınca Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Londra ve Zürih Anlaşmalarından kaynaklanan yetki ile Kıbrıs’a asker çıkarma kararı aldı. Karar, 20 Temmuz 1974 sabahı uygulamaya konuldu. Kıbrıs Türkleri katliamdan kurtarıldı. 15 Kasım 1983 târihinde Ada’da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Rum yönetimi olarak 2 devlet kuruldu. Sonra bu devletleri birleştirme planları hazırlandı. Şimdi de, Ban Ki-mun yönlendiriciliğinde Mustafa Akıncı-Nikos Anastasiadis planı için uğraşılıyor.

 

KUŞBAKIŞI:

TOMRİS HÂTUN:

13,5 X 21 santim ölçülerinde 184 sayfalık Ali Demirel’in kitabı, Ekim 2016’da yayınlandı.

Tomris adı etrafında değişik söylentiler vardır. Herodot’un anlattığına göre; M.Ö. 6. Yüzyılda hüküm süren İran halklarından Massagetlerin kraliçesidir. O’nun, ‘Saka Türkleri’ olarak da anılan İskitlerin kraliçesi olduğu da söylenir. Pers kralı İkinci Keyhüsrev, dul olan Tomris ile evlenmek istemiştir. Teklifi reddedilince Tomris’in oğlunu esir aldı. Kraliçenin esir alınan oğlu intihar edince Tomris ordusunun başına geçip savaştı ve galip geldi.  Oğlunun intikamını almak için Keyhüsrev’in kafasını kan dolu kaba sokturdu ve O’nu boğdurarak öldürttü. Bu sahnenin yağlıboya tablosu birçok ressam tarafından resmedildi.  

Birçok Avrupalı yazar, İslam toplumunda kadının yeri hakkında yanlış bilgiler vermiş, Müslüman kadının, erkeklerin esiri olduğunu, kafes arkasına itildiğini, haremde hapishâne hayatı yaşadığını yazmıştır. İşin hakîkatini belirten yazarlar da vardır. Müslüman reşit kadın, hem istifâde hem de kullanma ehliyetine sâhip olduğu için çağdaş hukuk sistemlerine bağlı kadınlardan çok önce, hukukî şahsiyetini kazanmıştır. Serbestçe ticâret yapan, malları üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan Müslüman kadını, toplum hayatında hak ettiği yeri almaktan alıkonulmamıştır. Ortaçağda İslam kadını; fıkıh ve hadis müderrisliği (yâni profesörlüğü), vezirlik ve hatta hükümdarlık yapmıştır. Hatta İslam âlimleri, Müslüman kadınların kadılık yapabileceklerini belirtmişlerdir.   

Dünya tarihine damga vuran, ilk Türk kadın hükümdar Tomris Hâtun’dur. Onun hakkında söylenenler, Herodot’un yazdıklarıyla örtüşmektedir.

Yazar Ali Demirel, Tomris Hâtun ile alakalı târihî hakîkatleri, akıcı ve rahat okunur üslûpla, bir çırpıda bitirilebilir şekilde kaleme almıştır. Feminist kadın yazarlarımızın yazdıkları kadın romanlarının, seviyeli birliktelikler (?!) yaşamaktan başka mârifeti bulunmayan kadın kahramanlarına inat, Tomris Hâtun, dünyaca meşhur Kleopatra’yı gölgede bırakabilecek kadar güçlü ve O’na inat iffetlidir. Aynı zamanda zeki ve akıllıdır. Film senaryolarına mevzu olabilecek çok parlak bir hayat yaşamıştır. O asıl gücünü savaşta ordu komutanlığı sırasında değil, savaşın eşiğine gelindiği durumlarda, aklı ve zekâsı ile savaşı önleyip barışı sağlamakta göstermiştir. Savaşın kaçınılmaz olduğu durumlarda ise silah gücünü değil aklın ve zekânın gücünü kullanmıştır.

Bizde her ne varsa kötü, batıda her ne varsa muhteşem olduğunu zan ve iddia eden eblehler, Tomris Hâtun’u okumalı ve tanımalılar.

 BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr  www.bilgeoguz.com.tr  

MATEMATİK SEMBOLLERİNİN KISA TÂRİHİ:

Toplama işâreti olan artı (+) ilk defa 1489’da kullanıldı. Sıfır (0)’ın, Milattan Önce 3000’li yıllarda Mısırlılar tarafından icat edildiği biliniyorsa da, ‘Matematik Sembollerinin Kısa Târihi’ isimli eseri yazan Joseph Mazur, (soyadına güvenerek mâzur görüleceğini düşünmüş olmalı ki) ilk defa Hindistan’da kullanıldığını yazıyor. Olsun… O, öyle yazdı diye, doğruyu bilenler, bildiklerinden vazgeçmeyeceklerdir. Zâten 1942 New York doğumlu Mister Mazur, kitabını hikâyelerle ve nüktelerle süslemiş. Bu yanlışını da bir espri olarak kabul ederek yazdığı kitabı okursak, bir şey kaybetmeyiz. Aksine çok şey kazanırız. Mesela bâzıları, ‘Latin Alfabesi’ olarak andıkları Türk alfabesinde Romen Rakamı bulunmamasına rağmen, ne sebepledir bilinmez, ısrar ve inatla Romen Rakamı kullanıyorlar. Bu entel-danteller ‘Sultan İkinci Abdülhâmid Han’ şeklinde yazmak gerekirken, ‘II. Hamit’ veya ‘Hamit II’ yazıyorlar. Peki bunlar,  Romen rakamı kullanarak 392 ile 128’i nasıl çarpacaklarını biliyorlar mı? Milâdî takvimin kullanılmaya başlandığı tarihten bu yana geçen 2016 yıl içerisinde kaç ay, kaç hafta ve kaç saat bulunduğunu Romen Rakamlarıyla hesap edebilirler mi? Mazur’un kitabını okusalar belki öğrenebilirler fakat nâzik bedenlerini zorlamak istemediklerinden kullanmak istemeyeceklerdir.  

Eşit (=) işâreti ve matematikteki diğer işâretlerin,  çarpı (X), bölü (:), eski (-), karekök ve diğerlerinin hikâyeleri, meraklılar için bu kitapta…

Ağustos 2016’da yayınlanan kitabı, dilimize Barış Gönülşen çevirmiş.

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI:

İstiklal Caddesi Meşelik Sokağı Nu: 2 Kat: 4 Beyoğlu, İstanbul (T. İş Bankası Parmakkapı Şubesi üzeri)

Telefon: 0-212 252 39 91 Belgegeçer: 0.212-252 39 95 www.iskultur.com.tr  e-posta: info@iskultur.com.tr  

VARLIK VERGİSİ:

1942 yılında, Varlık Vergisi ile alakalı muameleleri yürüten komisyonda, gayri resmî olarak çalışan bir memur olan Cahit Kayra, meselenin içyüzünü anlatıyor. Yaygın kanaatin aksine, Varlık Vergisi’nin konulmasındaki maksadın, Yahudilerin varını yoğunu elinden almak olmadığını yazıyor. ‘Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanan sıkıntıları hafifletmek için Varlık Vergisi ile birlikte başka birçok ağır verginin konulmasının bir mecburiyet olduğunu’ belirtiyor.

TARİHÇİ KİTABEVİ:

Moda Caddesi Nu: 104/A (Ziraat Bankası yanı) Moda, Kadıköy. Telefon ve Belgegeçer: 0.216-418 68 86

e-posta: info@tarihcikitabevi.com  // www.tarihcikitabevi.com  

KISA KISA… KISA KISA…

1- ALAFRANGALIĞIN TARİHİ: Hilmi Yavuz. Timaş Yayınları.

2- RECEP BİLGİNER’İN TİYATROLARI: Zeki Taştan. Kitabevi Yayınları / Mehmet Varış.

3- TÜRK DİLİ TARİHİ: Doç. Dr. Ali Akar. Üç Harf Yayıncılık.

4- ETNOGENEZ HALKLARIN ŞEKİLLENİŞİ, YÜKSELİŞİ VE DÜŞÜŞLERİ: Lev Gumilev’den Türkçe’ye çeviren: Dr. Ahsen Batur. Selenge Yayınları.

5- KAŞGARLI MAHMUD: Prof. Dr. Fuzuli Bayat. Ötüken Neşriyat.

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
!f İstanbul’da neler oluyor?
!f İstanbul’da neler oluyor?
Cezmi Baskın: Film için 1 ay yıkanmadım
Cezmi Baskın: Film için 1 ay yıkanmadım