Röportaj: Ömür Bayramoğlu
Çocukluk yıllarında yaşadığı bir kayıp, yıllar sonra bir romanın merkezine dönüştü. Filiz Çiçek’in Toros Yayınları etiketiyle yayımlanan yeni romanı “Kayıp Ada ve Şeytanları”, kaybolan çocuklar, toplumsal kötülük, hafıza ve yüzleşme üzerine kurduğu hikâyesiyle dikkat çekiyor. İlk bakışta fantastik bir atmosfer hissi veren roman, ilerleyen sayfalarda okuru sert ve gerçekçi bir dünyanın içine çekiyor.
Gazetecilikten editörlüğe, çocuk kitaplarından yetişkin edebiyatına uzanan üretim sürecini sürdüren Filiz Çiçek, romanında “şeytanlar” kavramını doğaüstü bir unsurdan çok toplumun içindeki kötülüğün metaforu olarak ele alıyor. Çiçek’le çocukluk travmalarının yazıya dönüşmesini, “Kayıp Ada ve Şeytanları”nın ortaya çıkış sürecini, karakterlerini ve yazma pratiğini konuştuk.
Kayıp Ada ve Şeytanları, çocukluk arkadaşınız Bilal ve diğer kayıp çocuklara adadığınız, Toros Yayınları tarafından yayımlanan yeni romanınız. Çocukluk yıllarınızda yaşadığınız bir kayıp, romanınızın ve kurgunuzun temelini oluşturuyor. Bu yaşantıyı yıllar sonra edebi bir metin hâline dönüştürmeye nasıl karar verdiniz?
Küçükken bir arkadaşımın kaybolması beni derinden etkiledi ve dünyaya güvensiz gözlerle bakmama neden oldu. Kötülük yakınımdan geçmiş, arkadaşımı ailesinden ve bizlerden koparıp bulamayacağımız bir yere götürmüştü. Ona ne olduğunu hiç öğrenemedik. Çocuk zihnimde onun eve döneceğine dair hikâyeler kurguladım durdum. Onun anısını canlı tutmanın yollarından biriydi bu.

Yaklaşık 3 yıl önce bir gece rüyamda onu gördüm. Tıpkı kitabımda tarif ettiğim gibi bir ev, çocukken yaşadığımız mahallede ortaya çıkmıştı. Sıvası henüz yapılmamış, bitmemiş bir evdi ancak camlarından hapishane parmaklığı gibi demirler yükseliyordu. Penceresinden baktığımda onu gördüm. Zayıflamıştı, üstünde kirli giysiler vardı ve üzgündü. Bana baktı sadece, konuşmadı.
Uyandığımda ağlamaya başladım. Bu hikâyeyi yazmayı arkadaşıma borçluydum. “Kayıp Ada ve Şeytanları” böyle doğdu.
Geçmişte yaşanılan bir olayı edebi bir metne dönüştürürken kurgu ile gerçek arasındaki o çizgiyi nasıl belirlediniz, romandaki dünya ne kadar kurmaca?
Hepsi kurgu. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, hâlâ gündemi yakından takip ederim. Kafasını kuma gömmeden yaşayan herkes, çevresinde, toplumda ve dünyada olan bitenin farkındadır. Metnin “Yazarın Notu” kısmı dışında tamamı kurgu ancak toplum olarak yaşadıklarımızdan yola çıktım.
Her kurgunun içinde gerçeklik vardır, siz yaşadıklarınızdan yola çıkarak kurgunun gerçek hayatı yansıtan detaylarını yazarsınız. Bunların yalnızca kurgu olduğunu kim iddia edebilir?
Kayıp Ada ve Şeytanları, ilk başta özellikle kapak tasarımı ile fantastik ögeler barındıran, gizemli bir hikâye okunacağını düşündüren bir kitap. Ancak okumaya başladığınız andan itibaren gerçek ve sarsıcı bir hikâye ile baş başa kalıyor okuyucu. Toplumun en hassas yaralarından birine odaklanan romanınızda anlatım dilinizin ve kurgunuzun gücünü oluştururken nelere dikkat ettiniz?
Toros Yayınları’ndan Emir Tali’nin yaptığı kapak tasarımı çok güzel. Doğrusu bu tasarım, beklentimin ötesine geçti, “Şeytanları” kelimesinin çağrıştırdığı atmosferle çok uyumlu oldu. Dediğiniz gibi metinde şeytanlarla başlayan fantastik beklentisi yerini rahatsız edici bir hikâyeye bırakıyor. “Kitap keyifle okunur” beklentisini doğru bulmuyorum, “Kayıp Ada ve Şeytanları” da okuru sarsarken üzerinde düşündürme amacı taşıyordu, bunu başardı.

Yazarken dikkat ettiğim konu, karakterlerin duygu ve düşüncelerini okura yansıtabilmekti. Dindar bir adamın, ailesinden koparılan bir çocuğun, ilk aşk heyecanı yaşayan bir gencin ya da kendini kötülükle mücadeleye adamış bir kanun adamının bakış açısını, duygularını, düşüncelerini yansıtabilmek benim için önemliydi. Bunun için iç ses, kişileştirme, üstkurmaca, bilinç akışı gibi edebi teknikler kullandım.
Gizem unsurunu kitabın sonuna dek sürdürmek ve finali sürpriz bir sonla yapmak benim için önemliydi, bunu başardığımı düşünüyorum. En azından kitabı bitirip bana dönüş yapanların yorumları bu yöndeydi.
Romanda “şeytanlar” kavramını güçlü bir metafor olarak kullanmışsınız. “Şeytanlar”, doğaüstü varlıklar olarak değil; toplumun içinde yer alan suçlular, kötüler olarak çıkıyor karşımıza. Bu anlamda gerilim ve suç romanı olarak okunsa da arka planda toplumsal gerçekçi bir anlatı ön plana çıkıyor. Bu gerçekçi anlatımında sizi en çok zorlayan bölümler ve karakter hangileri oldu?
Kitabımı iyi anlamışsınız. Öncelikle dikkatiniz için teşekkür ederim.
Ada karakterini kurgulamak ve onun yaşadıklarını anlatmak benim için duygusal anlamda zorlayıcı oldu. Geçmişle ve Ada’nın başına gelen durumlarla yüzleşmek için kaçırılan, kaybolan çocukların yerine kayıp arkadaşımı hatta bazen kendi çocukluğumu koymam gerekiyordu. Bu yüzden Ada’nın bir cami avlusuna bırakılışını, yardım arayışını ve en önemlisi, ailesini, kendisini unutmamak için verdiği mücadeleyi yazmak hiç kolay olmadı. Duygusal bir sınavdan geçtiğimi söyleyebilirim. Onunla ilgili kısımları yazarken kalbim âdeta Ada’nın küçük ellerinin arasındaydı.
Korkular, kaygılar içindeki Sıdıka karakterini — yani kötülüğün içinde kalmış, şeytana hizmet eden birini — hâlâ insanî duygular içinde aktarabilmek de zordu.
Sonunda okurun, bütün karakterlerin iç çatışmalarını, mücadelelerini anlamasını; olayları ve karakterleri gerçekliğe uygun olarak sunmayı hedefliyordum. Kitap boyunca bunu yapmaya çalıştım.
Bölümler hâlinde Ada’nın bugününü, çocukluğunu okuyoruz. Korkuyoruz, kızıyoruz, heyecanlanıyoruz, suçluyu bulmaya çalışıyoruz. Bu sert ve karanlık dünyada iyi insanların varlığını görmek umut verici. Romana başlarken mi karar verdiğiniz böyle bir sonla bitirmeye?
Hikâyelerde ve gerçek hayatta sizin, benim gibi iyi insanlar vardır, olmalıdır. Kurgunun doğasında var olan bir unsuru ortaya çıkardım sadece. Evet, baştan beri niyetim buydu, birinin bu kötülüğe bir son vermesi gerekiyordu.
Birinin kötü gidişata son vereceği umudunu taşımak isteriz, değil mi?
"KENDİM İÇİN YAPTIĞIM EN GÜZEL ŞEY YAZMAK"
Felsefe mezunusunuz. İzmir’de Yeni Ekonomi gazetesinde çalışma hayatınıza başlamışsınız. Edebiyatla, yazmakla bağınız hep var mıydı?
Felsefeyi kendim için okudum aslında, öğretmen olmak istemiyordum. Hayalim gazeteci olmaktı ve toplam 12 yıl Yeni Ekonomi, Yeni Asır ve Sabah’ta gazetecilik ve köşe yazarlığı yaptım. Yazmayı hep sevdim ve yazdım. Denemeler, kısa hikâyeler...
TÜBİTAK-Türkiye Bilimler Akademisi’nde 12 yıl editörlük ve yayın koordinatörlüğü yaptıktan sonra yazmayı meslek olarak benimsedim. Edebiyat dünyasında benim de olabileceğime karar verdim. 3 çocuk kitabı, 2 yetişkin kitabı yazdım. Yazmaya devam ediyorum.
Yazar, editör ve eğitmenlik kariyerinizde “yazmak” sizin için nasıl bir yerde?
Özel bir yerde; kendim için yaptığım en güzel şey yazmak. Elbette editörlüğü ve eğitmenliği de seviyorum ama bunu kendim için yapıyorum ve yazarak iç dünyamı aydınlattığımı ve zenginleştirdiğimi hissediyorum. Yazarken kendinizi tanıyorsunuz.
Bazen içimden çıkan yazara inanamıyorum, “Ben bunu nereden biliyorum?” veya “Ben böyle bir olay yaşadım mı?” diye kendimi sorguladığım oluyor.
İnsan, okuduklarından ibarettir aslında. Okuduklarımdan zihnimde kalanlar, yaşadıklarım ve tanık olduklarım, içimdeki yazarı besliyor ve onun tek isteği yazmak. Şöyle bir yıl her şeyden uzaklaşabilsem, telefonum olmasa, günlük işleri yapmak ve para kazanmak zorunda kalmasam... Sabahtan akşama, akşamdan sabaha yazabilsem kendimi mutlu hissedeceğim.
Son kitabınızda geçmişte tanık olduğunuz bir olay yıllar sonra hikâyenizin kahramanı oldu. Filiz Çiçek yazmaya nasıl başlıyor, neler etkiliyor sizi? Önce karakterler mi, hikâye mi; nasıl ilerliyorsunuz yazarken?
Sürekli kurgusunu oluşturduğum, ilerlediğim hikâyelerim var benim; bazıları aklımda, bazıları bilgisayarımda ve çoğu taslak hâlde. Bir aşamaya geldikten sonra hikâyeyi bitirmeniz kaçınılmaz oluyor.
Yaratıcı yazarlık derslerimde bazı öğrencilerim, “Hocam benim karakterlerim evlendi, çoluk çocuğa karıştı ama ben oturup hâlâ yazamadım,” diye yakınıyorlar. Taslağınız ve hayalinizdeki hikâye, bir noktadan sonra dizginlenemez duruma geliyor ve yazmazsanız uyuyamıyorsunuz veya başka konulara odaklanamıyorsunuz.
İnsan hikâyelerinden etkileniyorum. Gazeteciliğin verdiği alışkanlıkla her gün haberleri takip ederim ve onların hepsi benim için birer hikâyedir. Güçlü bir hikâye bulmuşsam ona uygun bir karakter yaratma aşamasına geçerim ve sonrası çorap söküğü gibi gelir.
Doğa Meclisi- Ormanlar Yanmasın!, Babam Bir Uzaylı ve Ankara’da Kış Macerası adlı üç çocuk kitabınız var. Özellikle çocuk kitabı yazarken dikkat ettiğiniz noktalar var mı?
Çocuk kitapları uzmanlık alanım. 12 yıldır çocuk ve gençlik kitapları editörlüğü yapıyor ve yazıyorum. Çocuk ve gençlik kitabı yazmak, yetişkin kitaplarına oranla daha zordur. Bu kitapların kısa ve basit olduğu düşünülür ve bu yüzden bazı yazar adayları, çocuk kitaplarıyla başlamanın kolay olacağı yanılgısına düşer.
Çocuklar en zor okurlardır, hikâye boyunca onların ilgisini canlı tutmak gerekir. Ben, 4 yıldır çocuk ve gençlik kitapları atölyesi düzenliyor, 8 hafta süren dersler veriyorum. Burada 8 haftayı özetlemek mümkün değil ancak şunu söyleyebilirim: Dikkat edilmesi gereken birçok bileşen vardır ve çocuk kitapları hiç kolay değildir.
Yaratıcı yazarlık ve editörlük dersleri veriyorsunuz. Yazar ve editör olmak isteyenlere neler söylersiniz?
Klasik bir tavsiye olacak ama yazar adaylarına bol bol okumalarını tavsiye ederim. Özellikle sevdikleri türleri okusunlar ve yine sevdikleri türde kitaplar yazsınlar.
Editörlük ise bambaşka bir konu. Ülkemizde editörlük ile redaktörlük karıştırılıyor. “Editörler, kitap dosyasının imla hatalarını düzeltir ve işleri biter,” diye düşünülüyor. Bu yanlış ve eksik.
Yayınevi editörleri kitabın seçiminden yayımlanma sürecine kadar her aşamada etkili olurlar; çevirmen ve çizerle çalışırlar, kapağın hazırlanmasında ve tanıtımda etkili olurlar. Bir editör, kitabın her aşamasında etkindir.
Bağımsız editör ise üzerinde çalışarak bir kitap dosyasını yayımlanamayacak seviyeden yayımlanabilecek seviyeye yükseltebilir. Bu nedenle yazar adaylarına, önce bir bağımsız editörle çalışmalarını öneriyorum.
Yazarlık ve editörlük örgün eğitimin içinde yer almadığından bu alanda çalışmak isteyenlerin kendilerini eğitmeleri gerekiyor.



















