Röportaj: Sevgi YıldırımTürkiye’den ve dünyadan nitelikli ve ödüllü filmleri bir araya getiren 45. İstanbul Film Festivali, bu yıl da kapsamlı seçkisiyle dikkat çekiyor. 127 uzun metrajlı ve 13 kısa filmden oluşan programda; dünya sinemasının öne çıkan örnekleri, kült yapımlar, usta yönetmenlerin ve genç sinemacıların son filmleri yer alıyor. Dünya, uluslararası, Balkan ve Türkiye prömiyerlerine de ev sahipliği yapan festival, 11 gün boyunca gösterimlerin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleşecek söyleşiler, özel gösterimler ve çeşitli etkinliklerle izleyiciyle buluşacak.Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan ile 45. İstanbul Film Festivali'ni konuştuk.Festivalin bu seneki mottosu: Film Gibi Şehir. Bu mottodan yola çıkarak çeşitli reklam kampanyaları hazırladınız. 1960’lardan seçtiğiniz filmlerle festivali şenlendiriyorsunuz. Nereden çıktı bu serüven?Valla bu sene aslında böyle değişik bir şeyler istiyorduk kampanya için. İstanbul’u ön plana çıkartalım, dedik. Çünkü bu şehrin festivaliyiz biz. Ondan sonra ajansımız da “Film Gibi Şehir”i buldu. İstanbul, bir kere çok güzel bir şehir. Özellikle seyircimiz bu üç esinlendiğimiz filmi seyredince daha iyi anlayacaktır. İşte “James Bond: Rusya’dan Sevgilerle”, “Tenten İstanbul’da” ve “Acı Hayat”; 1960’ların İstanbul’unu görüyorsunuz ve gerçekten o yıllar çok güzel İstanbul. Yani kuşbakışı hâlinden çok daha güzel bir İstanbul var. Ve de gerçekten çok sinematografik bir şehir. O yüzden de bu “Film Gibi Şehir” hoşumuza gitti. Sonra da bu bizim kampanyamız ortaya çıktı. Çok fazla film çekilmiş İstanbul’da. Onlardan da bir afiş sergisi yapıyoruz aynı zamanda festivalde. 34 afişimiz var. Şans eseri İstanbul’un plakası oldu. 20’lerden 70’lere afişlerimiz var. Sonra 70’lerden sonra zaten illüstrasyon yapmayı bırakmışlar, fotoğraflı afişlere geçmişler ama çok inanılmaz güzel illüstrasyonlar var. Onları da aynı zamanda gösteriyoruz. İstanbul üzerine yoğunlaştık bu sene diyebiliriz.Önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da festivale uluslararası film katılımı çok fazla. Bu filmler neye göre seçildi? Yelpazemiz gerçekten çok kapsamlı, onu söyleyebilirim. Çünkü bu sene 15 filmimiz var ana yarışmamızda. Bunların beş tanesi Türk, 10 tanesi yabancı. Bir Kenya filmimiz var, Pakistan filmimiz var, Avrupa’dan filmler var. Hani birazcık karışık. Bir de daha önce de konuştuğumuz bir şey bu aslında ama şu anda bir taraftan da Ortadoğu’nun bu kadar karışık olması ve savaşlar, bütün dünyanın hâli biraz da Ortadoğu’dan hikâyeleri ortaya çıkardı aslında. Keşke savaş olmasaydı, ayrı hikâye ama bir taraftan da bu birazcık besliyor bunu ve dünyada çok daha fazla görünür oldular. O yüzden de bizim festivalde de daha fazla görünürler kendileri. Mesela bunun en güzel örneği; bir Filistin belgeselimiz var, “Habibi Hüseyin” diye. Gittiği bütün festivallerde çok beğeni toplayan bir film. Gerçekten o kadar dokunaklı ki… Filistin’de bir sinemanın makinistini anlatıyor, Hüseyin adlı makinisti anlatıyor. Almanlar mesela onu restore etmeye çalışıyor ama biz adamın hikâyesine bakıyoruz. Çok dokunaklı, çok güzel bir hikâye. İşte böyle şeylere ihtiyaç var.Berlin’de en iyi film ödülü alan “Kurtuluş Kayıtları” adlı Filistin filmi var. Onu da getiriyoruz. Onun yönetmenleri de geliyor seyretmeye. Ama ondan başka mesela yarışmamızda bir Lübnan filmi var, “Yalnız Asiler” diye. O da Lübnan’da çekilecekmiş ama bombalamalar yüzünden Lübnan’da çekilememiş, Fransa’da stüdyoda çekmişler. Böyle şeyler de var mesela. Yani dünyanın hâli sinemayı birebir etkiliyor. Tabii ki her şeyi etkiliyor. 127 filmimiz var. Dünyanın her yerinden güzel bir yelpaze oldu. Biz gayet mutluyuz seçkiden ve özellikle de Altın Lale yarışmasındaki 15 filmden. Özellikle onları çok özenle seçtiğimizi söyleyebilirim.O hâlde izleyicilere özellikle Altın Lale’deki filmlerin kaçırılmaması gerektiğini söyleyebiliriz.Gerçekten çok çok önemli filmler var ve hatta şöyle bir durum da var: Biz normalde başka büyük festivallerde ödül kazanan filmleri kendi yarışmamıza almıyoruz ki, eğer bir ödül olacaksa bizden alsın, o büyük ödülü alsın ümidiyle. O yüzden de bizim çok beğendiğimiz ama ödül almayan Cannes ana yarışmadaki “Diriliş” adlı film veya Berlin’deki “Rose” adlı film… Bunlar büyük ödül almadı. O yüzden bunları festivale aldık. Belki bizde alırlar ümidiyle. Böyle çok özenle seçtiğimiz filmler var gerçekten.Ama ondan başka da diğer yan bölümlerde, mesela bu sene özellikle belgesel açısından çok iyi bir sene. 22 belgeselimiz vardı belgesel bölümünde. Bunun 11’i Türk, 11’i yabancı. Ondan başka yan bölümlerde de birçok belgeselimiz var. Gerçekten çok kaliteli belgesellerin çıktığı bir sene. Yani çok güzel hikâyeler anlatılmış, çok enteresan şeyler anlatılmış.Mesela “American Doctor” diye bir filmimiz var. Filistin’deki bir hastaneyi anlatıyor ve burada bombalanan hastanelerden birini ele alınıyor. Bir Amerikalı, bir İsrailli, biri Filistinli üç doktor hastaları kurtarmaya çalışıyor. Yani çok güzel, çok dokunaklı hikâyeler var.Venedik’te kendini kanala atan Gambiyalı ve İtalyanların kesinlikle umursamadığı bir çocuğun bir olayın ardından ailesini bulmak için Gambiya’ya gidişini anlatan belgesel var. Müthiş sinemasal görüntülerle bezeli, çok enteresan bir yapım. Yani bu sene beni kurmacalardan çok daha fazla etkileyen belgeseller oldu, onu söylemek istiyorum.Son olarak açılış filmini de konuşmak isterim. Ne izleyeceğiz bu sene? Açılış filmimiz “Üç Veda”. Isabel Coixet’in son filmi. Isabel Coixet Katalan bir yönetmen. Ama bu filmini İtalya’da çekmiş. İtalyan bir kitap uyarlaması çünkü. Yani çok dokunaklı ve çok güçlü bir film aslında. O yüzden onunla açılmak istedik. Hayat üzerine özellikle çok güzel şeyler söyleyen, biraz mendil ihtiyacı olabilir, ağlatabilir ama çok vurucu, çok güzel bir film. Onunla açılmak istedik.Ama dediğim gibi, ondan başka da açılıştan sonra konukların sunacağı; Gianfranco Rosi’nin sunacağı “Pompei Bulutların Altında” veya Mike Figgis’in sunacağı “MegaDoc” gibi çok güzel filmlerimiz de var. Onları da kaçırmamalarını tavsiye ediyorum tabii herkese.
Röportaj
Yayınlanma: 23 Mart 2026 - 21:39
Güncelleme: 23 Mart 2026 - 21:43
İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan: Bu sene özellikle belgesel açısından çok iyi bir sene
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan ile 5. İstanbul Film Festivali'ni konuştuk.
Röportaj
23 Mart 2026 - 21:39
Güncelleme: 23 Mart 2026 - 21:43




















