Murat Erdin yazdı
Dünya Futbol Şampiyonu olarak alkışladığımız İspanya 1980’li yılların sonuna kadar Avrupa’nın en yoksul ülkelerinden biriydi. Ülkenin sosyal durumu hem geri kalmış bir ekonominin hem de sürekli darbelerle ve faşist liderlerin tahakkümüyle örselenmiş ortalama bir Latin Amerika düzeyindeydi.
Ülkeyi bu kadar kısa sürede siyasette, sporda ve ekonomide dünyanın en iyileri arasına sokan iki temel etkiyi hemen yazalım:
- Demokrasi
- Avrupa Birliği
İspanya, Avrupa Birliği’ne 1 Ocak 1986’da katıldığı zaman ülkede kişi başına düşen milli gelir 4 bin 600 dolar civarındaydı. Güncel milli gelir kişi başına 41 bin dolardan fazladır. Ülkenin AB normlarına tam uyum çerçevesinde eksiksiz bir demokrasiye, hukuk devletine kavuşmasıyla birlikte hem sivil toplum büyük bir sıçrama göstermiş hem de İspanya devleti tüm kurumlarıyla saygın bir yer edinmiştir. Geçmişten gelen kadim imparatorluk mirasını arkasına alan İspanyollar, bunun verdiği güçle Filistin sorununda olduğu gibi gerektiğinde kendi görüşünü cesurca dile getirmekten hiçbir zaman kaçınmamıştır.
Büyük İspanyol kültürünü demokrasiyle taçlandırılmasına en büyük katkıyı veren unsurlardan birisi de İspanyolcanın gücüdür.
Futbol yorumcuları İspanya’nın dünya şampiyonu olmasını iyi futbolculara ve iyi teknik direktöre bağladılar. Ama bu çok sığ bir tahlil olur. Özellikle Türkiye gibi futbolda çok konuşulan ama pek düşünülmeyen ülkeler İspanya’nın önü alınmaz başarısını sadece sporculara ve teknik adaklara bağlarlar. Oysa İngilizce İngiltere için neyse, İspanyolca İspanya için odur. İspanyolcayı arkasına alan İspanya bundan sonra da başarılı olacaktır.
Yeni tamamlanan Dünya Futbol Şampiyonası’na Türkiye’nin de bulunduğu 48 ülke katıldı. Bu ülkelerden 8’inin resmi dili İspanyolca idi.
Final maçı İspanya ve Arjantin arasında oynandı. İki ülke de İspanyolca konuşuyordu. Şampiyonada anadili İspanyolca olan diğer ülkeler şunlardı: Uruguay, Kolombiya, Meksika, Paraguay, Ekvador, Panama ve Arjantin. Curaçao Adaları ise resmi dili İspanyolca olmamasına karşın Portekizce ve İspanyolcanın bir karışımı olan Papiamentu dilini konuşuyor. Yani sıradan bir İspanyol Curaçao’da derdini anlatıp denilenleri anlayabilir.
İspanyolca tüm bu ülkeler arasında ortak bir zemin yaratmakla kalmaz, bir büyük kültürün, sporun ve siyasetin temelini oluşturur. İspanyol ressamlar Velazquez, Francisco Goya, El Greco, Picasso ve Salvador Dali kralların, dağların ve halkların resmini yaparken dünya futbolunun da resmini yaparlar.
İspanyol yazarlar Cervantes sadece Don Kişot’u yaratmakla kalmaz, kolektif bir oyunun karakterini ve oyuncularını kurgular. Federico Garcia Lorca dizeleriyle şiir gibi bir futbol hayal etmiştir. Üstelik bunlar İspanyol etkisiyle değil İspanyolcanın ortak tutkusuyla ortaya çıkar. Böyle olduğu içindir ki İspanyolca yazan onlarca büyük edebiyatçı dünyanın en büyük yazarları arasındadır.
İspanya ile Arjantin dünya futbolunun finalini oynarken, onları izleyenlerin evinde Rafael Alberti ile Jorge Luis Borges’in kitapları duruyordu. Dünya edebiyatının pek çok başyapıtı, İspanyolcanın hayal gücüyle yaratılmıştır. Kolombiyalı Gabriel Garcia Marquez, Meksikalı Octavia Paz ve Carlos Fuentes, Uruguaylı Eduardo Galeano, Carlos Onetti, Paraguaylı Augusto Roa Bastos ve Arjantinli Julio Cortazar hem İspanyolca düşündüler hem İspanyolca yazdılar.
Avam Kamarası’nda bir konuşma yapan İngiliz Parlamenter “İngiltere’yi ancak ve yalnız İngilizce kurtarabilir” demiştir.
Bugün de İspanya, İspanyolca sayesinde dünyanın seçkin ülkeleri arasındadır. Üstelik sadece futbolda değil, teniste, basketbolda, voleybolda, tüm bireysel ve takım sporlarında İspanyol oyuncuları ve İspanyolca konuşan ülkeleri görebilirsiniz.
Aynı güç Türkçede de vardır.
Türkiye’yi Türkçe ve Türkçe etrafında şekillenenen yüksek kültür kurtaracaktır. Türkçe konuşan ülkelerin yaratacağı ortak güç ve ortak kültür sadece Türkiye için değil Türkçe konuşan tüm ülkeler için çıkış yoludur.
Ama bunun için İspanya’nın yaptığını yapmak gerekiyor. Demokrasinin şaşmaz yolundan ayrılmamak, ülkeyi feodal düzenden, geri kalmış devletçi ekonomiden, otokratik düzenden uzak tutmak. Daha liberal, özgür, hukuki ve tam demokratik bir yola sokmak.
İşte o zaman Türk Milli Futbol Takımı da bir gün final oynayabilir.




















