Ali İzzet Keçeci yazdı
Meşhur bir
deyimimiz vardır ya “Hanya’yı Konya’yı görürsün” diye. Hepimiz biliriz ve
söyleriz bu sözü ancak pek azımız bilir bu sözde geçen Hanya’nın nerede
olduğunu.
Ege denizini
Akdeniz’e bağlayan noktada Akdeniz’in en büyük ikinci adası olan Girit adası
yer alır. Girit adasının batı ucunda ilk bakışta kendine hayran bir kenttir
Hanya.
Medeniyet
tarihi okumalarında ilk öğrendiğimiz husus, Girit adasının ve Girit
medeniyetinin bölgenin ilk medeniyeti olduğudur. Minos uygarlığı olarak
bildiğimiz bu medeniyet başta Knossos Sarayı olmak üzere pek çok tarihi kalıntı
ile bugün kendi varlığını ispat etmektedir. Antik Yunan medeniyetinin Girit
medeniyeti ile ilişkileri ve savaşları ayrıca mitolojide yer alan pek çok olayın
Girit’te gerçekleşmiş olması bu adayı ve kentlerini daha da önemli kılmaktadır.
Hanya kenti antik
Minos uygarlığından izler taşımakla birlikte modern manada İslam sonrası Arap
fetihlerinin Akdeniz adalarına uzandığı 828 yılında İslam donanması tarafından
kurulmuştur. Sonraları Doğu Roma (Bizans), Venedik ve Osmanlı idaresinde kalan
Hanya kenti ve Girit adası 1898-1908 yılları arasında bağımsız olmuş ve 1908
yılından beri de Yunanistan’ın en büyük adası olarak yoluna devam etmektedir.
Hanya kenti
bağımsız Girit Cumhuriyeti döneminde başkentlik vazifesi gördüğü gibi ondan
önce var olan Osmanlı idaresinde de adanın idari merkezi idi.
Klasik Ege
adalarından farklı oluşu, Venedik ve Osmanlı kültüründen kalma derin izleri ile
Hanya insanı kendine hayran bırakan bir kent. Adadaki Türk izleri en yoğun
olarak Hanya kentinde göze çarpmaktadır. Öyle ki; kent merkezinin antik
limanında bulunan ve minaresi yıkılmış ve kendisi kapalı halde bulunan Yalı
Camii (Küçük Hasan Paşa Camii olarak da bilinir) ilk göze çarpan Türk eseridir.
Şehrin içinde dolaştığınızda eski Türk mahalleleri, evleri, camileri, türbe
kalıntıları ve daha nice eserler sizlere göz kırpmaktadır.
Osmanlı
Devleti tarafından 1645-1669 tarihleri arasında feth edildikten sonra Mersin
Yörükleri ve Karaman Türkmenlerinin yerleştirilmesi ile büyük bir Türk nüfusa
ulaşan Girit, Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan nüfus mübadelesi ile tüm
Türk nüfusunu kaybetmiştir.
Hanya
kentinden Türkiye’ye göç eden insanların torunları ülkemizin dört bir yanında
yaşamakta ve kendilerini halen Girit göçmeni olarak tanıtmaktadırlar.
Hanya kentinin
sahilinden başlayıp sokakları boyunca gezdiğinizde bolca Venedik ve Osmanlı
eseri göreceğinizi söylemiştik peki bu bunlardan en önemlileri hangileridir.
Eski
yazılarımda, tarihi eserlerin dönem din ve millet ayrımı yapılmaksızın
sahiplenilmesi ve geleceğe taşınması konusundaki vurgularım hepinizin
malumudur. Hanya kentinde gördüğüm ve eskiden cami şimdi ise kilise olan Sultan
Camii bu tezimi bir kez daha pekiştirdi.
Bir yanında
çan kulesi bir yanında ise minare bulunan bu kilise, geçmişinde bir cami bugün
ise bir kilise olduğunu ve her iki kimliğine de sahip çıktığını çok açık bir
biçimde göstermektedir.
Bugün ülkemiz
sınırlarında pek çok şehirde geçmişte kilise iken bugün cami olarak kullanılan
pek çok ibadethane bulunmaktadır. Gerek cemaatsizlikten gerekse fetih yoluyla
alındıktan sonra camiye çevrilen kiliseler bugün ayakta durmaktadır. Bu
kiliseler her ne kadar bugün cami olarak işlev görse de onların mimari özellikleri
ve yapıldıkları dönemlerle ilgili bilgi sahibi olabilmekteyiz.
Kaybolan,
yıkılan, tahrip olan onlarca kilise ve caminin akıbetini düşündüğümüzde ortaya
çıkan bu manzara hiçte mantıksız değildir.
Buraya kadar
olan düşüncem biraz garip gelebilir, yani caminin kiliseye çevrilmesi yada
kilisenin camiye çevrilmesi sizi neden mutlu ediyor diye. Eskiden bende karşı
idim bir ibadethanenin ruhunun kimliğinin değişmesine ancak bir gün Sanat
Tarihçisi bir arkadaşımla bu konu üzerinde özellikle o dönemde yapmış olduğum Bursa
seyahatimden sonra yaptığımız konuşmada; “İbadethane kimlik değiştirmezse
yıkılmaya mahkumdur, öyle ki bugün gördüğümüz Doğu Roma (Bizans) kiliseleri
eğer camiye çevrilmese idi çoğunun varlığından bile haberdar olmayacaktık sözü
bende büyük bir tesir bırakmıştı.”
Bu düşünce ile
selamladım Hanya kentinde eski Sultan Camii şimdinin Hanya kilisesini. Meydan
yer alan koca çınar belli ki çok şey görmüş bu şehirde ancak dile gelecekte
anlatacak…
Hanya
kalesinden şehri seyretmekte ayrı bir güzellik, yine şehrin içlerine doğru
Atina’dakine benzer bir ulusal bahçe ve park alanı insanların günlük
yaşamlarında çokça uğradıkları mekanlardan.
Modern
Yunanistan’ın en önemli siyasi isimlerinden ve Türk-Yunan harbi ve sonrasında
başbakanlık yapmış olan Elefterios Venizelos’un doğum yerinin de Hanya kentinin
hemen dışında bir kasaba olduğunu ve Venizelos’un kabrinin de burada
bulunduğunu hatırlatmakta yarar var.
Yemek kültürü
ve tarihi dokusu ile bizden bir yer olan Hanya’yı görmek, bir ömre bedeldir.
Baba tarafından
Konyalı olan bir kişi olarak Konya’yı sık sık gören bir kişinin Hanya’yı da
görmüş olması ilk etapta esprili bir dil kullanıldığı izlenimi verse de esas
olan bu sözün anlamında da yatan; “Dünyanın kaç bucak olduğunu bilmektir.”
Hanya kentinin
güzel insanlarına ve Ege’nin ve Akdeniz’in köklü tarihine, Minos uygarlığına,
Miken uygarlığına, Roma, Venedik ve Osmanlı izlerine hepsine birden selam
olsun…
murekkephaber.com



















