Venedik’te 21 Şubat’ta açılacak olan “Beyond the Vanishing Point” fotoğraf sergisi, mimari mirasın fotoğrafla buluştuğu güçlü bir seçkiyle izleyiciyle buluşuyor. Le Stanze della Fotografia çatısı altında 6 Nisan’a kadar gezilebilecek sergi, Ayasofya’nın anıtsal kubbesinden İtalya’nın ikonik yapılarındaki dramatik perspektiflere kadar uzanan geniş bir mimari yelpazeyi içeriyor.
Sergide toplam 29 büyük boy fotoğraf, tarih boyunca doğu ve batı coğrafyalarının mimari pratikleri arasında kurulan sürekliliğe dair sorgulayıcı bir anlatı sunuyor. Birçoğu erişimi kısıtlı ya da gizli kalmış mekanlarda çekilmiş bu kareler, mimarinin hem geçmiş hem de bugünle kurduğu bağın görsel belgeselini oluşturuyor.

Mimari Belleğin Fotoğrafla Yansıtılması
Dünyaca ünlü mimar-fotoğrafçı Ahmet Ertuğ’un seçkiye dahil ettiği eserler, uzun yıllara yayılan belgeleme sürecinin ürünleri. Ertuğ’un yarım asırlık kariyerine yayılan çalışmaları, Avrupa ve Akdeniz coğrafyasındaki mimari mirası fotoğraf aracılığıyla yeniden görünür kılıyor.
Erdoğan’ın profesyonel yaklaşımı, mimariyi yalnızca bir görüntü olarak kaydetmekle sınırlı kalmıyor; onun sürekliliğini, dönüşümünü ve mekânın zaman içindeki izlerini dikkatle yorumluyor. Bu bakışla hazırlanan seçkide, görsel anlatı ile mimari hafıza arasında çarpıcı bir diyalog kuruluyor.

Ayasofya’dan Pantheon’a: Kültürlerarası Diyalog
Serginin en dikkat çekici fotoğraflarından biri, sadece Türkiye’den tek bir kare olmasıyla öne çıkıyor: Ayasofya’nın anıtsal kubbesi. Altıncı yüzyılda inşa edilen bu kubbenin mimari kudreti, sergide İstanbul ile Venedik’in binyıllara yayılan mimari sürekliliği arasında bir köprü olarak yer alıyor.
Ayasofya’nın çevresindeki yarım kubbelerin de kadraja girdiği bu fotoğraf, mimarinin sadece mekânı belgelemekle kalmayıp kültürel ve tarihsel süreklilikleri de okuduğunu ortaya koyuyor.
Büyük Format Fotoğrafın Tefekkür Dili
Sergideki fotoğrafların çoğu, sanatçının 8×10 inç büyük format körüklü kamera ile çekilmiş eserlerinden oluşuyor. Bu yavaş ve bilinçli üretim süreci, mimari detayların derinliğini ve hacimsel algısını güçlendiriyor.
Katedraller, saraylar, tiyatrolar, kütüphaneler ve tarihî müzeler gibi yapıların fotoğrafları, mimarinin hem estetik hem de kültürel derinliğini ortaya çıkarıyor. İzleyici, bu kadrajlar aracılığıyla çoğu zaman erişilmesi zor mekânlarla görsel bir yakınlaşma fırsatı buluyor.
Yarım Asırlık Bir Belgeleme Serüveni
Ahmet Ertuğ, 1968–1974 yılları arasında İngiltere’de mimarlık eğitimi aldıktan sonra mimari ve arkeolojik çalışmalara odaklanmış bir kariyer inşa etti. Londra, İran ve Türkiye’de mimar olarak çalışmasının ardından, geleneksel mimariyi fotoğraflamak üzere Japonya’da çalışmalar yürüttü.

İstanbul’un tarihî dokusuna yönelik koruma projelerinde edindiği deneyim, Bizans, Osmanlı ve Roma mimari mirasını belgeleme yönündeki üretimlerini şekillendirdi. Yarım asırlık süre içinde yayımlanan 30’dan fazla kitap ve Avrupa genelindeki kapsamlı çalışmalar, Ertuğ’un kariyerinin çok katmanlı doğasını ortaya koyuyor.
Eserleri uluslararası alanda sergilenen sanatçının fotoğrafları, dünyanın çeşitli koleksiyonlarında yer alıyor. New York, Paris, Londra, Viyana ve Toronto gibi merkezlerde açtığı sergiler, mimari fotoğrafçılığın global ölçekteki yankısını gösteriyor.




















