Ahmet Ümit: Türkiye'deki önemli arkeolojik anıtları yazmak istiyorum

Usta kalem Ahmet Ümit, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Kayıp Tanrılar Ülkesi isimli yeni kitabını kitapseverlerle canlı yayında buluşturdu. Eray Ak’ın moderatörlüğünde gerçekleşen etkinlikte Ümit, kitabın yazım sürecine, kitapla ilgili merak edilenlere ve yazarlık serüvenine değindi.

Reklam
Ahmet Ümit: Türkiye'deki önemli arkeolojik anıtları yazmak istiyorum
28 Haziran 2021 - 17:18

D&R, Instagram sayfasından gerçekleştirdiği canlı yayınlarında bu kez Ahmet Ümit’i konuk etti. Türk edebiyatının usta ismi, yeni kitabı Kayıp Tanrılar Ülkesi ile ilgili merak edilenleri okurlarıyla paylaştı. Moderatörlüğünü Eray Ak’ın üstlendiği canlı yayın, keyifli bir sohbete sahne oldu. 

“Türkiye’de önemli olan arkeolojik anıtları yazmak istiyorum”

Kayıp Tanrılar Ülkesi’ni yazmaya 10 yıl önce karar verdiğini söyleyen Ahmet Ümit, “Sis ve Gece romanım Almanca’ya çevrildiğinde Berlin’e gitmiştim. Pergamon Müzesi’ne gittim. Eserin bizde olmadığına üzüldüm. Bir konferans için Bergama’ya gittiğimde de Pergamon’ı gördüm, kitabı yazmaya o zaman karar verdim. Berlin önemli bir yer olacak deyince Berlin’e gidip orda yaşamaya başladım. Bir yazar, yazacağı yerde yaşamak zorunda değil. Bu bir tercih meselesi… Ben gitmeden, görmeden yapamıyorum. Şehrin sokağından ziyade o şehrin yemeği, operası, tiyatrosu, romanları, her şeyini öğreniyorum. Okurlar, merak içerisinde, hoş vakit geçirdikleri bir kitap okuyacaklar. Öğrenecekler, düşünecekler. Romanımızın alt yapısında Pergamon antik kenti ve Pergamon Altarı yer alıyor. Tabii sadece Pergamon Altarı değil konu, çok katmanlı bir romandan bahsediyoruz. Edebiyatın eğitme, öğretme, farkındalık yaratma kısmı çok önemli. Ben de bu romanı yazarken Anadolu’daki insanlara eğitim ve farkındalık sağlama açısından uyumlu olacağını düşündüm. Kitap, benzersiz topraklara sahip oluşumuzu anlatıyor. Göbeklitepe, Yarımburgaz Mağarası gibi, ilk insanların yaşadığı yerlere sahibiz. O zamandan bu yana Hititler, Antik Roma, Doğu Roma, Selçuklu, Osmanlı’nın da içinde olduğu, çok fazla medeniyeti barındıran topraklarda yaşıyoruz. Belki birkaç roman sonra yazmayı istediğim arkeoloji romanı var. Türkiye’de önemli olan arkeolojik anıtları yazmak istiyorum.” dedi. 

Ahmet Ümit sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu an yetişkinler için bir masal yazıyorum. Sevmeyi bilmeyen erkekler için bir fantastik masal… Kadınların öldürülmesi beni çok üzüyor. Bu sadece kadınların değil, toplumun sorunu. Toplumun sağlıklı olabilmesi için kadınların özür olması gerekir. Kadınların özgür olamadığı bir toplumda ne erkekler ne de toplum sağlıklı olur.” 

 “Yazar bir süre sonra kendine meydan okumalıdır” 

Yabancı bir ülkenin başkentini anlatmanın, kendisi için bir meydan okuma olduğunu belirten Ümit, “Kendi adıma bir meydan okumaydı ve benim için önemliydi. Bu benim 14. romanım ve 24. kitabım. Yazar bir süre sonra kendine meydan okumalıdır. Giderek çıtayı yükseltmek lazım ki yazdıklarınızdan zevk alabilesiniz. Dünya’nın gidişatını iyi görmüyorum. Kendisi gibi olmayanlara karşı nefret doğuyor dünyada. Bu beni çok endişelendiriyor. Bu kitabın amacı da ırkçılığa karşı olmak aslında... Romanın başka bir konusu olan baba-oğul arasındaki ilişki de evrensel bir meseledir. Nerede olursa olsun baba oğul arasında ilişkinin tüm aşamaları çok önemlidir. Çünkü hepimiz bir aileye doğuyoruz. Yazarken yaşıyorum ben. Duygu ve düşüncelerimi kelimelere dökmeye çalışıyorum. Ben onları hissettiğim için okurlar da bunu görebiliyor, hissedebiliyor. Benim üslubum bu. Üslup da bizim yaşam biçimimizden gelir.” dedi.

Polisiye romanlara da değinen usta yazar, “Ben suçu bir varoluş olarak görüyorum. İnsanın varlık nedeni olarak görüyorum. 100 yıl önce suç olmayan şey bugün suç olabilir ya da 100 yıl önce suç olan şey şu an suç olmayabilir. Dolayısıyla bireyin özgürleşmesi suçla bağlantılı olabilir. İnsan varsa suç vardır. Shakespeare’in Hamlet’i ve Machbet’i, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, Karamazov Kardeşler, Agatha Christie yine polisiye örneğidir. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum