Röportaj: Oğuz ÇetinoğluOğuz Çetinoğlu: Çalışma hayatınız muhasebecilikle başladı. Genç yaşınıza rağmen kariyerinizin zirvesine çıkmışken Altın Mikrofon Yarışması’na katıldınız, birinci olup müzik alanına geçtiniz. Aynı zamanda işletmecisiniz, iş adamısınız. Tekrar dünyaya gelecek olsanız, aynı çizgileri tâkip eder misiniz?Zeki Çetin: Hayır etmezdim. Müzik dünyası, ben bu dünya ile ilgilenmeye başladıktan sonra çok değişti. Kültürüne, geleneklerine, örf ve âdetlerine bağlı bir insan olarak, gerçek anlamdaki Türk müziğini icra etmek isteyen bir kişi olarak kalmayı tercih etim. Türkiye’yi hızla kültürel çöküntüye uğratmak isteyenler, insanlarımızın müzik zevklerini değiştirdiler. Benim için; öze sâdık kalmak ile değişime ayak uydurmak arasındaki dengeyi sağlamak çok yorucu oldu. Çetinoğlu: Mesleğinize devam etseydiniz bu gün, nasıl bir konuma erişirdiniz?Çetin: Eğer 1968 yılında Hafta Sonu Gazetesi’nin Altın Ses Yarışması’na girmeseydim, bu gün ya büyük bir sanayi şirketinin ortağı veya sahibiydim.İfade ettiğiniz gibi, üst noktalarında bulunduğum kariyerime devam etseydim, şikâyetçi olmadığım bu günkü konumumun, mutlaka çok üzerinde bulunurdum. Çetinoğlu: Bakıldığında, sanatkâr yönünüzün ağır bastığı gözlemleniyor. Sanatkâr kimdir, tanımlar mısınız?Çetin: Sanatkâr, işinin ehli, ustası, yaptığının sâhibi olabilen, işini seven, bu sevgiyi muhatabına aktarabilen, arkasında durabilen ve o mesuliyeti taşıyabilen, halka her davranış ve anlayışıyla örnek olabilen, katkı sağlayabilen, yaşadığı ülkenin örf ve âdetlerine ters düşmeyen ahlaklı bir yapıya sâhip kişidir. Bir sanatkâr bu vasıflara sâhip olmalıdır.Çetinoğlu: Müzik alanında sanatkâr var, sanatçı var. Siz hangi unvânı tercih edersiniz?Çetin: Sanatımla ilgili bir şeyler öğrenmeye, sanatkâr olmaya çalışıyorum, tam 40 yıldır.Çetinoğlu: ‘Sanatçı’ denilen kişilerin özel hayatlarıyla gündemde olmasını nasıl karşılıyorsunuz?Çetin: Hiç iyi karşılamıyorum. Bir insan sanatkâr ise; sanatıyla, yaptığı eser veya hizmetlerle gündemde olmalı, anılmalıdırlar. Ancak şu hususu da göz ardı etmek mümkün değil. Bir malın veya hizmetin alıcısı varsa satıcı mutlaka oluşur.Ben esrar, eroin içicisi değilsem siz bana bunları satabilir misiniz? Ben ağzıma hayatım boyunca sigara bile koymadım. Bana sigara satabilir misiniz?Toplumumuzda meydana gelen, daha uygun bir anlatımla getirilen kültür erozyonu sebebiyle, insanlarımızın büyük çoğunluğunun, değer yargılarında sapmalar – kırılmalar meydana geldi. Ancak bu gelişmeyi; ‘Halk, kendisine verileni alır…’ Gibi basit ifadelerle geçiştirmek mümkün değildir. Müzik, sinema, tiyatro ve ekran sanatkârları, halka örnek olabilselerdi, medya; örnek olabilenleri ön plâna çıkarmayı tercih etseydi… farklı bir sanat dünyasında yaşıyor olurduk. Halkın eğitimi üzerinde sanatkârın katkıları çok önemlidir.İnsanoğlunun tabiatında vardır: Yeterli eğitim ve kültür düzeyine ulaşamamışsa, kolay ve basit olanı tercih eder. Bu gidiş, çok evvelinden belirlenip devletin yetkili kurulları ve medya tarafından tedbir alınmalıydı.Bütün bozulmalar küçük olaylarla başlar. Devletin; eğitim ve kültür alanlarından sorumlu yetkilileri, gelişmelerin yönünü ve vahâmetini anlamakta yetersiz kaldılar. Medya, olumsuz gelişmeleri destekleyince, bu gün içerisinde bulunduğumuz ve çoğumuzu rahatsız eden şartlar oluştu.Çetinoğlu: Millet, kültür, inanç ve medeniyet kavramlarının desteğinde kendinizi tanımlar mısınız? Milletim nev’i beşer, vatanım rûy-i zemin… diyenlerden misiniz? Çetin: Tevfik Fikret’in bu sözü hep tartışıla gelmiştir. Vatanım yeryüzü, milletim de insan türü olarak ifâde edilecek bu kavram, ütopiktir. Kendi değer yargılarına bağlı kalarak globalleşmeyi tercih edenlerin çoğunlukta bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz. Kendimizi dünya şartlarından soyutlarsak, kendimiz olarak kalamayacağımız gibi, bir kısmımızın özendiği insanlarla eşdeğerde olamaz. Tehlike tek yönlü değil. Millet kavramı ümmet kavramı ile aynı anlamda kullanılıyor. İnançların da kendi olgusunun dışında kullanılmaya başladığı gözlemleniyor. İnananların, inanmayanlara, inanmayanların da inanlara saygılı olması ile insanlığa daha geniş açılımlar kazandırılabilir. Çetinoğlu: Medya aracılığıyla gençlerimiz post modern bir hayata özendiriliyor. Siz nasıl bir hayat tavsiye edersiniz?Çetin: Boyalı Basın olarak anılan medya, maalesef Pulitzer metodu uygulanmaktadır. Gazete sayfaları; halkın görgüsünü, bilgisini ve kültürünü artırıcı yazılarla değil, eğlendirici, hafif, özel hayatları öğrenmeye yönlendirici resim ve saçmalıklarla dolduruluyor. Onlar için halkın eğitim seviyesi değil, tiraj önemli. Gazete okuyucusu; uyuşturucuya alıştırılır gibi, ‘Kimin eli kimin cebinde…’ türü haberlerin bağımlısı hâline getirildi. Tam ve tipik bir tüketim toplumu yapıldık. Üretim yapmadan, istihdam oluşturmak, dolayısı ile de katma değer meydana getirmek mümkün değildir.Çetinoğlu: Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü… Bunlar sizce ticarî amaçlı düzenlemeler mi, aile bağlarını güçlendirici sosyal amaçlı aktiviteler mi?Çetin: Bunlar liberal ekonomilerin uydurukları, tüketim toplumu olmanın mütemmim cüzleri. Bazı kişiler, o günlerde yakınları tarafından hatırlanmaktan, hediye almaktan mutlu olabilirler.Çetinoğlu: Türkiye’nin Erovizyon şarkı yarışmasına Türkçeden başka bir dille katılmasını nasıl yorumlarsınız?Çetin: Her millet kendi dilinde söylemeli. ‘Benim melodim en iyi benim lisanımla hayat bulur.’ diye düşünüyorum.Çetinoğlu: Tek seçici siz olsanız, bilinen bestelerden hangisini Erovizyona gönderirdiniz? Yeni bir beste gerekli ise, besteyi kime yaptırırdınız?Çetin: Şimdi dünya Pop müziğe yöneldi. Ben kendi millî musikimin ezgilerinden çıkmış bir türküyü modern çağın gerektirdiği düzende aranje ettirip sunmak isterim. Biz ne yapıyoruz? Amerika’dan gelen bir turiste Frank Sinatra’nın şarkılarını dinletmeye çalışıyoruz. Adam kendi memleketinde bunun en iyisini zaten dinliyor. Hamburgerini orada yiyor, sen burada benim mutfağımı takdim etsene… benim kilimimin, halımın motiflerini göstersene… Adam buraya beni tanımaya gelmiş. Ben ona, farkımı, faikıyetimi göstermek mecburiyetindeyim.Çetinoğlu: Sahne ve perde san'âtkârları, gençlik için olumlu yönde özendirici ve yerine göre yönlendirici oluyorlar mı? İstisnaları hesaba katmaz isek san'âtkârlar, içersinden geldikleri topluma olumlu örnek teşkil edebiliyorlar mı?Çetin: Çoğu yönlendirici olamıyor maalesef. Bizim gibi dinozorlar ısrar ve inatla işin doğrusunu yapmaya çalışıyorlar. O sebeple maalesef zorluklar içerisindeyiz. Bugün devletin yayım organı TRT bile reyting uğruna ne şaklabanlıklar yapıyor. Yılbaşı gecesinde, müzik bilgisi zayıf olan kişiler assolist olabiliyor. TRT’nin yetiştirdiği bu kadar sanatkâr varken, onların bilgilerinin çok daha altındaki piyasa sanatçılarını onların önüne koyup arkalarında hakiki sanatçıları uvertür durumuna sokuyorlar. Bu kabul edilemez bir gerçek. Birçok sanatçı arkadaşımız buna karşı çıktıklarında da ceza alıyorlar TRT’den.Çetinoğlu: Günümüz insanı, tüketmekten zevk alıyor. Günümüzde müzik eserleri de tüketim konusu. ‘Yıllarca’ kelimesi adetâ sonsuzluğu ifâde ediyor. Aylarca dillerden düşmeyen besteler yok artık. Bu ufuksuzluğun sebebi sizce nedir?Çetin: İnsanlarımızın kültürel çöküntüye itelenmesi, batıya özeniş. Burada en büyük hatayı TRT yaptı bence. Yasak getirerek halletmek yerine doğruyu izah ederek vermeliydi. Uzun süre Arabesk denilen müziği yasakladı. Onları kıymetli, bulunmaz metâ haline getirdi. Zamanında o tür şarkıları da yayınlayıp, ‘Bu program denetimsizdir, bu program denetimlidir, bu canlı yayındır, bu play back’tir.’ Demeli idi. Bir zamanlar denetim kurulu diye bir inceleme grubu vardı TRT de şimdi var mı yok mu belli değil. Eski neslin yerine gelen yeni nesil anne veya babalarından bu mirası maalesef devir alamadı. Bizler de onlara bunu veremedik. ‘Bizim öz musikimiz budur, bunun dışındakiler musikimizden alıntılarla yapılan özenti müziklerdir.’ Diyemedik. Eski nesil de sessiz kalmayı tercih etti. Alâeddin Yavaşça ve İnci Çayırlı Hocalar ile bir gün bunun münakaşasını yaptık. Televizyon ve radyolarda yayımlanan ne idüğü belirsiz müzikler veya okumalara karşı, ‘Ne yapıyorsunuz bunun doğrusu şudur demediniz, ortalığı çok boş bıraktınız.’ Dediğimde; ‘Söz dinletemedik…’ Cevabını verdiler. Çetinoğlu: Aranılan, sevilen değerli bir insan olmanın şartlarını 5’e indirirsek, neleri sayabilirsiniz?Çetin: 1- Dürüst olmalı. 2- Bilgili, kültürlü olmalı. 3- Yaptığı işi sevmeli, sevmediği işi yapmamalı. 4- Bilmediğini bilmeli. 5- İnsanları sevmeli, sevdiğini belli etmeli. Kendi örf ve adetlerinden tâviz vermemeli.Çetinoğlu: ‘Gençlere 10 emir verin!’ Denilse, neler söylersiniz ?Çetin: 1- Özünüzü unutmayın. 2- Taklitçilikten kaçının. 3- Mevlâna Hazretleri’nin buyruğu üzere; Olduğunuz gibi görünün, göründüğünüz gibi olun. 4- Ülkenizi ve insanlarınızı tanıyın ve sevin, sayın. 5- Yaptığınız işten keyif aldığınızı hizmet verdiğiniz kişiye de taşıyın, ona da bu zevki tattırın. 6- Geçici zevklere zaman ayırmayın. 7- İyi beslenin ki; sizden sonraki nesil, daha da sağlıklı olsun. 8- (İçki, sigara, esrar, eroin, kumar… v.s. gibi) Kötü alışkanlıkların sâhibi olmayın. 9- Çocuklarınızı yetiştirmekte onlara iyi örnek olacak şekilde yaşayın. 10- Sevgilerinizde cömert, yergilerinizde cimri olun…Çetinoğlu: Ses sanatkârı olmak isteyenlerin geçmesi gereken 4 kapı ve her kapıdan sonraki 10 basamak neler olmalı ?Çetin: Kapıları şöyle sıralamak mümkün: - Bunun mutlaka ilmini yapın. Bugün artık konservatuarlar var, yüksek okullar var. Müziğin tahsilini en üst noktaya kadar götürüp tamamlayın.- Bu da benim yorumum diyerek, çok sanatkârın yaptığı gibi bestekârın koyduğu kalıpların ve seslerin dışına çıkmayın. İşin aslını, bestecisinin kaleminden, ruhundan döküldüğü gibi aynını yapmaya çalışın.- Fare olmadan, çuval dibi delmeye kalkmayın.- Atın üzerindeyim diye kendinizi çok yükseklerde zannetmeyin, atın ayaklarının yerde olduğunu unutmayın.10 basamağa gelince:- Tevazu’u elden bırakmayın,- Para kazanmak uğruna prensiplerinizden vazgeçmeyin,- Yaptığınız işin en doğrusunu yapmaya çalışın,- Kıskanç olmayın,- Hatayı önce kendinizde arayın. ‘Ben ne yaptım veya ne yapmadım da bu böyle oldu?’diye düşünün.- Bilginizden emin olmadan, iddia sahibi olmayın,- Öğrenmeye çalışın.- Dostunuzun dostu olun onu kaybetmeyin- Dost dünyanın en büyük hazinesi- İtibar vazgeçilmez en büyük değer.Çetinoğlu: Toplumu iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmek kimlerin görevidir, bunu nasıl yapmalılar?Çetin: Hükümetlerin ve ona yardımcı olacak sivil toplum kuruluşlarının. Bunu yaparken o toplumun örf adet ve teamüllerinden vazgeçmeden, hatta onları geliştirmek ve daha geniş kütlelere yaymak için hareket etmelidirler.Çetinoğlu: Çağımızın insanı yalnız akıl ve mantıkla değil, duyguları ile de karar verip uyguluyor. Duygu; işitme, görme, koklama tat alma ve dokunma gibi 5 temel duyunun 6. değilse, hangisiyle eş değerdir?Çetin: Duygu, bence bu 5 duyunun tamamının hükmedicisidir. Zira aklın ve mantığın bittiği bir yerde insanlar duyguları ile hareket etmek zorunda kalıyorlar.Çetinoğlu: İnsanı; cismen değil, ismen kalıcı kılan nedir? Çetin: Yukarıda belirttiğim gibi ‘itibar’dır. Bunun içinde yaptıkları, eserleri, değerlendirilmeye tâbi olabilecek varlıklarıdır. Sanat ve benzerleri gibi.Çetinoğlu: Mürekkep Haber’e zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığınız için teşekkür ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum.Çetin: Ben de size, çok sevgili okuyucularınıza ve bu vesile ile; çalışmalarıma destek olmuş sevgili dostlarıma, Türk musikîsinin vefakâr dinleyicilerine… Musikimiz ve bizler onların sâyesinde hâlâ ayaktayız.ZEKİ ÇETİN:17 Kasım 1940 tarihinde, günümüzde Karabük vilâyetinin bir ilçesi olan Safranbolu’nun Bulak köyünde dünyaya geldi. Babasının memuriyeti dolayısı ile 1941 yılında İstanbul’a, bilahare Ankara’ya yerleştiler. Bütün tahsil hayatı; ilk, orta lise ve üniversite… Ankara’da tamamlandı. İlk okul’dan itibaren bakkal çıraklığı ile başlayan çalışma hayatı, 1968 yılına kadar muhasebecilikle devam etti. Kütahya Azot Sanayi 2. kısım tevsi ve montajını yapan firmanın muhasebe müdürlüğünü yaparken mahallî sanatçı kanun ustası Hisarlı Ahmet olarak anılan Ahmet Rıfat Akıncan’dan, ve o dönemin en büyük bestekârlarından biri olan Yusuf Nalkesen’den müzik dersleri aldı. Bu çalışmalarını; Kütahya – İzmir arası gidip gelerek devam ettirdi. Yusuf Nalkesen’den satın aldığı 2 şarkı ‘Günahkâr Kadın ’ ve ‘Biliyorsun imkânsız artık geri dönmemiz ’ isimli şarkılarla plak dünyasına adım attı. 1968 yılında Hafta Sonu Gazetesinin açtığı Altın Ses yarışmasında hem jüri, hem de halk oylaması ile birinci seçildi.Bundan sonra 1969’dan başlayarak 14 adet 45’lik plak yaptı. Müzik çalışmalarının ilk 14 yılını başkalarının işlettiği lokallerde geçirdikten sonra 1982 den beri kendi sahip olduğu lokalleri işletmeye çalışıyor.Bu yıl, 46. sanat yılını idrak etmekte olan Zeki Çetin; Kendi ifâdesiyle; ‘21 Aralık 1968 den beri de sahne sanatkârı olarak geleneksel Türk musikisinin bir neferi olarak devam ediyor. Berâberindeki Türk Musikisine gönül vermiş sanatkâr arkadaşlarıyla birlikte ısrar ve inatla, dillerinin döndüğü, beyinlerinin erdiği kadar işin aslını yapmaya çalışıyor.
Röportaj
Yayınlanma: 13 Mayıs 2015 - 12:22
Zeki Çetin'den genç müzisyenlere 9 öneri
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Oğuz Çetinoğlu, işletmeci ve ses sanatçısı Zekin Çetin ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
Röportaj
13 Mayıs 2015 - 12:22





















