Murat Erdin yazdı
Yaşanmış bir yılı bitirip yaşanacak bir yıla girerken herkes zaman muhasebesi yapar. Biten bir yıl sadece kendi içindeki yaşanmışlıkları değil geçmişte kalan tüm yaşanmışlıkları temsil ederken, yeni yıl umut ve iyimserlikle dolu geleceğimizdir. Bu gelecek kişisel bir gelecek olabileceği gibi ülkenin ve insanlığın geleceği de olabilir.Hangisi olursa olsun hepsinin içinde insan vardır. Zaman nasıl ölçülürse ölçülsün bir insanın hatırında daima insan ömrüyle biçimlenir. İnsan doğar, büyür, okula gider, yetişkin olur, yaşlanır ve ölür. Diğer tüm döngüler insan izleğine paralel ilerler ama hiçbiri insanın kendi ölçüsünden önemli olamaz. Asıl zaman, insanla ölçülen zamandır.
Günü 24’e bölmeyi Babillilere ve Mısırlılara borçluyuz. Anglo Sakson dünyası ise günü iki kez 12 parçaya bölerler ve bunları AM (AnteMeridiem-Öğleden Önce) ve PM (Post Meridiem – Öğleden Sonra) olarak tanımlarlar. Standart zaman, dünyanın çoğunlukla kuzey-güney doğrultusunda 24 dilime bölünmesidir. Yeryüzündeki herkes gününü bu dilime göre planlar, seyahatlerini bu dilime göre işleyen saatler içinde gerçekleştirir. Oysa Sanayi Devrimi’ne kadar insanoğlu için dakiklik pek önemli değildi. Zamana dair tüm ölçüler tarıma göre ortaya çıkmıştı. Ekim zamanı, hasat zamanı, kiraz zamanı gibi. Antik Mısırlılar takvimlerini Nil nehrinin hareketlerine göre düzenlemişlerdi. Daha dar kapsamlı zaman birimleri ise güneşin doğumu ve batımıyla ifade edilirdi. Ev sahibi, akşam yemeği davetini “gün batımında gelin” diye yapardı. Kilisede çalan çan veya camide okunan ezan zamanın başka bir ölçümüydü. Kesinlik, zaman ölçümü için kullanılacak bir kavram değildi. İlk saatler analog olarak tasarlanmıştı ve kadranında yelkovan yoktu. Bunlar günümüzde bile dijital saatlerle rekabet edebiliyor. Akrep ve yelkovanın hareket ettiği saat yüzlerinin dijital saatlerden önemli bir farkı vardır. Saate baktığınızda yakın geçmiş ve yakın gelecek hakkında size fikir verir. Zamanın akışıyla ilgili olarak kavramsal bir düşünceyi aklınıza getirebilirsiniz. Saatin yüzü size ne kadar zamanınız olduğunu veya ne kadar süre geçtiğini söyler. Oysa dijital saatlerde yalnızca saati ve dakikayı görürsünüz.
Zamana dair bu ölçümler dünyaya aittir. Güneşin başını çektiği bu büyük galaksideki başka gezegenler zamanın farklı ölçümlerle aktığı yerlerdir. Örneğin Ay’da yaşasaydık bizim için 24 saat olan 1 günün süresi, 27x24 saat olacaktı. Başka gezegenlerde yaşasaydık çok daha farklı takvimler ve doğal olarak çok daha farklı zaman algılarımız olacaktı. Bizim zaman dediğimiz şey, dünyaya aittir. Bu nedenledir ki uzay gemisinden dışarıya baktıklarında her 45 dakikada bir güneşin battığını görseler de astronotlar tüm işlerini dünya saatine göre yaparlar.
İnsan yapımı en eski yapı olan piramitlere baktığınızda 4 bin yıl öncesine bakmış olursunuz. Kafanızı gökyüzüne kaldırıp çoban yıldızına baktığınızda zamansızlığa bakarsınız. Zamanı sorgulamak ve tanımlamak gerçekten güçtür. Aziz Augustinus İtiraflar eserinde zamanı anladığını ama onu kolayca ve kısaca açıklamanın mümkün olmadığını yazmıştı. Roma’nın filozof imparatoru Marcus Aurelius da zamanın ne olduğunu iyi bildiğini ama anlatamadığını söylemiştir.
Zaman aynı zamanda kişiseldir. J.L.Borges bir makalesinde “zaman beni alıp götüren bir nehirdir ama nehir benim, zaman beni parçalayan bir kaplan ama kaplan benim, zaman beni kavuran bir ateş ama ateş benim” diye yazmıştır. Hepimizin beklentilerine uygun olarak zaman hepimize göre farklı hızlarda akıp gider. On iki yaşındaki bir çocuğun okul yılları bitmek tükenmek bilmezken, altmış yedi yaşındaki bir kadın torunlarınageride kalan yıllarını anlatırken “göz açıp kapayıncaya kadar hızlıydı” der. Sabırsızlık içindeyken saate her baktığınızda zamanın hiç kıpırdamadığını görürsünüz. Kafanızı başka yöne çevirir çevirmez zaman sanki bunu yapmanızı bekliyormuş gibi akar. Dümdüz bir otobanda ilerlerken yol bitimsiz gibi gelir. İçinde bulunduğumuz an olan “şimdi” uzayıp giderken, gelecek zaman bir türlü gelmez. Çünkü zaman göreceli ve kişiseldir. Zaman bizim ondan ne anlam çıkardığımızdır. Takvimsel zaman kendi yolunda akıp giderken bir müzenin içindeki zaman tamamıyla donmuştur. Bir balina için geçen zamanla bir kelebek için geçen zaman hiçbir zaman aynı zaman olmayacaktır. İnsanlar için ise zamankendi beklentileriyle, kişisel algılarıyla ilgili bir süreç olmalıdır çünkü zaman insanla ölçülür.
Zamanı tanımlamak isteyen ama başaramayan Aziz Augistinus ve Marcus Aurelius’un yapamadığını, Amerikalı yazar ve öğretim üyesi Joseph Mazur yapmış. Yazar “Zaman İllüzyonu” kitabında zamanı şöyle tanımlamış: “Zaman, şimdiki zamanın güncellenmesinden, geçmişe ait bir anıdan, geleceğe ilişkin bir beklentiden ibarettir.”[1]
Tüm okurlarımızın geçmişe ait iyi anılara sahip olduğunu umar,geleceğe ilişkin güzellikler dilerim.
[1] Joseph Mazur.“Zaman İllüzyonu-Ölçülen Zaman Mitimiz” Çeviren: Tufan Göbekçin. Paloma Yayınları. İstanbul. 2022.




















