Bu sabah, “Bulutsuzluk Özlemi” için hazırlanan belgeseli, basın gösteriminde izledim. Beni tazeleyen serin bir duş gibi hissettirdi. Kendilerinin deyişiyle “Yine aşınca çayın suyu boyunu…”
Adında negatif ek almış bir kelime bulunduran bir müzik grubunun daha isminden umut üzerine sanat icra etmesi, başta Nejat Yavşoğulları ve Sina Koloğlu olmak üzere 40 yılı aşkın süredir tüm ekibin üslubunu, yaklaşımını, kendilerini ifade ediş şeklini etkilemiş dolduğunu düşünüyorum. Çok aşikâr. Belgeselin ana damarı bence umut üzerine olan kısımdı. İtiraf etmeliyim ki göz yaşlarım arasından izledim. Çıktığımda, filmi beraber izlediğim Sıla Erkan’a, “Yaşamaya Mecburuz” derken buldum kendimi.

Belgesel beni kendi tarihime hemen götürdü. Üniversite yıllarıma 1991 yılında başlamış bir X kuşağı olarak (Bulutsuzluk Özlemi 1991-1999 yılları arasında Hayal Kahvesi’nde aralıksız sahne almış, biz de üniversiteden arkadaşlarımızla defalarca onları dinlemeye gitmiştik.) onları izlerken geçen onca yıl boyunca aklımdan geçen hep şu oldu:
Sislerin altında, görünmesi zor bir yolu seçen cesur bir grup “Bulutsuzluk”. Çünkü onların yükseldiği 1991-1999 dönemi boyunca temas edebildiği bizler için geçmişimizde, evde, anne-babalarımızdan duyduğumuz, aşina olduğumuz bir grup değildi.
Çünkü 80 öncesi Türkçe rock’ın devasa öncüleri gibi Anadolu folkloruna dayanmadan, ihtilalin balyozunu yedikleri için söylemleri değişmek durumunda kalan ustaların izinden değil, kendi izlerini çorak toprağa kazıyarak yürüyen bir grup “Bulutsuzluk”.
Ya da, kente göç eden ve “Aslen şuralıyım.” diyen insanları değil, “aslen şuralıyız ama ben doğma büyüme buralıyım” diyen ikinci nesil kentlilerle iletişimde olan bir grup. O yüzden yine kendi deyişleriyle “kentli ozanlar” onlar.
Müziklerini evrensel enstrümanlarla yapan, progressive sözlerini sislerin altından haykırmaktan çekinmeyen, bagajlarında bir dinleyici kitlesi olmamasına rağmen “Kendi şarkılarımızı söylemeyeceksek neden sahneye çıkalım?” diye ısrar eden bir özlem onlar ve ardıllarına “Biz de yaparız” dedirten rol modeller. Belgeselde Teoman’ı, Duman’ı, Mor ve Ötesi’ni dinlemek bu savımı kuvvetlendirdi. Saygıyla karışık hayranlıkları çok etkileyiciydi.

Ne dönemin medyasında yer alma fırsatları var ne de devasa PR çalışmalarına güvenmeye niyetleri. Sadece yollara güvenen ve dertleri olduğunu söylemekten çekinmeyen müzik insanları onlar.
40 yılımız geçmiş aynı özlemle, ne güzel.
Bir Film’in Bulutsuzluk Özlemi grubunu anlattığı “Yaşamaya Mecbursun” belgesel filmi vizyonda. Geçen yüzyılın son on yılını, müzikleriyle ve umut dolu bir gerçeklikle kapatan grubun tarihini, kendilerinden izlemeyi, geçmiş konser ve kayıt görüntülerinde kaybolmayı ve bu sayede sahsi tarihinize de uğramayı aksatmayın derim.
Murat BAŞCI / APARTMAN SAHNE İZLİYOR


















