Ali İzzet Keçeci yazdı
Gerek dünya tarihi, gerekse Türk tarihinde güçlü ve etkili kadınların yönetimde söz sahibi oldukları veya hükümdar eşleri ya da hükümdar oğulları döneminde güçlerini açıktan ya da gizliden ortaya koydukları bilinen bir gerçektedir.
Özellikle son yıllarda televizyon dizilerinde de boy gösteren; “Hürrem Sultan, Safiye Sultan, Mahpeyker Kösem Sultan” gibi karakterler Osmanlı idaresinde ilk akla gelen etkili hanım sultanlardır. Kadınların yönetimde etkili oluşu tabii olarak Osmanlı ile başlamadı. Hititler döneminde kralın karısının yönetim divanında üye oluşu, Amazon kadınlarının yönetim anlayışı ve Antik Mısır sarayında etkili kadın aktörler akla gelmektedir.
Yazımıza konu olan Türkan Hatun ise, bu etkili kadın faktörüne bambaşka bir yön vermiş ve kendisini “Dünya kadınlarının hükümdarı” olarak ilan etmiştir. Tarihte Harezmşahlar (Harizmşahlar, Harzemşahlar) devleti olarak bilinen ve 1097-1230 yılları arasında başta İran olmak üzere, Kafkasya, bugünkü Türkmenistan ve Özbekistan topraklarında hüküm süren bir Türk-İslam devleti olan bu devlet, bölgede giderek güçlendikçe çevre ülkeler ve kabileler ile de ilişkilerini geliştirmiştir.
Türkan Hatun, işte bu devletin büyük liderlerinden Alaeddin Tekiş Harezmşah’ın (1173-1200) eşidir. Türk kökenli bir boydan gelen Türkan Hatun (kimi kaynaklarda Terken Hatun) önce eşi sonra da oğlu Muhammet Tekiş Harezmşah (1200-1220) döneminde etkili bir konuma yükselmiştir. Dönem kaynaklarında[1] anlatıldığı üzere, Türkan Hatun oğlu Muhammet Tekiş Harezmşah döneminde başta eyalet valileri ve üst düzey komutanlar olmak üzere pek çok devlet ileri gelenini kendisi atamıştır. Üstelik bu atamada dikkat ettiği ilk özellik liyakat değil, kendi kabilesinden olmasıdır. Türkan Hatun, savaş ve barış kararlarında etkili olduğu gibi, katliamları önleme ya da sebep olma gibi hayati konularda birinci dereceden karar vericiydi.
Anlaşıldığı kadarıyla Sultan Muhammet Tekiş Harezmşah, annesinin bu gücünden ve nüfuzundan hazzetmediği kadar alabildiğince çekiniyordu da.[2] Sultanın aldığı karar divanda değişebiliyordu. Bunda yine en önemli etken Türkan Hatun’un kararları ve devlet içerisinde oluşturduğu gizli yapılanma etkili oluyordu. Bu gücün farkında olan Türkan Hatun kendi mührüne hiç çekinmeden şu cümleleri yazdırabilmişti; “İsmet’üd dünya ve’d-din Uluğ Türkan, Meliketü nisa’il alemin” yani dünya ve dinin ismeti ve alemin kadınlarının hükümdarı. Nitekim dönem kaynaklarında Türkan Hatun’un lakabı olarak da “Hüdavend-i Cihan” yani dünyanın sahibi dendiğini görmekteyiz.[3]
Kudretli Harezmşah başkenti Gürgenç’te her istediğini yapan ve istediğine engel olma kudretine sahip olan Türkan Hatun’un özellikle dünya kadınlarının hükümdarı unvanını kullanması oldukça dikkat çekicidir.
Dönem tarihçilerinden Cüveyni’ye göre; Türkan Hatun’un ayrı bir sarayı, kendine bağlı devlet erkanı, emlak ve akarı vardı. Türkan Hatun, devlete ve memlekete çok hayır ve hasenat yapmış olmasına rağmen zarar da vermiştir. Fakat belki de en büyük zararı veliaht tayinindeki olumsuz tutumu olmuştur. O, Sultan Muhammed’in oğulları olan üç torunu arasından en küçüğünün Kutbuddin Uzlak-Şa’ın veliaht ilan edilmesini sağlamıştı.[4] Bu veliaht tayininde de yine en önemli etken liyakat değil, soy bağıdır. Sultan Muhammed Tekiş Harezmşah’ın üçüncü oğlunun annesi, Türkan Sultan’ın kabilesindendir. “Sarayda kararı kadınlar alır, divanda erkekler uygular” minvalinde olan sözü de doğrular nitelikte olan bu yaklaşım ile tarihte bir kadının doğrudan sultan ya da hükümdar olmasa dahi ne denli etkili olabileceğini görmüş oluyoruz.
Tüm bunların yanı sıra, iş öyle bir raddeye varmıştı ki, Türkan Hatun’un mahiyetinde bulunan bir kişinin cinayet ya da cürümleri, Türkan Hatun’dan duyulan korkudan dolayı soruşturulamıyordu bile.
İlerleyen sahfada ise Türkan Hatun’un yapmış olduğu ve oğlu Sultan Muhammed Tekiş Harezmşah’ın sesini çıkaramadığı eyalet valisi atamaları anne oğul bu ikiliyle beraber tüm Ortadoğu’nun başına büyük bela açacaktı. Tarihte “Otrar Faciası” olarak bilinen ve Türkan Hatun’un akrabası olan Otrar Valisi İnalcık’ın Moğol tüccarlara yaptığı kötü muamele ve bunun üzerine Harezmşah toprakları üzerine sefere çıkan Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın birbiri ardına Harezmşah kentlerini ele geçirmesi ile sonuçlanan hadise, tüm bu gidişatı değiştirmiştir.
Önce “Dünya Kadınlarının Hükümdarı”, “Dünyanın ve Dininin İsmeti” gibi unvanları kullanan Türkan Hatun Moğollara esir düşmüş, akabinde uzun bir kaçıştan sonra oğlu Sultan Muhammet Tekiş Harezmşah bu kaçış sürecinde ölmüştür.
Tarihe adını kullandığı unvanlar, bunların etkisi ve hükümdar annesi olmasına rağmen yaptığı devlet icraatlarıyla yazdıran Türkan Hatun, Türk ve dünya tarihinde ismi ve yaptıkları bilinmesi gereken kadın lider figürlerindendir.



















