Röportaj: Pınar Viyan Yalçın
Suriye’nin Amuda kentinden başlayıp Avrupa’ya uzanan yaşam ve sanat yolculuğuyla dikkat çeken fotoğrafçı Sipan Hota, Pınar Viyan Yalçın’ın sorularını yanıtladı. Fotoğraf sanatını yalnızca estetik bir üretim alanı olarak değil; hafıza, kimlik, göç ve bilinç kavramları üzerinden şekillenen çok katmanlı bir ifade biçimi olarak ele alan Hota, söyleşi boyunca hem kişisel deneyimlerini hem de sanatsal yaklaşımını kapsamlı bir çerçevede değerlendiriyor.
Hızla değişen ve görsel enformasyonun yoğunlaştığı günümüz dünyasında “ân”ı yakalama pratiğini bilinçli bir tercih olarak tanımlayan sanatçı; rastlantı ile kurgu, teknik ile duygu ve bireysel hafıza ile kolektif gerçeklik arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Bu söyleşi, Sipan Hota’nın fotoğraf estetiğini, mesleki perspektifini ve sanat anlayışını bütünlüklü bir bakışla ele alıyor.
Sayın Hota, öncelikle bu röportaj için size içtenlikle teşekkür ederiz. Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Ben Suriye'nin en kuzeyindeki Amuda şehrinden fotoğrafçı Sipan Hota. Kuzenlerim ve kardeşlerimle birlikte, Şam Üniversitesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudum ve yaklaşık dokuz yıldır Belçika'da yaşıyorum. Fotoğrafçı ve video editörüyüm.

Fotoğraf: Sipan Hota
Objektif ile nasıl tanıştınız? İlk amatör fotoğraflarınız hakkında görüşlerinizi alabilir miyim?
Fotoğraf makinesiyle ilk tanışmam 2007 yılının sonunda oldu. O zamanlar Suriye'de liseyi bitirmiştim ve bir sonraki adımım üniversiteye hazırlanmaktı. Ağabeyim bana çok küçük ve basit bir fotoğraf makinesi hediye etti (ödül olarak). Fotoğrafçılık yolculuğum böyle başladı.
O zamanlar benim için çok yabancı olan bu güzel makineyi keşfetme ve öğrenme arzusu ve merakımla neredeyse her şeyin fotoğrafını çekmeye başladım. En çok ilgimi çeken şey, özellikle Türkiye sınırına yakın bölgelerde, ya da halkımızın dediği gibi Sarkhat'ta gün batımını fotoğraflamaktı. Kürtler ülkeler arasındaki sınırı bölmezler, aksine onu çizginin üstü (Sarkhat) ve çizginin altı (Ben Khat) olarak adlandırırlar.
O gün batımını fotoğraflamak için beni en çok çeken şey, o güzel dağlar ve karlar, renklerin uyumu ve o çizginin ardındaki her şeyi ve herkesi merak etmemdi.
Fotoğraflarınızı ne zaman rastgele ve sanatsal olarak ayırmaya, fark etmeye başladınız?
Sanat çok geniş bir kavramdır ancak aynı zamanda çok basit de görünür.
Sanatı anlamaya yönelik onlarca tanım ve girişim vardır. Benim için sanat, sizi rahat hissettiren şeydir; doğa, bir ağaç, bahçedeki bir çiçek, kendinizi rahat hissettiğiniz biri, nereye giderseniz gidin yanınızda taşıdığınız bir anı...
Rastgelelik ve sanat arasındaki farka gelince, ben gördüğüm her güzel şeyi fotoğraflıyorum. Her şeyi farklı bir bakış açısıyla. Beş yıl önce vefat eden bir arkadaşımla yaptığım bir sohbeti hatırlıyorum. Sokakta yürüyordum ve o bana sakin bir şekilde "O sokak lambasında ne görüyorsun?" diye sordu. Ona yürüdüğümüz yeri görmemizi sağlayan bir sokak lambası olduğunu söyledim. O da "Evet, ama onun eskiden kesilip buraya taşınan bir ağaç olduğunu görmüyor musun?" dedi. O günden beri, fotoğrafladığım her şeyde o ağacı görmeye çalışıyorum.
Geçenlerde sevilen çok ünlü bir sanatçımızın birkaç fotoğrafını çektim ve artık albümümde yer alıyor. Fotoğrafları kanallarımda paylaştım ve bir arkadaşıma göndererek fikrini sordum, Cevabı beni şoke etti. "Fotoğrafların güzel olup olmadığını görmek için bakmadım ama fotoğraflardaki sevgi ve duygu miktarı her şeyi anlatıyor ve bu benim için yeterli. Belki de sanat budur.

Fotoğraf: Sipan Hota
Rewşan
Fotoğraflar çok çeşitli konuları kapsıyor. Doğanın detaylı çekimleri, yakın markajınız... İnsan yansımaları şehir, kırsal, konserler... Perspektifinizin artık şekillendiğini düşünüyor musunuz? Ayrıca sürrealist bir tarzınız var, dolayısıyla postmodern olduğunuzu da söyleyebilir miyiz?
Sanatsal olarak hangi akıma ait olduğumu bilmiyorum. Hiçbir zaman belirli bir akıma ait olmak ya da tek bir fotoğraf türü seçmekle ilgilenmedim.
Bir sanatçı neden sanatını bir akıma uydurup onun kurallarına uymak zorunda olsun ki? Bunun askeri emirler gibi görünmediğini biliyorum, ama sonuçta bu, her sanatçı için bir ön sınıflandırmadır.
Sayın Hota, bizim için şu iki fotoğrafınızı yorumlar mısınız?

Bu fotoğraf, Freedom Is Not Free adlı belgeselimi çekerken Hollanda'da çekildi. Ağaçların arasında çekildi. O anda hissettiğim duyguları yansıtmak için renklerle biraz oynadım: nostalji, yarınlara dair korku ve istikrarsızlık. Bir sanatçı, her şeyden önce kendisinin aynasıdır.

Bu adam, yani ben, kırılganlığı, hüznü ve sevinciyle, hikayeleriyle, aynada ruhumun yansımasıdır. Bu görüntü hakkında yazdım, sanırım, "Baktığım her aynada seni görüyorum." Sadece kendimizi değil, kaybettiğimiz herkesi ve geri dönmesini dilediğimiz her güzel anıyı da görüyoruz.
Fotoğraflarınızı inceledikten sonra size şu soruyu sormak istiyorum: Herhangi bir akıma bağlı olmadığınızı söylüyorsunuz, ancak fotoğraflarınızın bir tür imzası, onları açıkça karakterize eden belirleyici bir özelliği olduğunu söyleyebiliriz, tıpkı bir okuyucunun bir yazarın paragrafını tanıması gibi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bir fotoğrafçı olarak, belirli bir tarzım olduğunu söyleyemem, çünkü bu cevap biraz önyargılı olur.
Bu soruyu sorduğunuz için, cevabım şu olur: Bu imza bir gecede oluşmaz, elbette çok zaman gerektirir. Her fotoğrafta, benim yaşadığım bir hikayenin bir parçası ya da bana acı veren bir anı vardır ve belki de buna kamera dedikleri makineyle bütünlük denir.
Bu sadece bir hobi ve sanat formu değil, aynı zamanda bir meslek. Bu mesleği yapmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz? Günümüz dünyasında bunu bir gelir kaynağına dönüştürebilirler mi?
Elbette bu meslek ve günümüzde de bir gelir kaynağına dönüştürülebilir. Tek yapmanız gereken doğru zamanda doğru insanlarla tanışmak ve kendi tarzınızı geliştirmeye devam etmek. Müşterilerimin hoşuna giden şey, bir şirketin profesyonel çalışmalarında bile bahsettiğimiz izi görebilmeleri. Benim tavsiyem, bu sanatı ve mesleği öğrenmenin sürekli bir süreç olduğunu anlasınlar. Bir gün durup kendinize “Her şeyi öğrendim” derseniz o zaman bu sanatla işiniz bitmiş demektir ve ilerleme kaydedemezsiniz.
Ekipmanlara gelince, tam ve mükemmel ekipman diye bir şey yoktur. Doğru ekipmana sahip olmayı beklemeyin; elinizdekiyle başlayın, gerisi sonra gelir.

Fotoğraf: Sipan Hota
Bize ilk serginizden bahsedebilir misiniz? İlginç bir bir şekilde gerçekleşmişti
İlk sergim, Türkiye, Bulgaristan ve Almanya'dan geçerek Belçika'ya yerleşene kadar olan Avrupa yolculuğumu konu alıyordu. Sergi, Oostende Halk Kütüphanesi'nde, sanatçı Dorian Van Den Brempt'in bir illüstrasyonu ile birlikte sergilendi. Sanatçı, eskizine ilhamını "arayan", "kayıp adam" anlamına gelen Dwaallicht adlı romandan almıştı.
İç çatışmaların hiç bitmediği Suriye gibi bir ülkeden istikrarlı bir rejim tarafından yönetilen bir Avrupa ülkesine taşınmak sanatınızı nasıl etkiledi? Bu farklılık fotoğrafınıza ne kattı?
Bu geçiş sanatım ve kariyerim üzerinde önemli bir etki yarattı. Devrim öncesinde Suriye'de, şehrimde kamera taşımak bile yasaktı. Suriye istihbarat servisleri her şeyi izliyordu Bu yüzden orada fotoğrafçılık ve sanat becerilerini geliştirmek söz konusu bile olamazdı. Başkent Şam'da durum biraz farklıydı ama ben derslerimle meşguldüm ve fotoğrafçılık önceliklerim arasında yer almıyordu. Evde beni bekleyen bir kamera olduğunu hep biliyordum ve kameramı Şam'a götürmeye bile korkuyordum. Bazıları bunun abartı olduğunu söyleyebilir, ama benim bir teorim var: Kötü şeyler hayatta bir kez olur ve kaçınılmaz olarak son olur.
Avrupa'da alan daha genişti. Fotoğrafçılığı hobi olarak yapıyordum ve bu zor meslekte profesyonel olacağımı kesin olarak biliyordum. Fırsatlar vardı, bilgiye erişim her zamankinden daha kolaydı ve bu ülkede çok şey öğrendim, ama yüzeyin altında yatan acı, sanat olarak sunduğum şeylerde hala çok baskın.
Bir fotoğrafçı olarak yapay zekâ hakkında ne düşünüyorsunuz?
Günümüz yaşamındaki hemen hemen her şeyin birbirine benziyor olmasında bir etken olarak görüyorum yapay zekâyı. Hız ve bulunabilecek her ruhtan tamamen soyutlanma gibi okuyorum bu mesleğe uyarlanışını.Fotoğrafların aşırı düzenlenmesine, görüntünün orijinal anlamını ortadan kaldıran türden düzenlemeler benzerlik sunuyor sadece. Belki de bu aşırı hız ve içinde yaşadığımız teknoloji, beni film fotoğrafçılığına geri dönmeye teşvik etti.
Fotoğraf: Sipan HotaFotoğraf ve videografide idol olarak gördüğünüz bir sanatçı veya bu benim ustam diyebileceğiniz bir usta var mı? Zaten bir sanatçıya bağlı kalmak istemediğimi belirtmiştim. Sanat evrensel bir şeydir, yani onu birçok kaynaktan elde edebilirsiniz. Doğadan, çocuklardan, hayattan... Bu yüzden, dürüst olmak gerekirse çevremdeki her şeyden ilham alıyorum. Üç yıl önce, Belçika'nın Gent Saint Peters kentindeki kamusal alanlar hakkında bir sergi düzenledim. Neredeyse 35 kamusal alana gidip, insanların bu alanları nasıl kullandığını, orada zamanlarını nasıl geçirdiğini gözlemledik. Bu, başımı kaldırıp çevreme bakarak daha önce dikkat etmediğim ayrıntıları görmem için harika bir fırsattı. İlham almak için tek yapmanız gereken başınızı kaldırmak, bakmak ve gözlemlemek.Abidin Dino çok iyi bir ressamdı ve Nazım Hikmet şiirlerinden birinde ona şöyle sorar: "Abidin, bana mutluluğun resmini gösterebilir misin?" Ben de size soruyorum, bize mutluluğun bir fotoğrafını göster dersek bize hangi fotoğrafı gösterebilirsiniz.?Bence mutluluk bu hayatta geçici bir duygudur ve bu resim beni mutlu, hatta biraz da güvende hissettiriyor. Çünkü hayatın sakin ve yavaş geçtiği şehrim Amuda'daki son günlerimi hatırlatıyor.
Bu ropörtaj için tekrar teşekkür ederiz Sipan Hota. Fotoğraflarınızla ileride sağlam bir ses bırakmanızı dilerim. Okurlar ve fotoğraf sanatı ile ilgilenenler için web sitenizi paylaşalım;https://sipanhota.comSevgili Pınar Viyan, fotoğrafları incelemek ve bunlardan bazılarına veya tamamına bakarak ne anlatmak istediğimi anlamak ve anlatmak için gösterdiğiniz zaman ve çaba için teşekkür ederim. Ve tabii ki Mürekkep Haber'e de... 




















ilk defa bir röportaji bu kadar keyifle okudum ağzınıza yüreğinize sağlık mükemmel olmuş..
Güzel yazı olmuş
Bir röportajı edebi bir tür olarak ilk defa bu kadar keyifle okudum.