Boğaziçi Film Festivali kapsamında düzenlenen masterclass’ta Filistin yapımı Filistin 36’nın oyuncularından Saleh Bakri, oyunculuk serüvenini ve film çekimlerinin zorluklarını anlattı. Etkinlik, Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı ile T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle gerçekleştirildi; moderatörlüğünü festivalin artistik direktörü Enes Erbay üstlendi.
Bakri, küçük bir köyde doğup büyüdüğünü, ailenin ekonomik nedenlerle köyü terk etmek zorunda kaldığını ve çocukluğunun bu dönüşümün içinde şekillendiğini anlattı. Oyunculuğa dair ilk etkisinin babasından geldiğini söyledi: “Babam, drama ve tiyatro akademisini yeni bitirmişti ve onunla büyümek… oyuncu olmaktan başka bir seçeneğim yokmuş gibi düşünmüştüm.”
Ergenlik döneminde sahne karşısında yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken Bakri, seyirci korkusunu lise yıllarında fark ettiğini ve bununla başa çıkmak için drama eğitimi aldığını aktardı. “Sahnede rahat hissetmem çok uzun zaman aldı; bu korkuyu üzerimden atmam, 27 yaşıma kadar sürdü,” dedi.
Eğitimini aldığı İsrailli drama okuluna ilişkin anekdotlar da paylaşan Bakri, o dönemde Filistinli bir drama okulunun bulunmadığını ve sınıf arkadaşlarının birçoğunun ordudan geldiğini belirtti. Bu ortamın zorluklarına rağmen sanatı, kendini ifade etmenin bir alanı olarak gördüğünü ifade etti. 2006’daki boykotların ardından İsrail tiyatrosu yapmayı bıraktığını da ekledi.
Oyunculuk yaklaşımını doğal ve minimal olarak tanımlayan Bakri, metotlara inanmadığını söyledi: “‘Var olmak’ zaten orada; varsınız, bu doğal olarak gelen bir şey… Ben oyunculuk yapmak değil aktarmak istiyorum.” Karakter hazırlığında ölçülü çalışmanın önemine vurgu yaptı; bazı rollerin mutlaka teknik bilgi gerektirdiğini kabul etti.
Filmin çekim sürecine dair paylaştığı ayrıntılar, hem lojistik hem de kişisel zorluklara işaret etti. “Film, işgal dolayısıyla Filistin’den Ürdün’e taşındı,” diyen Bakri, at sürme sahneleri sırasında sakatlanmasını ve bu sahnelerin aylardır aradan sonra tamamlandığını anlattı. Gazze’de yaşananların filme ve ekibe etkisini de sözlerine ekledi: “Gazze’deki soykırım sırasında anlamı tamamen kaybettik ve bir şekilde anlama tutunmamız gerekti.”
Etkinlikte, İsrail’in İran’ı bombaladığı gece yaşadığı anıyı da aktardı: ilk bomba sesiyle uyandığını, akrep ısırığı sonrası onu öldürüp çay poşetine koyduğunu ve patlamaların sürdüğünü anlatarak sahadaki gerilimi gözler önüne serdi.
Uluslararası projelerle Filistinli yapımları ayırmadığını belirten Bakri, her iki tür işin de benzer bir hak talebine, “normal bir hayatı hak etme” temasına işaret ettiğini söyledi: “Aslında tüm hikâye bu dünyanın bir parçası olduğumuz ve normal bir hayatı hak ettiğimiz ile ilgili.”
Masterclass, Bakri’nin oyunculuk serüveninden film setlerine, politik zeminin sinema üretimine etkilerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsadı. Etkinlik sonrasında soru–cevap bölümünde katılımcılar sahne, hazırlık ve kişisel deneyimlerle ilgili sorular yöneltti; Bakri, zaman zaman kısa anekdotlarla yanıt verdi.
Festival programı kapsamında gerçekleşen bu oturum, oyuncunun hem mesleki yaklaşımını hem de Filistin bağlamındaki deneyimlerini doğrudan dinleyicilere aktarmasına imkân sağladı.


















