Nilgün Çelik yazdı
Amerikalı yazar Shelby Van Pelt'in ilk romanı, Olağanüstü Akıllı Yaratıklar’ın çok satanlar listesinde olması tesadüf değil. İki karakter, iki ayrı yaşam ve bir deniz canlısı üzerinden ilerleyen hikâye birçok duyguyu harekete geçiriyor.
Ani bir kaybın yasını tutarken toplumla uzlaşabilmenin imkansızlığını, kendini anlayan dinleyen her kim olursa -bu bir deniz canlısı dahi olsa- ona sevgiyle yaklaşabilmeyi anlatıyor Olağanüstü Akıllı Yaratıklar. Kurgu aynı paralelde başka bir kahramanı da sunuyor bize. Onun aidiyetten yoksun yaşamını, nasıl savrulduğunu, arayışlarının nasıl hatalara sürüklediğini okuyup, bir an hayatta karşımıza çıkan gerçek kahramanlarla özdeşleştiriyoruz. Ne çoklar… Aile bağları, hiç kuşkusuz geleceği şekillendiren bilinç. Her insanın kara kutusu.

Eser üslup bakımından da okuru içine alıyor ve Esaretimin,1299. Günü ile başlıyor. Bu bir insan değil. Bir Ahtapot. Onun ağzından Pasifik Okyanusundan bu dev akvaryuma nasıl geldiğini öğreniyoruz. İlerleyen bölümlerde de dev ahtapot Marcellus’un bize anlatacakları var.
Bu eserde Marcellus’un gerçek hayatta kime denk geldiğini yazarından öğrenmeyi çok isterdim…
Onsekiz yaşındaki oğlunu deniz kazasında apansız kaybedip, ardından kocası Will’in de ölümünden sonra baş kahraman Tova, büyük bir yasa girer. Ne var ki çalışmak zorundadır, akvaryumda çalışmaya başlar. Ve ahtapot Marcellus ile yakınlaştıkça geçmişindeki acılarla yüzleşir.
Paralel kurguda ilerleyen diğer kahraman Cameron, dokuz yaşında annesi tarafından terkedilir. Teyzesinden aldığı maddi destekle babası olduğuna inandığı o zengin kişiyi arar. O kişinin gerçekte babası olması hem bir yere ait olma hem de yaşadığı maddi sıkıntıyı giderecek olması bakımından önemlidir.
Olağanüstü Akıllı Yaratıklar, aile, kayıp, keder, dostluk, esaret ve özgürlük ekseninde ilerler.
Bu iki ayrı yaşamın yani Tova ile Cameron’un ortak noktası bu akvaryum ve dev ahtapot Marcellus olacaktır. Gerçeğe giden olaylar burada başlar. Ancak dev ahtapot, eseri bilimkurgu ya da büyülü gerçekçiliğe taşımasa da hayli önemli bir yer tutmakta. Zeki bir ahtapot. İnsanları anlama ve anlamlandırmada hayli başarılı. İnsanların davranışlarını çözebilecek, Camaron’un akvaryumda çalışmaya başlamasıyla Tova ile arasındaki genetik bağı hissedebilecek yetenekte. Tova ile Cameron arasındaki genetik bağı Marcellus’un akvaryum kovuğunda biriktirdiği eşyalarla gün yüzüne çıkması, bu üçlü arasındaki bağın gel-gitlerle sağlamlaşması yazarın “müthiş hayal” gücü demek doğru olur. Marcellus, Tova ile kurduğu dostluğu, Cameron’un kendini bulmasıyla taçlandırırken kendi de ödülünü Tova’dan alıyor ebette.
Kendi vatanında özgürlük, her şeydir.
Eksikparça Yayınlarından çıkan bu romanı aile bağları, keder, yas, özgürlük temalarını arayan tüm okurlara öneririm.





















