Nazlı Gürkaş: Akdeniz tutkusu beni bu kitabı yazmaya sürükledi

Nazlı Gürkaş: Akdeniz tutkusu beni bu kitabı yazmaya sürükledi

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta “Zeytin Ağacının Gölgesinde” kitabının yazarı Nazlı Gürkaş ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

12 Temmuz 2018 - 09:31 - Güncelleme: 12 Temmuz 2018 - 10:03

Röportaj: Elif Soykan

Seyahati bir sanat olarak gören Nazlı Gürkaş’ın kaleme aldığı Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan, geçtiğimiz mayıs ayında raflardaki yerini aldı. hep kitap’ın yayımladığı ilk seyahat kitabı olma özelliği de taşıyan Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan; cep yakmayan, bol mavili-yeşilli bir rota çizmek ve Yunanistan’ın en güzel yemeklerini yemek isteyenler için bir kaynak kitap niteliğinde.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta “Zeytin Ağacının Gölgesinde” kitabının yazarı Nazlı Gürkaş ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Nazlı Gürkaş

Öncelikle kendinizden bahsedebilir misiniz? Kimdir Nazlı Gürkaş?

Ben Nazlı Gürkaş. Kendimden bahsederken doğduğum yerden bahsetme ihtiyacını hissediyorum her zaman. Trakya’da doğdum, Kırklareli’de. –Kitapta bahsettiğim gibi “mutlu insanlar şehrinde”- Kırklareli’de liseye kadar okuduktan sonra üniversite eğitimim için Uludağ Üniversitesi’ne gittim. İngilizce öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra, bir proje sayesinde Yunanistan’a gidip orada sürdürülebilir tarımı destekleyen bir okulda Türkçe öğretmeni olarak çalıştım. Kitaba da bu çalışma zemin hazırladı diyebilirim.

Yani çok önceden başladı Yunanistan ile ilişkiniz?

Evet, Yunanistan ile ilişkim üniversitenin hemen ardından başladı.

Peki neden Yunanistan?

Yunanistan aslında hep aklımda, yüreğimde olan bir ülkeydi; çünkü hepimizin mutlaka Yunanistan ile bir göç bağlantısı var. En azından televizyonda izlediğimiz diziler var. O dönemlerde Yabancı Damat dizisi vardı mesela. Hepimizin bir şekilde Yunanistan ile kurduğu kişisel bir bağlantı oluyor. Benim aslında seyahat tutkum İtalya ile başladı. “İtalyanca Aşk Başkadır” kitabını okuduktan sonra kitabın içindeki İtalyanca kelimelerden çok etkilenmiştim ve kendi kendime İtalyanca öğrenmeye başlamıştım. Bu, benim seyahat tutkumun zeminini hazırladı. Üniversite dönemimde, üniversite kaydımı yaptırmadan önce İtalyanca kursuna kaydımı yaptırmıştım. İtalyanca öğrenerek, İtalya’ya giderek sürekli bu tutkum derinleşti. Ancak üniversiteyi bitirdikten sonra İtalya’da kendime, kafama göre çok da uygun bir proje bulamadım. O sırada karşıma Yunanistan’daki proje sürpriz bir şekilde çıktı. Özellikle de  konu Selanik’te bir okulda öğretmenlik yapmak olunca reddedemedim. Bu sürpriz fırsat beni Yunanistan’a sürükledi.

“BU KİTAP AKDENİZ ÜÇLEMESİNİN İLK KİTABI”

Yunanistan’ı anlatan bir seyahat kitabı yazma fikri nereden geldi aklınıza? Acaba sadece Yunanistan’a olan tutkunuzu, Yunanistan ile olan ilişkilerinizi insanlara anlatmak için mi bu kitabı yazdınız, yoksa daha önceden yazma tutkunuz var mıydı?

Yazma tutkum hep vardı, çok küçük yaşlardan beri; ancak, sadece Yunanistan’a indirgemiyorum bunu. Bir Akdeniz tutkusu beni bu kitabı yazmaya sürükledi. Aynı zamanda İspanya ve İtalya gibi ülkelerde de yaşadım. Kafamda bir Akdeniz üçlemesi şekillenmeye başladı. Yunanistan, İtalya ve İspanya bu üç ülke, birçok ortak değeri ortaya koyuyor. Akdeniz’e ait ne varsa; keyifli yaşama, etrafına bu keyfi yansıtma, güzel yemekler yeme, tamamen güzelliklerle dolu yaşama tutkusu bu Akdeniz kültürünü birbirine harmanladı. Bu, Yunanistan ile başladı, çünkü kültürümüze en yakın ülkeorası.  . Akdeniz üçlemesinin ilk kitabı bu nedenle Yunanistan oldu.

O halde Akdeniz ülkelerine olan tutkunuz ve ilginiz Türkiye ile de alakalı diyebiliriz, kültürel benzerliklerden dolayı?

Evet, kesinlikle.

Nazlı Gürkaş

Kitapta şöyle bir şey okumuştum: “ Bu seyahat benim kendimi keşfetmemi sağladı. Kendime olan bir yolculuktu aslında. O halde sizin seyahatlerinizin amacı aslında bir gezip görme etkinliğinden derin anlamaları barındırıyor. Peki, bu seyahatle kendinizi nasıl keşfettiniz? Bu seyahatin size yansımaları nasıl oldu?

Aslında yeniden keşif denilince çok şaşalı bir şey oluyormuş gibi geliyor bana. Çok büyük bir keşif, kendimle ilgili hiç bilmediğim bir şey keşfetmek değil. Aslında kendinle ilgili bildiğin şeyleri biraz daha derinleştirmek olarak görüyorum bunu. Tutkularını, hayatta yapmayı sevdiğin şeyleri zaten biliyorsun ve bu yola çıkıyorsun; ancak yol senin kendi içine daha çok dönmeni sağlıyor. Öncelikle tek başına gidip yabancı bir ülkede yaşamak çok değerli bir deneyim. Tamamen tek başına hayatta kalmayı öğrendikten sonra, hayatta neyi başarıp başaramadığını ya da başaramadığın şeylerin hayatına neler kattığını öğreniyorsun.

“SEYAHAT SANATI, SANAT OLARAK GÖRDÜĞÜMÜZ NE VARSA HEPSİNİ İÇİNE TOPLUYOR”

Şöyle bir söyleminiz var: “Seyahat etmeyi bir sanat olarak görmek…” Peki seyahat bir sanat dalı ise, nasıl bir sanat dalı? İnsanlara neler vadediyor?

Seyahat sanatı, aslında hayatımızdaki ana sanatların hepsini bir araya topladığı için çok değerli. Benim kitapta da yansıtmaya çalıştığım en önemli şey; müziği, edebiyatı her şeyi içine toplayan bir şey seyahat. Yabancı bir ülkeye gittiğinizde müzeleri geziyoruz, oranın çeşitli sanat dallarını keşfetmeye çalışıyoruz, aynı zamanda müziğini tanımaya çalışıyoruz. Kitapta her bölümün başında bir şarkı var ve Yunanistan’ı müzik kültürü ile yeniden keşfediyoruz. Bu anlamda seyahat sanatı dediğimiz şey müzikle çok bağlantılı. Benim için en önemli şeylerden biri de tabii ki edebiyat. Yunanistan’a gitmeden önce oranın yazarlarını okumaya başlamıştım. Yaptığım her seyahatle birlikte, her farklı şehirde oradan çıkan bir edebiyatçıyı okumaya çalıştım. Aynı zamanda Yunanistan ile ilgili farklı ülkelerden gezginlerin yazdığı şeylerin peşine düştüm. -Özellikle Kardamyli bölümünde  İngiliz bir seyyah olan, İngiliz  Patrick Leigh Fermor ‘un evine olan ziyaretimden bahsediyorum.-  Bu edebiyatın peşinde yaptığım seyahat başka bir buluşu da katmıştı bana. Mora yarımadasındaki Kardamyli kasabasında bir sokak tabelası  gördüm: Kazancakis Yolu. Yaptığım araştırmaların sonunda Kazancakis’in Zorba kitabına ilham katan Zorba karakteriyle orada tanıştım. Zorba ile Kazancakis’in buluşması kitapta yer verdiğim çok güzel bir hikâyedir. Bu anlamda seyahat sanatı dediğimiz şey gerçekten hayatı var eden, sanat olarak gördüğümüz ne varsa hepsini içine topluyor.

Nazlı Gürkaş

Yani seyahat; bir ülkeye gidildiği zaman, sadece turistik ve tarihi yerler değil, bir ülkede bütün olarak bütün sanat dallarının, bütün alanlarını değerlendirildiği bir şey mi?

Bu anlamda biraz da seyahat ve turizm farkı da ortaya çıkıyor. Bu, yapmayı çok da sevmediğimiz bir ayrım aslında. Gezgin nedir, turist nedir bunların arasına çok kesin sınırlar çizmemek gerekiyor. Bu sınırlar çok kolay değişebiliyor; ancak benim tatil ve seyahat için yaptığım bir ayrım var. Seyahatler, aslında bizim hayatımızda zorunluluklardan kurtulduğumuzda kim olmak istediğimizi gösteriyor. Bu bir keşif süreci; şu anda para kazanmak zorunda olmasak bir mekân, zaman ayrımı olmasa hayatımızda ne yapardık? Bu, bizim gerçekten kim olduğumuzu gösteriyor. Seyahat bu anlamda bizim varlığımıza biraz ayna tutuyor. Tatillerde ne yapıyoruz, bir tatilin seyahat olması için ne gerekiyor? Tatiller, zorunluluktan kurtulduğumuz zaman kısa zaman dilimleri. Modern hayatı düşündüğümüzde, bir hafta, iki hafta gibi zamanlara tatil sıkıştırıyoruz ve bu zamanların doğal olarak çok mükemmel olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Tamamen dinleneyim, eğleneyim, bütün arkadaşlarımı göreyim, bütün yapmak istediklerimizi bir arada yapmak istiyoruz; ama hayat bu kadar mükemmel değil. Her şey planladığımız gibi gitmiyor. Bu mükemmel olması gereken zamanda aksilikler yaşandığında, her şey yolunda gitmediğinde de çok moralimiz bozuluyor ve her şey sanki anlamını yitiriyor. Ben de elbette böyleydim, bu şekilde çıktım yola. Bu aksilikleri ben hep avantaja dönüştürmeye başladığımı fark ettim bir noktadan sonra. Bakış açım bu şekilde gelişmeye başladı.

Az önce sorduğunuz soruda da ondan bahsetmiştim. Seyahat beni nasıl dönüştürdü, nasıl farklı bir hale getirdi? Baktım ki bu aksilikler aslında bana hayatımda en güzel hikâyeleri veren şeyler olmuş. Bir otobüsü kaçırıyorsunuz ve bambaşka bir yere gidip bambaşka bir hayatın içine düşüyorsunuz. Aksilik olarak gördüğünüz şeyler konusunda moralinizi bozmadan biraz daha bakış açınızı değiştirmeniz gerekiyor ve gerçek seyahat o zaman başlıyor.

“SEYAHAT BLOGLARININ HEM İYİ HEM KÖTÜ YANLARI VAR”

Peki o zaman biraz da günümüzün seyahat alışkanlıklarından, günümüzün seyahat tarzından bahsedelim. Özellikle Instagram’ın çok popüler olmasıyla birlikte seyahate olan ilgi de arttı. Herkes paylaşım yapıyor, herkes bir yerlere gidiyor. Hatta bu konuda bloggerlar birbirleriyle yarışıyor. En keşfedilmemiş yeri ben keşfettim, en çok ben mutlum oldum… Bunun acaba insanlar üzerinde etkisi nasıl? Seyahat blogerları insanları doğru bir yere mi yönlendiriyor yoksa bu bloggerlar insanların soyut bir dünya mı hayat etmesine sebep oluyor? Sizin gözlemleriniz neler?

Burada iki farklı yön var aslında. Çok eleştiriliyor seyahat bloggerları. Gerçek olmayan bir dünyayı yansıttıkları düşünülüyor. Bir bakıma öyle, gerçekten de şatafatlı bir bölüm seyahat blogu var. Bunlar aşırı filtreli fotoğraflarla bütün seyahatlerin sadece en güzel yönlerini ortaya koyan oluşumlar. Ben buna kesinlikle katılmıyorum. Bir seyahatte olumlu olmayan bir şey olduğunda gerçekten bunu da ortaya koyalım ki, o kadar da ışıltılı bir dünya, o kadar mükemmel sınırlarla çizilmiş bir tatil olmadığını gösterelim. İşte burada yine tatil ve seyahat arasındaki fark ortaya çıkıyor. O bloglarda gösterilen şeyler çoğunlukla en ışıltılı, en güzel keşifler oluyor, ama seyahat gerçekten bundan ibaret değil. Başımıza gelen bir hırsızlık, başımıza gelen belki adli bir olay, yollarda düştüğümüz kötü durumlar… Bunları da anlatalım. Tabii, bu demek değil ki sadece kötü şeyleri anlatıp bu yöne insanları çekelim; ama her şey mükemmel değil. Seyahatin iyi yönleri de var kötü yönleri de var. Biraz daha objektif olmak gerekiyor.

Bir yandan da seyahat bloglarının olumlu tarafı herkesi seyahate yönlendirmeleri. Daha önce maddi algılar vardı.  Ben yapamam, edemem, gidemem. Artık herkes elindeki imkânlarla kısacık bir hafta sonu seyahatinde bile çok daha güzel şeyler yapabileceğinin farkına vardı. Birbirimize güzel fikirler vermeye başladık. Kendi şehrimizde bile bir hafta sonu sokağa çıktığımızda o hafta sonunu bir seyahat gibi geçirebileceğimizi keşfettik. Bu anlamda da bu oluşumların artması herkesi daha dolu bir hayat yaşamaya itiyor. Bu da çok güzel bir şey.

Yine Yunanistan’dan konuşacak olursak, hiç Yunanistan’a gitmemiş olanlara Yunanistan’la ilgili tavsiyeniniz ya da Yunanistan’da mutlaka yapmanız gerekiyor dediğiniz şeyler nelerdir? Yunanistan insanlara ne vadediyor? Yunanistan insanlara ne katabilir?

Yunanistan ne vaat ediyor? Bir Akdeniz kültürü, bir rahatlık, mutluluk bunları elbette veriyor; ancak Yunanlarla 400 yıl birlikte yaşamışız ; kültürümüz o kadar yakın ki. Bizim kuşağımız Yunanistan’ı yeniden keşfediyor bence. Bakıyoruz, aa karpuza karpoúzi mi diyorlar? Kalamara kalamári mi diyorlar? Bu şekilde yeniden bir keşif var. Bu keşif de çok güzel, ama herkes kendi seyahatinde biraz kendi keşfini yapmalı. O yüzden mutlaka şurayı görün diyemiyorum. Elbette Atina ve Selanik gibi başlıca şehirleri herkesin görmesi gerekiyor. Yunanistan’a giriş yapmak için Selanik de Atina da çok güzel şehirler, ancak ondan sonra ana karada çok farklı alternatifler var. Şelale sevenler Edessa’ya gidebilir, kültür turizmini daha ön plana çıkaranlar Yunanistan’ın Kapodokyası olarak görülen Meteora manastırlar bölgesine gidebilirler.

Adalar çok fazla, 200’den fazla ana ada var Yunanistan’da.  Herkes kendi zevkine göre bir şey bulabilir ya da kimsenin gitmediği adalara gidip kendi seyahatini, kendi yolunu çizebilir. –Ki en güzeli bence bu.-

“SAKIZ ADASI, YUNANİSTAN’A BAŞLAMAK İÇİN GÜZEL BİR YER”

Kitabın sonunda belirli başlıklar altında rotalar çizmişsiniz. İlk defa Yunanistan’a gidecek olanlar için nasıl bir rota önerirsiniz?

Benim en çok sevdiğim rota, Türkiye’de Çeşme’den çıkıp Sakız Adası’na gitmek; çünkü Sakız Adası birçok farklı zevki, insanların Yunanistan ile ilgili aradığı şeyleri bir araya topluyor. Hem plajları çok güzel, yemek kültürü çok geniş hem de tepedeki Ortaçağ köyleri ile tamamen bambaşka bir döneme ışınlanıyorsunuz. Bu anlamda Sakız Adası Yunanistan’a başlamak için çok güzel bir yer. Bir başka alternatif, Marmaris’ten çıkarak Rodos’a gitmek, benim kitabın en başında yaptığım rotayı çizmek. Rodos’tan Girit’e gidip Girit’in farklı köşelerini gördükten sonra Atina’ya geçmek, ülkenin başkentini görüp Sakız Adası üzerinden Türkiye’ye dönmek. Bu, çok güzel bir rota.

Nazlı Gürkaş - Elif Soykan

Peki gezgin adayları için neler önerirsiniz?

Yurt dışı seyahatlere çıkmadan önce Türkiye’de yapılabilecek o kadar çok şey var ki. Türkiye’de Akdeniz, Karadeniz, Doğu Anadolu çok farklı seyahat imkanlarını bir arada toplayan bir ülke. Bu yüzden eşsiz bir kaynak. İnsan hiç yurt dışına çıkmadan bütün ömrünü Türkiye’yi keşfederek bile geçirebilir.

Öte yandan seyahate çıkmadan önce verilebilecek ipucu, bence hem plan yapmak hem de plan yapmamak. Plan yapmak önemli, çünkü bütçesi limitli bir gezgin için hiç plan yapmadan seyahate çıkmak maalesef mümkün değil. Belli masrafları önceden planlayarak kısabiliyorsunuz. İşte önceden alınan uçak biletleri, tren biletleri; önceden yapılabilecek pansiyon, otel rezervasyonları gibi şeylerin elbette önceden planlanması gerekiyor. Ancak, bu planlar onlara bağlı kalmayı da gerektiriyorsa seyahatinizi bir yandan da basite indirgemiş oluyor.

Evet, belli bir derecede plan yapmak önemli, ama o plana canınız pahasına bağlı kalmaya çalışarak da seyahatin sürprizlerini öldürmemek gerekiyor.

Röportaj için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

 

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Elçin Poyrazlar: Polisiyenin geleceği parlak!
Elçin Poyrazlar: Polisiyenin geleceği parlak!
Ahmet Güneştekin'in yeni sergisi Macaristan'da
Ahmet Güneştekin'in yeni sergisi Macaristan'da