Röportaj: Oğuz ÇetinoğluOğuz Çetinoğlu: Müzik zevkini ve bilgisini annenizden aldınız. Başlangıçta; orkestranız, solistleriniz vardı. Sonra üç kişiden oluşan grup oluşturdunuz. Daha sonra da Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiniz: ‘Piyanist şarkıcı’ uygulamasını başlattınız. Sizden sonra Şefik Uyguner, Ferdi Özbeğen, Ümit Besen… ve diğerleri sizin açtığınız yoldan ilerleyip şöhret oldular. Piyanist şarkıcı fikri nereden doğdu? Bir mecburiyet miydi, batıdaki benzerlerinden mi esinlenildi? Bozkurt İlham Gencer: Profesyonel müzik hayatıma, her gece programa ilk çıkan ve ‘uvertür sanatkâr’ olarak anılan konumda başladım. Programın asıl solisti bir yabancı sanatkârdı. Her yeni dönem için bir evvelki dönem aldığı ücrete % 100 zam yapıyordu. Çalıştığımız lokalin sâhibi bu durumdan şikâyetçi idi. Arkadaşlarla; ‘Onun yaptığı işi biz yapalım. Paramız yurtta kalsın’ Diye düşündük. Sonradan ‘Balarası Özdemir’ olarak şöhrete erişen Özdemir Baturalp ile bir gösteri düzenledik. O, çingene falcı kılığına girdi. Diğer sanatkâr arkadaşımız Turhan Ötener de İspanyol gitarcı oldu. Tam bir İspanyol görünümüne büründü. Yaptığımız gösteri, çok beğenildi. Alkışlar devam ettikçe biz, tekrar tekrar saneye çıkıyor, programımızı uzatıyorduk. Yabancı sanatkâr, bizim kendisinden çok alkışlanmamıza tahammül edemedi, ‘Annem hasta’ Diyerek çalıştığımız kulüpten ayrıldı.Patron, yeni bir sanatkârla anlaşma imzalamadı. Önce arkadaşlarla falcı kadın, İspanyol gitarcı gösterisini sunuyorduk. Sonra da ben piyanist şarkıcı olarak program yapıyordum. Adamın tahtı bana kalmıştı. Dinleyicilerimiz bu usulü; piyanist şarkıcı sistemini çok beğendiler. Benzerleri ortaya çıktı. Bundan sonra dediğiniz gibi Ferdi Özbeğen, Şefik Uyguner ve diğerleri… benim başlattığım yolda ilerlediler. Bu gün de piyanist şarkıcılığı devam ettirenler var. Çetinoğlu: Türkiye’de bir ilki daha gerçekleştirdiniz: Piyanist şarkıcı olarak, millî mesele hâline gelmiş bir konu ile ilgilendiniz ve parasızlık sebebiyle inşaatı yarım kalan Çanakkale Şehitler Âbidesi’nin tamamlanması için çalıştınız. Müzik sanatı ile şuurlaşmış millî düşünceyi birleştiren bu atılımınız da Türkiye’de ilk idi. Sizi dinlemeye gelenlerden topladığınız yardımlarla anıtın tamamlanmasında önemli katkılarınız oldu.Sizi bu atılıma yönlendiren duygular nasıl doğdu, nasıl gelişti?Gencer: Müzik hayatımın başladığı günlerden beri millî hislerim vardı. Çanakkale Âbidesi’nin parasızlık sebebiyle yarım kaldığını haber veren yazıları okuduğumda çok duygulandım. ‘Üzerinde yaşadığımız aziz vatanımızı korurken şehit olmuş Mehmetçiklerimiz için inşa edilen bir anıt, yarım kalmamalı.’ Diye düşündüm. Milliyet gazetesi 1956 yılında bir kampanya açmıştı. Necmi Onur o kampanyada, önde görünen kardeşimizdir. Rahmetli, konu ile ilgili bir kitap da yayınladı. O kitapta benden bahseder.Bende var olan millî duyguların dışa vurumu, ilk bu olayla olmuştur. 1944 yılındaki Türkçülük Dâvâsı da ilgimi çekmişti. Tabutluk olaylarını çok iyi tâkip etmiştim. Fakat bu ilgiler sebebiyle beliren duygularım ve düşüncelerim eyleme dönüşmemişti. 1956’da Âbide için toplanmasına vesile olduğum paralarla inşaat tamamlanınca, huzur buldum, gurur duydum. Ondan sonra, imkânlarım ölçüsünde her millî harekete katıldım.Çetinoğlu: Bu olay çok ilgi çekicidir. Çünkü müzisyenlerin naif bir yapıya sâhip olduğu düşüncesi yaygındır. Müzikle meşgul olanların, fikrî hamulelerinin bulunmadığı kanaati vardır. Sonraki yıllarda hep Atatürkçü, Türkçü-Milliyetçi fikirlerinizle ön plana çıktınız. ‘Bozkurt İlham’ olarak anıldınız. Alparslan Türkeş’in bu gelişmelerde rolü oldu mu?Gencer: Oldu tabi. Çünkü ben 1944 olaylarını çok iyi tâkip ettim. sol kültürden beslenenlerin Türk milliyetçilerini dâvâ ettiklerini, onlara işkence ettiklerini biliyorum. İşkence gören; Nihal Atsız, Alpaslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Zeki Velidi Togan, Zeki Sofuoğlu, Sait Bilgiç, Hasan Ferit Cansever, Hikmet Tanyu, Hüseyin Nâmık Orkun, İsmet Tümtürk, Necdet Sançar… Hepsini tâkip ettim. Orhan Şahin Gökay, Samsun Senatörü Fethi Tevetoğlu… Bütün bunları o zamanlar tâkip etmiştim. Benim hislerime çok tesiri vardır, 1944 Türkçülük olaylarının…Çetinoğlu: Gerçekleştirdiğiniz bir başka ilk; Çatı Gece Kulübü’nü, Türkiye’nin ilk özel konservatuarı konumunda açarak müzisyen yetiştirmenizdir. Burada yetişen ve şöhret olanlar kimlerdir?Gencer: Ajda Pekkan ve Emel Sayın Çatı’dan yetişti. Daha önceleri müzik alanında isim yapan Ayten Alpman Çatı’da okudu. 1950’den de önce biz… Ayten Alpman’la arkadaşlık yaptık sonra evlendik. Onu da ben yetiştirdim. Hocası ve kocası oldum. Hocası iken her şey iyi ve güzeldi. Kocası olunca geçinemedik. İki çocuğumuz var, Allah rahmet eylesin.Cem Karaca’yı Çatı’ya babası getirmişti. Annesi Toto Karaca; ‘Al bunu adam et. Evde çok bağırıyor. Senin yanında bağırsın…’ Dedi. Ben de aldım hemen sahneye çıkardım. Rahmetli söylerdi; ‘Bize mikrofon tutmasını İlham ağabey öğretti’. Derdi. Hatta ölmeden 3 ay önce bir televizyon programında biz beraberdik. Orada vasiyet etmişti: ‘İlham Abi, ben senden önce ölürsem, tabutum câmiye giderken ve camide namazım kılındıktan sonra tabutumu alkışlatma.’ Ben de O’na aynı şeyi söyledim: ‘Ben senden önce ölürsem sen de beni alkışlatma.’ O benden önce öldü ve vasiyetini yerine getirdim. Alkışları engelledim.Neyse efendim, sorunuza dönersek… Siluetler, Moğollar, Cahit Oben, Altın Mikrofon yarışma provalarını Çatı Kulüpte yaptılar. Hatta 1960’da açtığım Çatı Kulüp’ün altında Site Sineması vardı. Site sinemasında, filmlerden önce piyano eşliğinde şarkı söylerdim. Her gece başka program yapıyordum orada. Ajda Pekkan, Emel Sayın hatta şu anda Ankara Radyosunda piyano çalan Erkan Yüksel’i, piyano çalıp şarkı söylemek üzere sahneye ben çıkardım. Sesi Zeki Müren’e benzediği için, programına perde arkasında şarkı söyleyerek başlardı. Çok alkışlanırdı. Piyanosunu ilerletti ve piyanist olarak sanat hayatını devam ettiriyor. Ben Türk Müziği icra ederken piyanoda zayıfım. Neden? Çünkü piyanoda Türk Sanat Müziği çıkmaz. Do ile Re arasında yarım ses vardır. Yarım sesler piyanoda yok. Çeyrek sesler vardır. Bir daha dünyaya gelirsem kanun çalacağım. Çünkü ben kendi Türk Müziğine aşığım.Türkiye’nin ilk özel konservatuarı olan Çatı’da yetişenlerden biri de Yavuz Özışık’tır. Değerli bir kardeşimizdir. Çatı’da bu işler çok güzel bir şekilde gelişti ve benim yedi senem orada geçti. Piyano çalarak da vergi rekortmeni oldum. O şovlara çıkarttığım insanların içersinde eski kantocular da vardı. Bir tanesi; Anjel İlkyıldız, 1960 yılında 82 yaşındaydı. Ben onu da programıma çıkardım.Çetinoğlu: Sordum, soruşturdum…Sizi tanıyanlar; vatansever, dost canlısı, yalan söylemeyen, çok mütevazı, yardımsever, iyi bir müzisyen, topluma örnek olacak şekilde ahlak sâhibi… bir insan olduğunuzu söylüyorlar. Sanat ve özellikle müzik dünyasında bu sıfatlara sâhip insanların sayısı, iki elin parmakları sayısından az. Bu özelliklerinizle yaşamak sizi yordu mu?Gencer: Vatanseverliğim benim iftiharım değil, mecburiyetimdir. Hiçbir şart altında asla vazgeçmem. Bu yönümün beni yorması söz konusu olamaz. Aksine yaşama gücü verir. Hak etmediğim diğer iltifatlar hakkındaki değerlendirmeleri, beni tanıyanlara bırakmak isterim. Söylediklerinizi; nasıl olduğumu değil, nasıl olunması gerektiğini belirten cümleler olarak değerlendiriyorum.Yorgunluğa gelince: Yorulmadım. Yorulduysam da, yorgunluğumun karşılığını maddî olarak kısmen, mânevî anlamda da, fazlasıyla aldım. Böylece bütün yorgunluklarımı unuttum. Çetinoğlu: ‘Popüler kültür’ kavramı uzunca bir süreden beri kullanılıyordu. Şimdilerde yeni bir kavram gelişiyor: ‘Popüler hayat’… Bu kavramı nasıl değerlendiriyorsunuz?Gencer: Efendim, birtakım yazarlar çizerler, şuur açısından gelişmemiş bir takım insanların beynini yıkarlar. Lenin diyor ki: ‘Bir ülkeyi ele geçirmek isterseniz onun sahnesini ele geçirin’. Popüler hayat böylece yaygınlaştırılıyor. Zararları görüldükte özümüze döneceğimize inanıyorum.Çetinoğlu: Müzik dışında, kültürün hangi alanında kendinizi donanımlı görüyorsunuz?Gencer: Ülkeme ve milletime hizmet edenleri iyi tâkip ediyorum. Onları yeni yetişen nesle örnek olarak gösteriyorum. Millî konularda hassasiyetim vardır. Okurum. Nihat Sami Banarlı bizim edebiyat hocamızdı. Ondan çok şey aldım çok şey öğrendim. Öğrendiklerimi uyguluyorum.Çetinoğlu: Atatürk: ‘Türk milleti kültür temelleri üzerinde yükselecektir’ Diyor. Müziği, kültür olgusunun içerisinde nasıl bir yere yerleştiriyorsunuz?Gencer: Müzik kültür olgusunun içersinde bence yazıdan da önce gelir. Çünkü 3 yaşında 4 yaşında bir çocuk okuma-yazma öğrenmeden şarkı öğreniyor. Çocuğa hangi milletin müziğini öğretirseniz, o milletin kültürüne meyleder. Şarkılar; atom bombasından, hidrojen bombasından daha ekili olabilirler. Hollywood bunu yapıyor. Amerikan sineması bunu çok güzel kullanıyor. Müzik beynelmileldir. Müziğe millîlik kazandıran, üzerine yazılan sözlerdir. Çetinoğlu: Şair; ‘Bir ben vardır bende, benden içerû…’ Diyor. Yakın çevrenizdekilerin tanımadığı, bilmediği bir İlham Gencer var mı içinizde? O İlham Gencer’i anlatır mısınız?Gencer: Var. İnsan gönlü, hoşa giden eylemlere meyillidir. İçimdeki İlham Gencer; gönlü ile değil, aklı ile hareket ediyor. Beni frenliyor. O’nu dinledikçe Cenab-ı Allah’ın beni koruduğunu görüyorum. Yakın çevremin bilmediği İlham Gencer; şükreder, dua eder, ibâdet eder. Çetinoğlu: Müzik dışında ilgi alanınızdaki 5 konuyu verdiğiniz öneme göre sıralar mısınız ?Gencer: Vatanım ve milletim. ‘İnsan hakları’ diyerek çığırtkanlık yapan insanlarla mücâdele ediyorum. Onlar hümanisttir. Hümanizm beni hiç ilgilendirmez. Ben önce vatanımı milletimi, insanımı düşünürüm. Ondan sonra diğer milletleri… İnsan hakları çığırtkanları; kendi evini bırakıyor, komşusunu düşünmüyor, milletini unutuyor, vatanını hatırlamıyor… cehennem kadar uzaktaki insanların insan hakları için gayretkeşlik ediyor. Gazze’de yaşananlar elbette üzücüdür. İnsanı kahrediyor. Kahrediyor da… Gazzeliler için sokaklara dökülenler… bölücü eşkıya ile mücadele ederken şehit olan Mehmetçikler için ne yapıyorlar? 5.500 Ülkücü şehit verdiğimiz dönemlerde insan hakları çığırtkanları neredeydi? Hırant Dink öldürüldü, ‘Hepimiz Ermeniyiz’ diyerek sokaklara dökülenler… Diyarbakır’da Gaffar Okkan şehit edildiğinde, ‘Hepimzi Gaffar Okkan’ız’ diye kaç kişi çıktı ortaya?Çetinoğlu: Sizin gibi başarılı ve sevilen bir müzisyen, sanatta duygulu-fikirde şuurlu bir insan olmak isteyenlere vereceğiniz 10 öğüdü sıralar mısınız?Gencer: İyiyi ve kötüyü ayırt etmesini öğrensinler. Her okuduklarına inanmasınlar. Türk tarihini iyi öğrensinler. Doğru ve güzel Türkçe ile konuşmak mühim bir mesele.İnsan; eline, beline, diline sahip olmalı. El; kolumuzun ucundaki organımız olduğu kadar vatanımızdır. Vatana sâhip çıkılacak. Bu sözdeki Bel, vücudumuzun bacakla göğüs arasındaki bölümü değildir. Kadın-erkek ilişkileri bakımdan ahlaklı olmaktır. Bu konuda, kendine ve yakınlarına yapılmasını istemediği hareketi, başkalarına karşı da yapmamaktır. Türk’ün Türk’le evlenmesidir. Dil; yalan söylememektir, dedikodu ve gıybet yapmamaktır. Aynı zamanda Türkçeyi doğru ve güzel kullanmaktır. Çocuklarımıza Türkçe isimler koymalıyız. Evlatlarımızı Türk töresine göre yetiştirmeliyiz. Onları Türk bayrağına, Türk vatanına sahip olacak fikirlerle donatmalıyız. Bayrağı olmayan bir milletin hürriyeti yoktur. Hürriyeti olmayan bir millet dinine de sâhip çıkamaz. Çetinoğlu: Mutlu günlerinizde, kiminle nerede olmak ve ne yapmak isterdiniz?Gencer: Mutlu günümde rahmetli eşimle olmak isterdim. 27 yıllık hayat arkadaşımdı. O; cesur bir Asena’ydı. Ve de duygulu, anlayışlı bir insandı. Beni en iyi anlayan insandı. O’nu da bu konuşmalara dâhil etmek isterdim. İlham Gencer’i anlatma konusunda, tevazu veya başka bir sebeple söylenemeyenleri, O tamamlardı. Sonra O’nunla karşılıklı şarkı söylemek isterdim. Zaten ‘Bozkurtların Başbuğları’ şarkısının sözlerini O yazmıştı: Bestesini ben yaptım: ‘Bozkurtların Başbuğları kükreyince söğütte.Soluk yapraklar uçuşur, dökülür bir nefesteKanımızdır, canımızdır her şeyimiz bu vatan.Bastığın yerleri tanı, altında Türk’tür yatan.Atalardan bize kalan emanettir bu vatan.Susuz kalsa toprağımız, sularız kanımızla.’Rahmetli Türkeş bu şarkıyı dinledikten sonra ayakta alkışlamıştı.Ben yılbaşı gecelerini ve eğlencelerini hiç sevmem. O benim için kutlanacak bir zaman dilimi değil. Fakat müzisyen olarak o eğlencelerde bulunmak mecburiyetindeyim. Paranın azdırdığı şaşkın zındık liboşlar, çıplak denilecek durumdaki Leyloşlar kafayı çeker, bir leş küpüne döner, rezaletler olurken ışıklar yanar söner… Kadınsı erkekler, erkeksi kadınlar… Bir rezil dünyadır o eğlenceler.Çetinoğlu: Vazgeçemeyeceğiniz kurallarınız var mı?Gencer: Olmaz olur mu var tabii ki…Çetinoğlu: Nelerdir?Gencer: Türk milletine ihanet edenlerle son nefesime kadar savaşmaktan asla vazgeçemem. Milletim için gerekirse, 90 yaşımda bile gönüllü asker olabilirim. Zaten her zaman gönüllü oldum.Çetinoğlu: Hayatta en kolay ve de en zor elde ettiğiniz iki şey nedir?Gencer: Cenabı Allah’ın verdiği yetenekle; tanınan ve sevilen bir müzisyen oldum. En zor elde ettiğim, bir başka ifâde ile elde edemediğim şey ise maddî servettir. En zor elde edilen şey aşktır. Âşık olmak zordur. Hakîki aştan bahsediyorum. Sevdiklerimden vazgeçemiyorum.Çetinoğlu: Tanınan sevilen bir sanatkâr olmak mı zor, ulaşılan mevkii korumak mı zor?Gencer: Her ikisi de zor.Çetinoğlu: ‘Başka türlü bir hayatım olsaydı’ Diye düşündüğünüz oldu mu?Gencer: Bir daha dünyaya gelseydim yine müzisyen olurdum. Fakat kanun çalan bir müzisyen. Türk musikîsi enstrümanlarını çalan bir müzisyen olurdum. Ud çalardım, keman çalardım, kanun çalardım.Çetinoğlu: İçinizdeki İlham Gencer’in onaylamadığı düşünce ve eylemleriniz oluyor mu?Gencer: O gizli İlham Gencer, hakiki İlham Gencer’in üzerindedir. İçimdeki İlham Gencer, benim cismimin çok fevkinde bir şey. O beni yönetiyor. Birdenbire heyecanıma hâkim olamıyorum. Bana diyor ki o içimdeki ses; ‘Sana bugünlerde sakin ol diyorum’. Aşırı heyecanlar beni hedefime ulaştırmıyor. Onun için bana rehber oluyor içimdeki İlham Gencer. ‘Sabırlı ol’ diyor, ‘nefes al’ diyor. ‘Sabır, sabır, sabır de’ diyor. Bu sebeple içimdeki İlham Gencer’i dinliyorum.Size bir şey söyleyeyim mi? Benimle röportaj yapanların hiçbirisi sizin kadar benim iç âlemimi ortaya çıkaracak, içimdeki İlham Gencer’i konuşturacak sorular sormadılar. Bana bu kadar güzel sorular sorduğunuz için teşekkür ederim. Çetinoğlu: Yalnız kaldığınızda kendinizi sorgular mısınız?Gencer: Tabi. Her gece başımı yastığa koyduğumda sorgulamalar başlar. Sorgulamalar faydalı oluyor. Kendi kendimi dinliyorum. İçimdeki İlham Gencer benden genç... Genç olmasına rağmen tecrübeli. O’nu dinlerim. Çünkü söz dinlemenin yaşı yoktur. Bu bir tecrübedir. Ve ben, bir tecrübeli insanı dinlerim benden genç olsa da dinlerim.Çetinoğlu: Şöhreti yurt dışına taşmış profesyonel bir sanatkâr olarak, benim gibi isimsiz ve amatör bir gazeteciye zaman ayırdığınız ve sorularımı samimiyetle cevaplandırdığınız için teşekkür eder, size; sevdikleriniz ve sevenleriniz arasında geçecek sağlıklı uzun bir ömür dilerim.Gencer: Ben de size teşekkür ederim. İçimdeki İlham Gencer’i ortaya çıkaracak sorular sorduğunuz için, dinleyicilerimin beni hatırlamalarına vesile olduğunuz için… Her şey için… BOZKURT İLHAM GENCER KİMDİR?:1925 yılında İstanbul’un Bakırköy ilçesinde dünyaya geldi. Annesi ve babası, ilk çocuklarının adını, ‘İlham Osman’ koydular.Babası İbrahim Ethem Bey ile annesi Nihal Hanım, İlham Osman üç aylık bebek iken ayrıldılar. İlham, annesi ve dedesi Halil Nail (Öget ) tarafından yetiştirildi. 1932 yılında Şişli’de ilkokul tahsiline başladı.21 Haziran 1934 tarihinde soyadı kanunu çıkınca babası, ‘Gencer ’ soyadını aldı ve ‘İlham Gencer’ olarak anılmaya başlandı.1942 yılında Şişli Terakki Lisesi’nin Orta kısmından mezun oldu. Daha ortaokulda iken ana dili gibi Almanca biliyordu. 1944 yılında babası vefat etti. 1948 yılında Atatürk Erkek Lisesi’nden diploma aldı. Bu tarihten sonra müzisyenliği meslek edindi.Annesi Nihal Hanım, uzun yıllar Almanya’da tahsil görmüş, Almanca’yı ana dili gibi konuşan, bunun yanında Fransızca ve İngilizceyi de iyi bilen bir hanımefendi idi. Çocuklara piyano dersleri veren Nihal Hanım, cam içi süsleme dalında iyi bir sanatkârdı. Birçok sergiler açmıştır. Ondaki sanat yeteneği, oğlu İlham Gencer’e intikal etmiştir.Babası İbrahim Ethem Bey, ilk eşi Nihal hanım’dan ayrıldıktan bir süre sonra ikinci evliliğini gerçekleştirdi. Bu evlilikten İlham Gencer’e bir kız kardeş geldi. İlham ve Semra Gencer kardeşler arasında sevgi ve saygı ağlarıyla örülmüş ve halâ devam etmekte olan dostluk bağları oluştu.Henüz 5 yaşında iken annesinden aldığı derslerle piyano çalmayı öğrenmişti. 1949 yılında, 24 yaşında iken İstanbul Radyosu’nda; ‘İlham Gencer’le Cumartesi Geceleri’ isimli programla profesyonel müzik hayatı başladı. Sahneye ilk defa, yine 1949 yılında Sarıyer’de, sonradan adı Urcan Restaurant olarak değişen Sarıyer Canlı Balık Lokantası’nda adımını attı. 1953 yılında Ayten Alpman ile evlendi. Bu evlilikten 1954 yılında, ‘İlhan ’ adını verdikleri oğulları, 1955 yılında da ‘Ayşe’ adını verdikleri kızları dünyaya geldi. İlham Gencer’in Ayten Alpman ile evliliği, anlaşmazlık sebebiyle 1960 yılında dostça son buldu. 1964 yılında Necla Hanım ile evlendi. Bu evlilikten 1965 yılında ‘Bora ’ adını verdikleri oğulları dünyaya geldi. Her üçü de baba mesleğini seçtiler, çok başarılı oldular. Çocukluk yıllarında başlayan ve gelişen milliyetçi düşüncelerinin ışığında, 1967 yılında siyasetle ilgilenmeye başladı.İlham Gencer, 1991 yılında, çok sevdiği eşi Necla Hanım’ı bir trafik kazasında ebedî âleme yolcu etti. O tarihten bu yana mutlu günlerinin hâtırâları ile yaşıyor.Kadim dostu Sami Coşkun, İlham Gencer’in hayat hikâyesini bütün detayları ile, ‘Sanatta ve Siyasette İlham Gencer ’ isimli kitapta topladı. Kitap, Fosil yayınları arasında, 2009 yılının Ocak ayında kitapçı vitrinlerindeki yerini aldı.İlham Gencer; 2009 yılının ilk ayında YAŞAYAN ÇINAR isimli müzik albümünü hazırladı. Albüm Mart ayında CD şeklinde İlham Gencer hayranlarına ulaştı. CD’de, başta kendi bestesi olan Yavuklu Binnaz olmak üzere 22 adet şarkı yer alıyor. İlham Gencer, kendi buluşu orijinal kültür fizik hareketleri yapıyor, yüzme ve yürüyüş olarak günlük sporlarını aksatmıyor. ‘Sanatçının emeklisi olmaz.’ Düşüncesiyle müzik çalışmaların devam ediyor. ‘Berrak ve güçlü bir hâfıza, gür bir ses ve sağlıklı, sportmen bir vücut.’ Günün İlham Gencer’ini bu cümlelerle tanıtmak yanıltıcı değildir.
Röportaj
Yayınlanma: 11 Ocak 2015 - 11:53
Güncelleme: 11 Ocak 2015 - 12:25
Mürekkep Söyleşiler'de Bu Hafta: İlham Gencer
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Oğuz Çetinoğlu, Bozkurt İlham Gencer ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
Röportaj
11 Ocak 2015 - 11:53
Güncelleme: 11 Ocak 2015 - 12:25





















