Röportaj: Oğuz ÇetinoğluOğuz Çetinoğlu: İyi bir gözlemcisiniz. Anadolu kültürünü özümsemiş bir insansınız. Mesleğiniz olan öğretmenlik ekseninde, sizinle bunları konuşalım. Fakat önce eğitimden başlayalım. Eğitim nedir?Ahmet Derindere: İnsana güzel davranışlar kazandırmanın tümünün adı eğitimdir. Aklınıza gelen güzel davranışları alt alta sıralayınız, bin tane mi, iki bin tane mi ne kadar bulduysanız ve bunları insanda davranış haline getirirseniz eğitmiş olursunuz.Burada bir konuyu da göz ardı etmemek gerekir. Şöyle ki:Gerçek manada eğitilmiş insan toplum içersinde davrandığı gibi, yalnız başına bulunduğu zaman da aynı davranışı gösteriyorsa bu gerçek bir eğitimdir. Ona güvenebilirsiniz. Yoksa toplum tarafından kabul görmeyen ayıp, çirkin, kaba ve benzeri davranışları toplum içinde yapmıyor ama yalnız başına kaldığında yapıyorsa burada bir eksiklik olduğunu kabul etmeliyiz. ‘Bu, onun özel hayatıdır.’ Denilemez.Çetinoğlu: Tecrübeli ve yaşlı kişiler öğüt vermeyi severler. Doğru bulur musunuz?Derindere: Öğüt vermek yerine örnek olmak daha faydalı ve tesirlidir.Yeri gelmişken Ziya Paşa’yı rahmetle analım. Diyor ki:‘Onlar ki laf ile verir dünyaya nizamat,Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde’Çetinoğlu: İyi alışkanlıklar iyi hareketleri, iyi hareketler de iyi karakterleri oluşturur. Derindere: İnsan düşünerek hareket eder, düşünce ile davranışların uyumlu hâle getirebilirse düzgün bir karaktere sahip olur. Söyledikleri ile yaptıkları bir birini tutmayan insanlara ‘karaktersiz’ dendiğini hepimiz biliyoruz.Çetinoğlu: En etkili eğitim metodu hangisidir?Derindere: Eğitim para ile alınıp satılan bir nesne değildir.Aile, okul ve toplum içersinde kazanılır. İnsanlara enjekte edilemez. Laf ile olmaz, kulaktan dolma olmaz.Çetinoğlu: Nasıl olur peki?Derindere: Yaşayarak uygulayarak, davranış biçimi olarak hayatımızın vazgeçilmezleri hâle getirmemiz gerekir. Çetinoğlu: Çevreyi gözlemleyerek sağlanan eğitimden söz eder misiniz?Derindere: Bir İslam âlimine ‘Edebi kimden öğrendiniz?’ Demişler. ‘Edepsizden öğrendim.’ Diye cevap vermiş.Akıllı insan, iradesini de kullanarak kötü örneklere bakıp düşünce yolu ile doğruyu bulabilir, kendi kendini eğitebilir. Çetinoğlu: Öğretim mi önemli eğitim mi?Derindere: Bana göre eğitim, öğretimden önce gelir ve daha mühimdir. İnsan okur, iyi bir mühendis, başarılı bir sanayici, iyi kazanan bir esnaf olabilir. Fakat eğitimi noksan ise, topluma zarar verici hareketler yapabilir.Çetinoğlu: Allah korkusu?Derindere: Takvâ… Yâni kâmil îmanın temeli olan Allah korkusu da eğitimin temel özelliklerinin başında gelir.Bize öğretmen okullarında; ‘Öğretmenlik tanrı mesleğidir.’ Derlerdi. O zamanlar bunu pek anlayamazdım.Zaman içersinde öğrendim: Peygamber efendimiz ‘Beni Rabbim terbiye etti ve ne güzel terbiye etti.’ Buyurmuşlardır. Allah’ımız Peygamber efendimizi eğitti o da bizlere örnek oldu.Çetinoğlu: Herkes öğretmenlik yapabilir mi?Derindere: Öğretmenlik herkesin yapabileceği bir iş değildir.Sivas’ta öğretmenlik yaptığım yıllarda bir mağaza sahibi; ‘Muallim efendi! Üç meslek var ki bunu her insan yapamaz. Bunlar için hususi yetişmiş insan gerekir.’ Dedi ve saydı: Birincisi öğretmendir. Evladınızı getirip ona teslim ediyorsunuz. Öğretmen, kendisine teslim edilen çocuğu öyle yetiştirecek ki o çocuk büyüdüğünde öğretmeninden aldığı eğitimle; millet olarak, insanlar olarak kültürünüzü geleceğe taşıyacak, dolayısıyla ebediyen kendin kalarak yozlaşmadan dejenere olmadan hür ve müreffeh yaşayacaksınız. Öğretmen görevini yapmamışsa, onun yetiştirdiği insanların yönettiği devletler de milletler de yok olur, tarih sahnesinden silinir. İkincisi askerdir. Askerlik için de özel insanların olacaktır. Her insandan subay olmaz. Subay olacak insanın iyi seçilmesi gerek. Öğrencinin teslim edildiği öğretmen ne ise, askerin teslim edildiği subay da odur.Üçüncüsü hâkimlerimizdir. Adalet dağıtan insanlarınız da iyi yetişmiş kimselerden olmalıdır. Bunun dışındaki hizmetleri kim yaparsa yapsın, millî bünyede derin yaralar açmaz.Çetinoğlu: Bir insanın eğitimine ne zaman başlanmalı?Derindere: Eğitimin yeri, zamanı yoktur. İnsan eksikliğinin farkına varabilirse her zaman ve her yerde öğrenebilir.Çetinoğlu: Mektep medrese görmemiş insanlar da eğitimli olabiliyor…Derindere: Meslek hayatımda görüştüğüm sıradan insanların bazılarının eğitimi çoğumuzdan iyi bildiklerini gördüm.Sivas’ta idareci öğretmen bulunduğum yıllarda sanayi çarşısında tenekeci ustasına bir iş yaptırıyordum.İlkokul mezunu bu esnaf konuşmamızın bir yerinde bana sordu:- Müdür bey ilimizin millî eğitim müdürü kim?- Sivas’ın yerlisi olan şahsın adını söyledim.- Bu adam millî eğitim müdürlüğü makamına yükselmiş mi? Yoksa o makam O’na kadar inmiş mi? Dedi.Millî eğitim müdürünü yakından tanıyınca, esnafın haklı olduğunu gördüm.Bir başka esnaftan bir başka ders:Sohbet ettiğim esnaf anlatıyor:- İlkokul beşinci sınıfa devam eden bir oğlum var. Öğretmen çocuklardan kağnı arabası yapıp getirmelerini istemiş. Çocuk bana söyleyince ben de marangoz komşumdan güzel bir kağnı arabası yapmasını istedim. Marangoz tekerleklerini, dingillerini tornadan çekerek güzel bir kağnı yaptı, bir de cilalayıp getirdi. Oğlum ertesi gün okula götürdü. Öğretmen pekiyi vermiş, sevinerek eve geldi.Evimizin alt katında da fakir bir aile var. Geçimini zor sağlıyorlar. Onların da çocuğu oğlumla aynı sınıfa devam ediyor. Tabii onun babasının marangoz ahbabı da yok, parası da.Bu çocuk tam bir hafta, oyun oynamadı, sokağa çıkmadı. Eline geçirdiği kör bıçakla tahtaları yonttu, basit bir kağnı yaptı. Ben de çalışmalarını balkondan seyrettim. Öğretmeni bu çocuğa zayıf vermiş.Bu olay beni çok rahatsız etti. İlkokul aile birliği toplantısında öğretmenlere durumu anlattım. Haksızlık ettiklerini, vebal aldıklarını söyledim.Bu ne biçim öğretmenlikti. Fakir çocuk gecesini gündüzüne kattı. Emek verdi, bizzat ilgilendi ama o kadar becerebildi. Benim oğlum ise kağnı arabasına elini bile sürmedi, babası para ile marangoza yaptırdı. Esas pekiyi notunu o fakir çocuk alacaktı, zayıf da benim oğlumun hakkıydı.Ben söyleyecek söz bulamadım. Bu adam eğitimi biz öğretmenlerden daha iyi biliyordu.Çetinoğlu: Eğitimin kalıcı olmasının şartları nelerdir?Derindere: Öncelikle Türk millî eğitiminin değişmez millî eğitim politikalarının olması lazım.Çetinoğlu: Belli bir eğitim politikamız yok mu?Derindere: Yok. Şayet olsaydı, iktidar değişmelerinde, kadrolaşma var diyerek feryat edilmezdi. İktidara gelen, her alanda olduğu gibi eğitimde de kendine has bir politika uyguluyor.Çetinoğlu: Millî eğitimde de kadrolaşma oluyor mu?Derindere: Hem de nasıl…Gerçekten değişmez ve bu milletin kültüründen, tarihinden, gelenek ve göreneklerine göre mayalanmış bir millî eğitim politikamız olsa, ister sağ, ister sol iktidar olsun niye korkalım. Her gelen aynı kadro ile aynı politikayı uygulamak mecburiyetinde kalacaktır.Çetinoğlu: Kültür konusunda ne diyeceksiniz?Derindere: Bir millet başka ülkelerden teknoloji, bilgi gibi teknikleri transfer edebilir ama kültür transfer etmemelidir.Milleti millet yapan değerler zaafa uğrarsa, neticede kendisine yabancı nesiller yetişir. Kendine yabancı nesiller, yakınlık duyduğu milletlere hizmet eder. Mensubu olduğu millete değil.Çetinoğlu: Millet olarak bazı meseleleri çok tartışıyoruz. Mesela laiklik…Derindere: Laiklik bize dışarıdan ithal edildi. O günden bu güne ülkede koparılan fırtınaların çoğu laiklik üzerinedir.Buna hiç gerek yoktu. Benim inancım ve kültür değerlerim içersinde zaten laiklik var.Çetinoğlu: İthal laiklikle neler oldu?Derindere: İstanbul’da kısa bir öğretmenliğim oldu. Okul müdürü veciz sözleri yazıp okul duvarlarına asıyordu. Yazdığı bir vecize şöyleydi: ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.’ Bu söz Hz. Ali Efendimize aitti. Ama okul müdürü bu ismi vecizenin altına yazamamıştı. Hatırlattığım halde cesaret edememişti. Yaygın kanaate göre yazsaydı, ithal laklik kavramı ile ters düşecekti.Bizim insanımız, bir işe besmele ile başlar. Fakat besmelenin faydasını sınıfta anlatamazsınız. O da ithal laiklik anlayışına aykırıdır.Avrupa ve Amerika okullarında haç sınıfın başköşesindedir. Din adamları da okula gelir gider, ders bile verir. Avrupa’nın laiklik anlayışı, tornistan edilmiş, uzun yıllar yönetime hâkim olan politikalar sebebiyle yerleşmiş kalmış. Çetinoğlu: Düzelir mi?Derindere: Ümitsiz değilim. Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu’nun birçok konferansını dinledim. Hoca ümitvardı ve ‘Kendimize geleceğiz!’ Diyordu. Bu isimde bir de hacmi küçük ama muhtevası büyük bir eseri vardır.Çetinoğlu: İşe nereden başlamalı?Derindere: Konumuz eğitim olduğuna göre, eğitimin temelinden başlamak gerekir. Eğitimin temeli de ilköğretimdir. Zaten sekiz yıllık eğitime ‘temel eğitim’ demiyor muyuz?İlköğretimi ciddiye alacağız. Bu müessese için özel yetiştirilmiş öğretmenler görevlendireceğiz. En büyük yatırımı yapacağız.Çetinoğlu: Bunu biraz açmakta fayda var.Derindere: Geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz minicik yavrularımızı üniversitede yetiştireceğimizi zannediyoruz. Hâlbuki çocuğumuzun kişiliğinin şekillenmesi, ileride dünya çapında bir doktor, mühendis, ressam, müzisyen vs. olacak ise bu ilköğretiminde alacağı eğitimine bağlıdır.Çocuk; zengin kelime hazinesinin alt yapısına ilköğretimde sâhip olur, zamanla geliştirir. Düzgün konuşmayı ilkokulda öğrenir. Resim, müzik, beden eğitimi ve fen bilimleri ile sosyal davranışların temeli de ilkokulda atılır. İleride okuma alışkanlığı kazanırım, müzik çalışırım, bozuk yazımı lisede düzeltirim düşüncesi tamamen hayaldir.Yanlış ellerde bilmeden, farkında olmadan belki ileride dünya çapında bir değeri hep ilköğretimde kaybediyoruz.Çetinoğlu: Bunu yapacak kapasitede ve ülkemiz ihtiyacını karşılayacak sayıda ilköğretim okulu öğretmenimiz var mı?Derindere: Bence ilköğretimde görev alacak öğretmenler akademisyen olmalı. Yerine göre asistan, doçent ve profesör olmalıdır. İlköğretim okullarda mutlaka büyük bir kütüphane, spor, resim, müzik, fen, bilimleri ve özel yetenek salonları, laboratuarlar bulunmalıdır.Çetinoğlu: İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar…Derindere: Bu söylediklerim hayal değildir. Gerçekleşmesi mümkün ideal sistemdir. Bize öğretmen okulunda ‘Ülkücü Öğretmen’ isimli bir kitap okutmuşlardı. Kitabın özeti şu: Victor Racinski bir Rus profesörüdür. Üniversitede kürsüsü vardır. Racinski hizmetlerini kâfi görmemektedir. Ve bir gün ülkesine daha iyi hizmet edebileceği alanı seçer: Köy öğretmenliği. Racinski, ‘Ülkücü Öğretmendir.’ Ülkücü’ kelimesinin bu gün yaygın olarak kullanıldığı anlamda değil, ‘İdealist’ anlamında ‘Ülkücü Öğretmen’dir. Bizim, böyle öğretmenlere ihtiyacımız var.Çetinoğlu: İnsanlarımız bunun farkında mı?Derindere: ‘Farkında’ demeyi çok isterdim. Maalesef farkında değil. Düğün, dernek, nişan gibi toplantıda konuşurken bana ne iş yaptığımı sorduklarında ve karşılık olarak ‘Öğretmenim’ dediğimdeSoruyu soran kişi tekrar sorar: ‘İlk-orta… ne öğretmenisin?’ der; ‘İlkokul öğretmeniyim.’ Dediğimde, vatandaş pek memnun olmaz, muhatabını önemsemez. ‘Lise öğretmeniyim’ deseydim belki de farklı bir tavır takınacaktı.Bu gibi cahillikleri şahsen umursamıyorum da; ülkenin geleceği için endişe ediyorum.Bu bahsi bir misalle tamamlayalım. Bir bina yaptınız 8-10 katlı. Kapı ve döşemelerini en iyi ve pahallı ağaçtan, kapı kollarını en lüksünden, fayans ve karolarını, mermerlerini tanınmış markalardan aldınız. Avizeleriniz en iyi kristallerden, mobilyalarınız ithal malı olsun. Eğer binanızın temeli çürük ise; üst kısmında ve içerisinde kullanılan malzemenin pahalı oluşunun hiçbir anlamı, hiçbir faydası yoktur. Temel çürükse binanız, ufak bir sarsıntı ile yıkılır gider. Yapılan masrafların, harcanan emeğin, meydana gelen zararın sorumluluğunu nerede aramak gerekir? Elbette temeli sağlam yapmayanda.İnsanlarımızın temeli Allah’a şükür sağlamdır. İnsanlarımız âlim değilse bile âriftir. Çok akıllı değilse bile zekidir. Mesele o temel üzerine sağlam yatırımlar yapmak. Ve ârif ve zeki baba, amca, ve dedelerini aşacak nesiller yetiştirmektir.1960-1966 yıllarında Bingöl ili merkez köylerinden öğretmenliğim oldu. Önce iki yıl yürüyerek gidip geldiğim 8 saat uzaklıkta bir köyde çalıştım. Okul yeni yapılmıştı. Ben dördüncü öğretmendim. Köylüler köylerine öğretmen istemiyorlarmış. Öğretmen istemeyen köylülerden gelebilecek zararlardan korumak için beni o köye, orman muhafaza memuru götürdü. Günlerce yanıma gelen giden olmadı.Benden önceki öğretmen ile köylü mahkemelik idi. Köyün okul, cami ve içme suyunu imam efendi şahsî gayretleri ile yaptırmıştı.Öğretmen aybaşında maaş almaya şehre giderken imam efendi müftülüğe pusula yazmış, maaşı öğretmene verilsin diye. Öğretmen, hem kendi maaşını hem de imam efendinin maaşını kumara verip eli boş köye dönmüş. Öğretmen okulun kapısını açmıyor, çocuklara ormandan kaçak odun kestiriyor. Ormancının düdük sesini duyunca da baltalar elde, öğretmen önde, çocuklar arkada kaçıp kurtuluyorlar. Ondan sonra da köylüler karar veriyorlar: ‘Öğretmenlik bu ise bize lazım değil!’ diyorlar.Bana selam vermemeleri, ilgi göstermemeleri bu meslektaşım yüzünden idi. Beni tanıdıklarında, araya milletvekillerini koyarak o dağ köyünde iki yıl çalışmamı sağladılar.Camide, düğünde, cenazede köylülerle beraberdim. Benim yanımda birbirlerini, Türkçe konuşunuz ki öğretmen de anlasın diye uyarırlardı. Köy odasına gittiğimde dedem yerindeki adamlar ayağa kalkar, odanın başköşesine buyur ederlerdi. Utanırdım, yüzüm kızarırdı. Rahat olmalarını rica ederdim. Aldığım cevap:- Muallim efendi yaşça bizden küçüksün ama siz devletimizi temsil ediyorsunuz. Size saygı gerekir. Derlerdi.Çetinoğlu: Bu köyle ilgili başka hatıralarınız da olmalı…Derindere: Köy, adı Keltepe olan yüksek bir dağın eteğinde idi. Dağın doruk noktasında ağaçlık bulunmadığı için bu ad ile anılıyordu. Bir bahar bayramında bu dağa tırmanış yaptık. Keltepe’nin arka yüzünde Ruslarla çetin savaşlar olmuş.Savaş hatıraları halen taze idi. Patlamış top mermi parçaları, parçalanan kayalar boş kovanlar, mermi çekirdekleri savaşın çetin geçtiğini gösteriyordu. Şehit mezarları köylüler tarafından korunuyor, Fatihalar okunuyor, baharda yağmur suları ile sürüklenen toprakları elle düzeltiliyordu.Köyün yaşlılarından Hacı Mehmet efendinin anlattıkları aynen şöyle:- Hocam Ruslar geri çekildikten sonra biz köylüler cepheye koştuk. Her tarafta şehitlerimiz yatıyordu. Ben o zaman yeni evli, güçlü kuvvetli bir insandım. Bir şehidimizin elinde pırıl pırıl çok güzel silahı vardı. Hanımıma dedim ki: şu silahı elinden alalım ve şehidi de gömelim dedim. Ne kadar uğraştıysak şehidin elinden silahı alamadık ve silahı ile beraber defnettik dedi.Sözün özü şu ki: Şehidi için gözyaşı döken, şehit mezarlarını koruyup gözeten, ‘Hocam sen bizden yaşça küçük olabilirsin ama, devletimizi temsil ediyorsun, sana saygı gerekir .’ Diyen insanlara sahip çıkmak gerekir derim. Öğretmenin görevi, o insanların çocuklarını da onlar gibi, millî ve manevî değerlere sâhip çıkacak şekilde ahlaklı, bilgili ve faziletli insanlar yetiştirmektir. Bir öğretmenin öğrencilerini bu vasıflara sâhip olacak tarzda yetiştirmesi için önce kendisinin bu vasıflara sâhip olması gerekir.Çetinoğlu: Böyle öğretmenler yok mu?Derindere: Varsa bile sayı itibariyle yetersiz. Burada yeri gelmişken bir üzüntümü de belirtmem gerekir.Köylerdeki okullarımız, dağ tepelerine kadar uzanmış ileri karakollar gibiydi. Her dağ başında bayrağımız dalgalanıyordu. Birkaç yıl önce Sivas’ta çalıştığım köye gitmiştim. Köyden göç sebebiyle, mevcut 3-5 çocuk taşıma ile ilçedeki okullara gidiyormuş. Okul binası harabeye dönmüş. Elimle yaptığım göndere bayrağımız çekilmiyormuş. 1969 yılında diktiğim çam, kavak, karaağaç fidanları kocaman ağaç olmuşlar.Bence vaktiyle okul olan binalar, okul olarak kullanılmasalar bile kaderine terk edilmemeli. Köy odası, köy kütüphanesi gibi hizmetlerde kullanılmalı, yetişkinler mektebi, halı ve dokuma kursları gibi hizmetler için kullanılmalı. Mutlaka bir eğitim öğretim hizmetinde kullanılmalı. Ay-yıldızlı al bayrağımız o binada dalgalanmalı. Çetinoğlu: Öğretmenin başarılı olabilmesi için neler gerekli?Derindere: Her şeyden önce öğretmenin insan sevgisi ile dolu olması gerekir.Öğretmen olacak kişi, bu mesleği isteyerek seçmelidir. Bir iş bulmak, bir gelire kavuşmak maksadıyla öğretmenliğe râzı olmuşsa, o insandan verim alınamaz. Diğer şartları da şöyle sıralayabilirim:1- Meslek ve genel kültürle mücehhez hale gelmelidir. Öğretmen okulunda öğrenilen bilgi ile yetinilmemeli, gelişen ve değişen dünyamızda her gün yenilenen bilgileri takip etmek için okumalı, araştırmalıdır.2- Öğrenciyi ve ailesini tanımak başarıya ulaşmanın en önemli adımıdır. Ailenin gelir düzeyi, anne ve babanın sosyal-kültürel yapısı, kendi evinde veya kirada oturmak ve hatta evin elektriği ve suyunun olup olmadığı gibi hususlar… öğretmenin bilmesi gereken konulardır. Öğrenci dersini çalışmadığında, ödevini yapmadığında, bunun sebebini bilmeden öğrenciyi cezalandırmak eğitimden beklenen faydası sağlamaz. Evin elektriği kesik ise, fakirlikten veya ilgisizlikten fatura ödenmemiş ise çocuğun ne suçu var? O halde öğretmen ta evin mutfağına kadar uzanacak. Öğretmen ailenin can dostu olacaktır.3- Öğretmenin mesaisi okul saatleri ile sınırlı değildir. Öğretmen sokakta, çarşı ve pazarda, toplu taşıma araçlarında hep öğretmendir.4- Öğretmen, öğrencisinin ailesinde bir geçimsizlik var ise bilecek ve gidermeye çalışacaktır.Bunları çoğaltmak mümkündür.Özetle öğretmenlik zor meslektir. Ancak, mesleğini seven bir öğretmen için karşılaşılan zorlukları aşmak zor değil, zevkli bir iş olur.
Röportaj
Yayınlanma: 03 Mayıs 2015 - 13:56
Güncelleme: 03 Mayıs 2015 - 14:02
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta: Ahmet Derindere
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Oğuz Çetinoğlu, Ahmet Derindere ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
Röportaj
03 Mayıs 2015 - 13:56
Güncelleme: 03 Mayıs 2015 - 14:02
İlginizi Çekebilir




















