Mürekkep Kısa Film Söyleşileri: Reyhan Özdilek
Reklam

Mürekkep Kısa Film Söyleşileri: Reyhan Özdilek

Mürekkep Kısa Film Söyleşileri kapsamında Reyhan Özdilek ile kısa film oyunculuğunu konuştuk.

27 Ocak 2021 - 16:46 - Güncelleme: 27 Ocak 2021 - 19:01

Röportaj: Ömür Bayramoğlu

Ömür Bayramoğlu "Mürekkep Kısa Film Söyleşileri" başlığı ile uzun bir yolculuğa çıkıyor. Röportaj serisinde Bayramoğlu, son dönemin ödüllü ve dikkat çeken kısa filmlerini merceğe alacak. Filmlerin yönetmenleri, yapımcıları, oyuncuları bu röportaj serisinde Mürekkep Haber takipçileri ile buluşacak.

Mürekkep Kısa Film Söyleşileri'nin on altıncı konuğu oyuncu Reyhan Özdilek. Yönetmen Öykü Orhan’ın yazıp yönettiği “Paydos” isimli kısa filmde Zeliha rolünü canlandıran Özdilek ayrıca Tuzdan Kaide ve Kapı isimli uzun metraj filmlerde de izleyici karşısına çıktı. Özdilek halen Semaver Kumpanya bünyesinde oyunculuğa devam ediyor.

Mürekkep Kısa Film Söyleşileri kapsamında Reyhan Özdilek ile kısa film oyunculuğunu konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz?

1986 İzmit doğumluyum. İlkokuldan sonra Galatasaray Lisesini kazanmamla İstanbul’a geldim.  Oyunculuk serüvenim de Galatasaray Lisesi Tiyatro Kulübü’nde başladı diyebilirim aslında. Sonrasında Galatasaray Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler okudum ve bir yandan da tiyatro yapmaya devam ettim.  Mezun olacağım sene Université Sorbonne Nouvelle’de Sahne ve Metin master programına başvurdum, kabul edildim ve Paris’e gittim. Eğitimimi bitirip Türkiye’ye döndükten sonra da çeşitli tiyatro projelerinde oyuncu, yönetmen yardımcısı olarak yer aldım. Şu an Semaver Kumpanya’da tiyatro yapıyorum. Bu zamana kadar birçok kısa filmde oynadım. Bunun yanı sıra biri Burak Çevik’in “Tuzdan Kaide”, diğeri Nihat Durak’ın “Kapı” olmak üzere iki de sinema filminde yer aldım.

Fotoğraf: Mustafa Ünsal

“Paydos” kısa filmi üzerinden konuşursak filmde oynama kararını nasıl aldınız? Kısa film senaryoları gelince oyuncu olarak değerlendirme kriterleriniz nasıl oluyor?

Paydos filmine dâhil olmam çok hızlı oldu. Filmin yardımcı yönetmeni Ferhat Özmen beni aradı ve filmden bahsetti. Konusu ilgimi çekti ve senaryoyu okumak istediğimi söyledim. Ardından yönetmenimiz Öykü Orhan beni aradı ve senaryoyu yolladı. O sırada İstanbul’a dönüş yolundaydım, hemen okudum ve yarın görüşelim dedim; çünkü senaryoyu ve hikâyeyi çok beğendim. Çok sade bir anlatısı vardı, bu çok hoşuma gitti ve “ben bu işin içinde yer almak isterim” dedim. Çünkü anlatılan, hem bir kadın olarak beni etkiledi hem de dert ettiğim bir şey üzerinden anlatılan bir hakiyeydi Zeliha’nınki.  Bu hikâyenin aktarılmasında payımın olmasını istedim ve bunun için kabul ettim.

Bir senaryo geldiğinde hikâye ve bu hikâyenin senaryoya nasıl aktarılmış olduğu önemli oluyor benim için. Senaryo bu hikâyeyi anlatmada gerçekten başarılı mı ona bakıyorum. Derdi olan bir hikâye olması benim için çok önemli, bunun senaryoya nasıl aktarıldığı da çok önemli. Çünkü bizim rehberimiz senaryo.

Kısa filmlere destek olmayı seviyorum. Bu, sinemamızın gelişmesinde önemli bir faktör. Kısa filmlerin çoğunlukla kısıtlı imkânlarla, bunu biraz da ülkemiz özelinde söylüyorum, çekildiğini biliyoruz, görüyoruz. Eğer bir senaryo bana geldiyse açıkçası nasıl destek olabilirim, oyuncu olarak ben neler katabilirim, bunları düşünüyorum.

Ben bir oyuncuyum, uzun metraj, kısa film ayırımı yapmıyorum, yapılamaz da zaten. Bir karakter ortaya çıkıyorsa, kısa metrajda da uzun metrajda da yer alsa o karater, oyuncu için hazırlık aynı hazırlıktır. Senaryoya, hikayeye ve ekibe inandıktan sonra elbette içinde yer almayı isterim. Özellikle de bağımsız sinemadan söz edecek olursak benim için önemli olan bu inanç. Böyle olduğu zaman zaten çok güzel işler çıkıyor diye düşünüyorum.

Fotoğraf: Mustafa Ünsal

Türkiye’de ve dünyada kısa filme bakışı oyuncu olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada kısa film bir sektör. Ülkemizde ise gelişmekte olan bir sektör. Projeleri hayata geçirme aşamasında önce fon bulmakta zorlanıyorsunuz. Kültür Bakanlığının verdiği destekler var, bu çok güzel fakat yeterli olmayabiliyor. Bir filmin çekiminden festival sürecini tamamlayana kadar gereken bütçeyi oluşturmak zor. Kısa filmler için fonlar oluşturan platformların çoğalması gerekiyor diye düşünüyorum. Bu şekilde kısa film sektörü gelişir ve dolayısıyla da sinemamızda bir alan açılır. Başlıca sorun bu bence. Bir de kısa film festivallerinin desteğe ve çoğalmaya ihtiyacı var. Çünkü kısa filmleri izleyebileceğimiz yegâne platformlar buralar. Genellikle bir iki yıl festival süreci oluyor, ödül alınırsa bir karşılığını alıyor yapımcı ve yönetmeni ki bu da hiçbir zaman emeklerinin tam karşılığı olmuyor.  Sonuç olarak profesyonellikten uzak, gönüllülük esası ile çalışılmış oluyor ve sektör ilerleyemiyor.  Yurtdışında imkânlarınız daha farklı olabiliyor tabii. Kısa filmde gönüllülük esası ile çalışılıyor çoğunlukla fakat herkes canla başla çalışıyor. Emek aynı.

“FİLMİM İÇİN KÜLTÜR BAKANLIĞINDAN DESTEK ALDIM”

Türkiye’de kısa film bazı yönetmenler açısından uzun metraj için bir basamak olarak değerlendirilebiliyor. Oyuncular açısından da böyle bir değerlendirme söz konusu olabilir mi?

Ülkemizde az önce bahsettiğimiz gibi kısa film henüz tam bir sektör olmadığı için yeni sinemacıların uzun metrajdan önce kendisini denediği bir alan oluyor. Uzun metraja geçince bir daha kısa filme dönmüyor. Yurtdışında sadece kısa film yapan yönetmenlerle karşılaşıyoruz mesela ya da uzun metraj film çektikten sonra tekrar kısa film çekebilen... Oyuncu bakımından da aynı olmalı. Oyunculuğa yeni başlayan biri için deneyim açısından faydalı olabilir ama bu demek değildir ki her yeni oyuncu kısa filmle başlayacak ya da deneyimli oyuncu kısa filmde oynamayacak. Oyuncu hep oyuncudur. Evet, kısa filmde yer almak onun deneyimine katkı sağlayacağı gibi, çok deneyimli bir oyuncunun deneyimine de bir kısa filmde ihtiyaç duyulabilir, bu karşılıklı birbirini besleyen bir durum. O yüzden bu ayırım yapılamaz bence.

Bir oyuncu için o karakteri kısa filmde oynamakla, uzun metrajda oynamak arasında hiçbir fark yok. O aynı karakter. Paydos filminde bir Zeliha vardı, bu uzun metrajlı bir film olsaydı da aynı Zeliha’yı görecektik. Ne karakteri çıkarmakta ne de oynamakta farklılık yok. O karakterin 1,5 saatlik hikâyesini değil de 15 dakikalık hikâyesini görüyoruz. Ne enerji ne hazırlık hiçbir şey değişmiyor.

Fotoğraf: Mustafa Ünsal

Ben de iki yıl önce T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığından kısa filmim için destek aldım. İşin maliyeti daha fazla oluyor ama bakanlığın desteğinin şöyle bir etkisi var: Bakanlığın desteklemiş olduğu bir proje olarak daha kolay fon bulabiliyorsunuz. Kurgusunu pandemi öncesinde bitirdik ama araya bu süreç girince herhangi bir festival sürecini başlatmadım.

Projeniz hakkında neler söylersiniz, süreç nasıldı?

Gerçekten büyük bir organizasyon. Anlatmak istediğim bir hikâye vardı ve bunu bu yolla anlatmak istedim. İnsanın yapmak istediği şeyde dirençli ve ısrarlı olması gerekiyor. Senaryo yazımından, mali destek peşine düşmek, ekibi kurmak, setin yoruculuğu… Bunların hepsini biliyor olsam bu işin içine girerdim. Bu deneyim benim daha da sinemaya yaklaşmama, saygımın daha çok artmasına sebep oldu.

Öyle şeyler yaşanıyor ki o kadar güzel bir tecrübe ki, ekipte kim hangi işi yapıyorsa orda en iyi şekilde hazır olması, senin kafandaki dünyayı yaratmak için, hayalinin gerçekleşmesi için en iyi şekilde görevlerini yerine getirmeleri çok güzel bir dayanışma. Ben kısa filmlere her zaman destek veriyordum ama bu deneyim benim için kısa film çeken yönetmenlerle daha iyi empati kurmamı sağladı. Paydos’ta da öyle olmuştu. Ben hikâyeyi çok beğendim, bu hikâyeyi çok sevdim. Tam da benim kısa filmimin arkasından gelmişti. Hiç düşünmeden elimden gelen her türlü desteği verdim. Bunların yanında çok önemli bir şey daha var: Yazımı, hazırlığı, çekimi, kurgusuyla bu süreçte çok şey öğrendim ve bundan ötürü de çok mutluyum.

“DÖVİZ KURU KISA FİLCİLERİN BÜTÇESİNİ ZORLUYOR”

Oyuncu ve yönetmen olarak festivalleri nasıl değerlendiriyorsunuz, Türkiye’deki festivaller yeterli mi sizce?

Festivallerin sayısı Türkiye’de giderek artmaya başladı. Kısa filmlere ve kısa film festivallerine yapımcıların, yönetmenlerin, oyuncuların kısacası sinemacıların ve sinemaseverlerin verdikleri destek çok değerli bence ve bu destek çoğalıyor da. Fakat kültür ve sanata verilen desteğin artması gerekiyor, hem devlet tarafından hem de özel sektör tarafından. Günümüzde hiç de azımsanmayacak bir sorun var ki o da döviz kurunun hali. Yabancı festivallerin katılım ücretlerinin döviz üzerinden olması ve malum şu an döviz piyasasının hali, kısa filmcinin bütçesini zorlayabiliyor. Dolayısıyla daha az festivale katılıp filmin seyirciyle buluşma sayısı da azalıyor. Bu yüzden destekçilerinin artması çok önemli.

 

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Yalın ve gerçek bir aşk hikayesi: Normal People
Yalın ve gerçek bir aşk hikayesi: Normal People
Ben Fero: Bu dönemde hip-hop yapmak ayrı zor
Ben Fero: Bu dönemde hip-hop yapmak ayrı zor