Mürekkep Kısa Film Söyleşileri: Batuhan Kurt
Reklam

Mürekkep Kısa Film Söyleşileri: Batuhan Kurt

Mürekkep Kısa Film Söyleşileri'nde bu hafta Batuhan Kurt ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

06 Aralık 2020 - 12:40

Röportaj: Ömür Bayramoğlu

Ömür Bayramoğlu "Mürekkep Kısa Film Söyleşileri" başlığı ile uzun bir yolculuğa çıkıyor. Toplam 15 bölüm sürecek röportaj serisinde Bayramoğlu, son dönemin ödüllü ve dikkat çeken kısa filmlerini merceğe alacak. Filmlerin yönetmenleri, yapımcıları, oyuncuları bu röportaj serisinde Mürekkep Haber takipçileri ile buluşacak.

Mürekkep Kısa Film Söyleşileri'nin dokuzuncu konuğu yönetmen Batuhan Kurt. Zemin Siyah Güvercin, Diğerleri, Pasta, Mutlu Olduğum Yer isimli kısa filmleri ile dikkat çeken Kurt, bugüne kadar katıldığı pek çok festivalde adından övgüyle bahsedilen bir isim. Batuhan Kurt ayrıca Bahar, Hudut, Kurbağa Avcıları belgesellerinin de yönetmen koltuğunda oturmuştur.

Mürekkep Kısa Film Söyleşileri'nde bu hafta Batuhan Kurt ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1991, Edirne doğumluyum. Lise eğitimim devam ederken ABD ve Türkiye’de Atlantik Film ortaklığında yürütülen FilmTurkey isimli bir projede sinema üzerine eğitim aldım. Bu proje kapsamında ‘Bahar’ isimli bir belgesel çektim. Ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı Bölümünü kazandım ve buradan mezun oldum. Eğitim hayatım devam ederken birçok kısa film ve belgesel çalışması gerçekleştirdim. Türkiye’nin çeşitli illerinde ve Bulgaristan’da atölyelerde sinema üzerine eğitimler verdim. 2016 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle ‘Hudut’ isimli bir belgesel çektim. 2018 yılında çektiğim ‘Kurbağa Avcıları’ isimli belgesel birçok festivalde gösterildi. Toplamda 24 ödül alarak 2018/2019 yılları içinde en çok ödül kazanan ve 18 Birincilikle Türk Sinema Tarihi boyunca belgesel kategorisinde en çok birincilik elde eden belgesel oldu. Şu anda belgesel alanında çalışmalarıma devam etmekteyim.

Kısa film çekme, kısa film yönetmenliği yapma nedenleriniz,  bu yola giriş sebebiniz neydi?

Küçük yaşlardan itibaren sinemaya karşı her zaman çok ilgiliydim. Hayaller kuran ve hayallerini sanat aracılığıyla ifade etmeye çalışan bir çocuktum. Resimler yapıyor, karikatürler çiziyor ve tiyato oyunları yazıyordum. İlkokul yıllarında arkadaşımın aldığı bir kamera ile yazdıklarımı filme dönüştürebilme fırsatını elde ettim. Hayallerimin somut hale dönüşmesi inanılmaz derecede tatmin ediciydi. O zamanlar özellikle Hollywood yapımı çocuk macera filmleri ilgimi çekiyordu. İzlediğim filmleri bizim kültürümüze uyarlamaya çalışıyordum. Oyuncularım da en yakın arkadaşlarımdan oluşuyordu. Zamanla bu ilgi büyük bir tutkuya dönüştü ve hayatımın amacı haline geldi. Dünyada ve ülkemizde anlatılmayı bekleyen birçok hikaye olduğunu düşünüyorum. İnsanların duygu dünyasına dokunan ve hayatına anlam katacak filmler yapmak amacıyla bu yolu yürümeye devam ediyorum.

Kısa film hazırlık ve çekim sürecinde sizi neler zorladı? Hazırlık süreçlerinizi anlatır mısınız?  

Ben son birkaç yıldır özellikle belgesel alanında çalışmalar yapıyorum. Belgesel yapımların kurmaca yapımlara göre çok daha zor olduğunu düşünüyorum. Ne kadar masa başında hazırlık yaparsanız yapın sahada birçok değişkenle karşılaşma ihtimaliniz var. Bu değişkenlere karşı pratik çözümler üretebilmeniz ve hikayenize o anda yeniden yön vermeniz gerekebiliyor. Sonuçta çektiğimiz insanlar oyuncu değil ve onların gerçekliğine sadık olmak gerekiyor. Belgesel, yapısı itibariyle yönetmenine büyük bir sorumluluk yüklüyor. Gerçekleri çarpıtmadan etik değerlere bağlı kalarak ele almayı gerektiriyor. Bu bazen sizden bağımsız bir şekilde gelişiyor ve anlattığınız kişinin gerçekleri nasıl yansıttığıyla da ilgili olabiliyor. Konuyu doğru kaynaklardan öğrenmek ve iyi bir araştırma yapılması büyük önem taşıyor. Anlatacağınız konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan yola çıkarsanız kesinlikle çuvallarsınız. Anlattığınız bir insan hikayesiyle o insanla vakit geçirmek gerekiyor. Genellikle bu noktada hikayenin ana fikrini ve söylemini belirliyorum. Masa başına geçtiğimde ise önce sahne sıralamalarının yer aldığı bir senaryo taslağı oluşturuyorum. Blok blok ele alacağım meseleleri hikayeye dağıtıyorum. Röportaj yapacağım insanları belirliyor ve kişiye özel sorular hazırlıyorum. Beni en çok zorlayan konuya gelecek olursam zaman diyebilirim. Genellikle bütçeniz itibariyle filminizi çekmek için kısıtlı bir zamanınız vardır. Belgeselde belirlediğiniz zaman aralığına bağlı kalmak oldukça zorlayıcı oluyor. Çünkü çektiğiniz insanın yaşamı devam ediyor ve her zaman çekilecek bir şeyler daha oluyor.

"GERÇEK HİKAYELERİ ANLATMA KONUSUNDA BAŞARILIYIM"

Siz belgesel yönetmenliği de yapıyorsunuz. Bu alanda da ödülleriniz de var. Belgesel yönetmenliği yapmaya nasıl karar verdiniz? Türkiye’de belgesel çekmek, belgesel yönetmeni olmanın zorlukları neler?  

Aslında ödüllerimin çoğunu belgeselden elde ettim. Gerçek hikayeleri seyircinin de ilgisini çekebilecek şekilde anlatmak konusunda başarılı olduğumu düşünüyorum. Karar aşamasına gelecek olursam, 2009 yılında ekip olarak bir film çalışması yapıyorduk. Ekibin büyük kısmı belgesel çekmek istiyordu ama ben kurmaca film çekmek konusunda kararlıydım. Kurmaca üzerine hazırlıklarımızı yaptık ve filmimizin ilk sahnesini çektik. Amatör oyuncularla kötü bir tablo ortaya çıkmıştı ve o anda belgesel çekmek konusunda arkadaşlarımın ısrarını kabul etmem gerekti. ‘Bahar’ isimli bir belgesel çektik ve film tamamlandığında seyirci tepkilerinin müthiş derecede olumlu olduğunu gördüm. Çekim süreci de tahmin etmediğim şekilde büyük bir keyfe dönüşmüştü. Gerçek insanların kamera karşısındaki tepkileriyle karşılaşmak ve hikayeye yön verdiklerini görmek kararlarımı şekillendirmeme vesile oldu. Kurbağa Avcıları belgeselinin fikri de bu belgeselin çekimleri esnasında aklımda belirmişti.

Öncelikle Türkiye’de sanat icra etmenin zor olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla belgesel yönetmeni olmanın da birçok zorluğu var. Maddi kaynak bulmak konusunda büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Yaptıklarınızı festivaller dışında yayınlayabileceğiniz pek platform da yok ne yazık ki. Genelde Türkiye’de belgeselcilerin kendi imkanları ile küçük ekiplerle filmlerini çektiklerini görüyorum. Ben de Kurbağa Avcıları belgeselini ailemin bankadan çektiği kredi ile çekmiştim. Art arda kazandığımız ödüller ve gelen övgülerle birlikte Türkiye’de çok büyük bir belgesel izleyici kitlesi olduğunu fark ettim. Bugün çoğu kahvehane, kafede ve esnafın dükkanında TRT Belgesel kanalının açık olduğunu sizde gözlemleyebilirsiniz. Aslında daha fazla destek ve yayın fırsatlarıyla belgeselcilerin seyirci tarafından kucaklanacağına yüzde yüz eminim.

Kısa film, uzun metrajlı film çekmek için bir aşama mı, neler düşünüyorsun bu konuda?

Kısa filmi ayrı bir tür olarak değerlendirmek gerekiyor. Ancak bunu bir aşama olarak görmenin de sakıncası olduğunu düşünmüyorum. Çoğu yönetmenin uzun metrajlı bir film çekmek hayali vardır. Bir yönetmenin bu alanda tecrübe edinmesini ve deneyim sahibi olmasını sağlayacak büyük riskleri olmayan önemli bir basamak bence. Şahsen ben bu şekilde yaklaşıyorum. Çünkü referanslarınızı göstermeden hiçbir yapımcı size güvenip bir işi teslim etmez. Medya yöneticileri bu alanda yapılan çalışmalara destek verir ve uzun metraj endüstrisi gibi ekonomik bir alan yaratılırsa işte o zaman kısa film tam anlamıyla bağımsızlığını ilan edebilir.

Kısa filmin, meslek hayatınızda nasıl bir yeri var?

Sinema sanatını tecrübe etmemi ve potansiyelimi keşfetmemi sağlayan önemli bir yere sahip.

"TÜRKİYE'DE KISA FİLM KÜLTÜRÜNÜN TAM OTURMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM"

Türkiye’de kısa filme bakışı nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk sinema tarihi içindeki yeri ve geleceği için neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’de kısa film kültürünün tam olarak oturmadığını düşünüyorum. Festival izleyicileri dışında kısa filme pek ilgi olmadığını görüyorum. Türk sinema tarihi içindeki yeri de sanırım video kameralar ile birlikte 90’lı yıllar itibariyle oluşmaya başladı. 2010’dan sonra ise DSLR kameraların yaygınlaşmasıyla beraber nicelik olarak kısa film sayısı artıyor. Son yıllarda ise söyleyeceği bir sözü olan bilinçli yönetmenler, iyi hikayeler, iyi teknik donanım, profesyonel oyuncular ve başarılı post prodüksiyon yöntemleriyle nitelik olarak da iyi bir konuma gelmiş görünüyor. Gelecekte kısa filmin daha iyi yerlerde olacağına inanıyorum.

Kısa film festivalleri sizce yeterli mi, kısa filmlerin tanıtımı ve devamı için?  Aynı sorumu belgesel filmler içinde sormak isterim. Festivaller yeterli mi sizce?

Türkiye’de birçok kısa film festival var. Kısa film yönetmenlerinin projelerini ve kendilerini tanıtmaları açısından yapılan festivallerin yeterli olduğunu düşünüyorum. Her festivalin kısa filme bakış açısı ve yaklaşımı farklı. Bu çeşitliliğin farklı içerikler ve formlarda işler üreten yönetmenler için de bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Festivallerin ödülleri maddi olursa yönetmenlerin gelecek projeleri için büyük katkıları olacaktır. Belgesel alanı için de aynısını düşünüyorum. Özellikle TRT Belgesel Ödülleri muazzam bir titizlikle yapılıyor ve belgesellerin tanıtımı açısından büyük önem taşıyor.

Çektiğiniz kısa filmlerin senaryolarında ve belgesellerinizde çıkış nedenleriniz neler oluyor, daha doğrusu neler size bu senaryoları yazdırıyor?

Genellikle beni duygusal anlamda etkileyen ve hayatıma dokunan hikayeleri anlatmaya çalışıyorum. Karşımıza çıkan her şeyin küçük ya da büyük bir anlamı olduğuna inanıyorum. Sanatçı önce içinden çıktığı topluma ve coğrafyaya karşı kendini sorumlu hissetmeli. Ben şimdiye kadar kendi toprağının hikayelerinin izini süren bir yönetmen oldum. Bazen de çok etkilendiğim bir yer/mekan hikayelerimin çıkış noktasını oluşturabiliyor. Bazen de anlatılmayı bekleyen toplumsal bir mesele ve sorun varsa bu konuda bir şeyler yapmam gerekliliğini hissedip sinemanın olanaklarıyla refleks gösteriyorum.

Filmlerinizde oyuncu seçiminde nelere dikkat ediyorsunuz, bu seçimlerde iş kısa film olunca zorluklar çıkıyor mu?

Filmlerimde oyuncu seçimleri konusunda özenli davrandığımı söyleyebilirim. Belgesel alanında bunu profesyonel bir meslek olarak sürdüren oyuncular olmasa da toplumsal oyunculara yer veririz. Konuya hakim ve hikayenin öznesi konumunda olabilecek potansiyelde, kendini iyi ifade eden insanları ele almaya çalışırım. Ona biçilen rolü oynaması değil, kendini en doğal haliyle kameraya sunmasını isterim. Yan karakter seçimleri de belgeselde büyük önem taşır. Genellikle diğer karakterin aynası konumunda olabilecek, katalizör görevini üstlenebilecek konumda olan yan karakterler seçmeye çalışırım. Bu seçim bazen ben de ana karakter seçiminden de önemli bir hal alıyor. Belgesel karakterinize, hikayeyi ne için anlattığınızı, ondan ne beklediğinizi ve hangi düşünceyi yansıtmak istediğinizi detaylı bir şekilde anlatmanız gerekiyor. Ayrıca çekim yapmanın çeşitli zorlukları olduğunu ve zaman alacağını iyi anlatmak gerekiyor. Eğer bunlar iyi ifade edilmezse anlattığınız kişiyle iletişim problemi yaşarsınız ve bu kopukluk süreç içerisinde en büyük zorluk haline gelebilir.

Yeni projeleriniz, uzun metraj film çekme planınız  var mı?

Uzun zamandır üzerine düşündüğüm ve çekmeyi hayal ettiğim, gerçek bir hayat hikayesini ele alacağım uzun metrajlı bir sinema filmi projem var. Bu projeyi geliştirmeye devam ediyorum ve yapımı için kaynak bulduğum doğru zamanda harekete geçmeyi planlıyorum. Bunun yanı sıra gerçekleştirmeyi planladığım birçok belgesel projem var. Şu anda bir belgesel serisi hazırlıkları yapıyorum ve bu alanda çalışmalarıma devam ediyorum.

Son olarak sevdiğiniz yazarlar, yönetmenler kimler?

Sevdiğim yazarlar Buket Uzuner, Jack London, Nasuh Mahruki… Bunun yanı sıra genellikle bilgi edinebileceğim ve kişisel gelişimime katkısı olacak kitaplar okumayı tercih ediyorum. Sevdiğim yönetmenlerden ziyade sevdiğim filmler var. Asgar Farhadi ve Nuri Bilge Ceylan filmlerini severim. Ron Howard, Dennis Villeneuve, Danny Boyle, Dardanne Kardeşler, Werner Herzog ve Micheal Moore’u da filmlerini sevdiğim yönetmenler arasında sayabilirim.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Blood Origin, The Witcher'in öncesini anlatacak
Blood Origin, The Witcher'in öncesini anlatacak
İlker Kaleli BBC'nin The Serpent dizisine damga vurdu
İlker Kaleli BBC'nin The Serpent dizisine damga vurdu