Yusuf Çifci yazdı
Türkiye’de dansa olan ilginin arttığı açık; ancak bu ilginin yönü hâlâ tartışmalı. Bir yanda sosyal medyada öne çıkan kısa ve hızlı tüketilen koreografiler, diğer yanda ise disiplinli sahne sanatları var. Dün akşam Paribu Art’ta sahnelenen “SWANS”, bu iki dünyanın kesiştiği bir yerde duruyor.
Tan Sağtürk’ün sanat yönetmenliğinde sahneye konan gösteri, ilk bakışta klasik Swan Lake anlatısını çağrıştırsa da sahnede karşılaşılan yapı oldukça farklı. Volkan Ersoy imzalı koreografi; klasik bale, modern dans ve hip hop’u bir araya getirerek daha geniş bir izleyici kitlesine hitap etmeyi amaçlıyor.

Bu noktada akla Timothée Chalamet’nin opera ve bale gibi sanatların gençler için cazibesini yitirdiğine dair sözleri geliyor. Ancak “SWANS”ın salonu ve yarattığı etki, bunun tam tersini düşündürüyor. İlgi var; sadece biçim değiştirerek kendine yeni alanlar açıyor.
Gösterinin en dikkat çeken taraflarından biri, klasik baleye eklemlenen hip hop ve breaking performansları. Özellikle Rothbart karakterine hayat veren Ceylin Han Çinkitaş’ın sahneleri, fiziksel güç ve ritim açısından öne çıkıyor. Ancak bu yüksek enerji, yer yer klasik anlatının duygusal tonunu gölgede bırakabiliyor.

Başrolde yer alan Nilay Tahiroğlu ise daha geleneksel bir çizgide ilerliyor ve eserin klasik tarafını dengede tutmaya çalışıyor. Bartucan Şimşir’in performansı da teknik açıdan güçlü; ancak sahnedeki hibrit yapı nedeniyle karakterlerin derinliği zaman zaman yüzeyde kalıyor.

“SWANS”ı ilginç kılan unsurlardan biri de sahnedeki bazı anların neredeyse bir “Manifest konseri” hissi yaratması. Özellikle toplu dans sahnelerinde görülen yüksek tempo, senkronize hareketler ve seyirciye doğrudan hitap eden enerji, günümüz popüler dans kültürünü çağrıştırıyor. Sosyal medyada sıkça karşılaşılan “Manifest kızları” estetiği—keskin geçişler, güçlü duruşlar ve görselliğe odaklı koreografiler—burada da kendini hissettiriyor. Bu durum, gösteriyi daha erişilebilir kılarken aynı zamanda balenin klasik anlatım dilinden uzaklaştırıyor.

Toplamda yaklaşık 75 dakika süren iki perdelik gösteri, izleyiciye dinamik bir deneyim sunuyor. Ancak bu dinamizm, her zaman anlatının hizmetinde değil. Yer yer bir bütünlük sorunu hissediliyor; sahneler etkileyici olsa da aralarındaki geçişler duygusal sürekliliği zayıflatabiliyor.

Sonuç olarak “SWANS”, ne tamamen klasik bir bale ne de doğrudan modern bir dans gösterisi. Daha çok, günümüz izleyicisinin beklentilerine uyum sağlamaya çalışan bir ara form. Timothée Chalamet “gençler artık bu sanatlara ilgi duymuyor” diyebilir; ama görünen o ki mesele ilgisizlik değil, biçim değişimi. “SWANS” da bu değişimin sahnedeki karşılıklarından biri—ikna edici olduğu kadar tartışmaya açık bir örnek.





















