MEHMET NURİ YARDIM: Gazeteci, yazar ve edebiyat araştırmacısı. 23 Nisan 1960 tarihinde Siirt ilimizde, yedi çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak doğdu. Babasının adı Nasri, annesinin ise Sabriye’dir. İlk ve orta öğrenimini doğduğu yerde tamamladıktan sonra 1980’de girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985’te mezun oldu. İlkokul yıllarında edebiyata duyduğu ilgi zamanla arttı. 13 yaşında, henüz ortaokul üçüncü sınıfta iken ilk şiiri Yeni Asya Gazetesi’nde yayımlandı. 1976’da Elif edebiyat bülteninin hikâye yarışmasında dereceye girdi. 1980’de Köprü dergisinin Menkıbe Yarışması’nda ‘Hasiye Nine’ isimli yazısıyla birincilik ödülünü kazandı. İlim Edebiyat Eserleri Meslek Birliği (İLESAM), Türkiye Yazarlar Birliği (TYB), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), İstanbul Edebiyat Derneği (İSEDER) üyesidir. İlk iki kuruluşun İstanbul şubeleri yönetiminde bulundu. 6 Mart 2008 tarihinde bazı yazar, şair ve sanatçı dostlarıyla birlikte kurduğu Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’in Genel Başkanlığı’na seçildi. Halen bu görevine devam ediyor. Bazı ödüllere sahip olan yazar, Ahmet Haşim ve Ziya Osman Saba’nın mezarlarının kayıp oluşuyla ilgili haberi (Mezarı Kayıp Şairler) münasebetiyle ‘2000 Yılı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Kültür Sanat Başarı Ödülü’ne lâyık görüldü. ‘Kayıp İstasyon’ isimli kitabı dolayısıyla da Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2005 yılında biyografi dalında ‘yılın yazarı’ seçildi. Yazı, araştırma, inceleme ve röportajları Kubbealtı Akademi Mecmuası, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Hece, Defne, Tarih ve Düşünce, Bizim Külliye, Biyografi Analiz, Dünya Kitap, Varlık ve Kitaphaber dergilerine yayımlandı. Kahraman Yayınları’nın 44 kitaptan oluşan İslâm Klasikleri’nin, Boğaziçi Yayınları’nın yayımladığı Şairler-Yazarlar dizisinin ve Hikmet Neşriyat’ın 30 kitaptan meydana gelen Türk Klasikleri serisinin editörlüğünü yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından neşredilen ‘Fethin 550. Yılında İstanbul Şiirleri-Yazıları’ isimli eserin editörlerinden oldu. |
Röportaj
Yayınlanma: 18 Ocak 2015 - 13:06
Güncelleme: 13 Mayıs 2015 - 12:21
"Kültür, manevi değerler manzumesinin bütünüdür"
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Oğuz Çetinoğlu, Mehmet Nuri Yardım ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
Röportaj
18 Ocak 2015 - 13:06
Güncelleme: 13 Mayıs 2015 - 12:21
Röporatj: Oğuz ÇetinoğluOğuz Çetinoğlu: Mustafa Kemal Atatürk; ‘Türk milleti, kültür temellerinin üzerinde yükselecektir.’ diyor. Siz, Türk milletinin üzerinde yükseleceği temel olan kültür kavramını nasıl târif ediyorsunuz?Mehmet Nuri Yardım: Efendim ‘kültür’ kavramı için bugüne kadar fikir, sanat ve siyaset adamları, kanaat önderleri, liderler çeşitli tarifler yapmışlardır. Elbette birçok kavram gibi kültür de çok farklı şekillerde târif edilebilir. Bana göre kültür kısacası bir milletin manevî değerler manzumesinin bütünüdür. Manevî değerler derken sadece din/inanç kültürünü kastetmiyorum. Maddî olmayan değerleri amaçlıyorum. Örneklemek gerekirse sinema bir kültürdür ama zamanla bir ülkede sanayisi de oluşabilir ve sinemanın gelişmesi ekonomik bakımdan o ülkeye katkı sağlayabilir. Edebiyat, müzik, tiyatro, klâsik sanatlar da öyle… Yemek yeme kültürü diyoruz. Bundan damak tadı, yemek zevki, yemek yeme âdâbını ve yemek tarihini de kastediyoruz. Yoksa tamamen tüketime dayalı, ekonomik anlamdaki yemek yeme değil… Kısacası kültür bir milletin moral değerlerinin toplamıdır.Çetinoğlu: Kültürü, üç ayaklı masa olarak düşünürsek, her bir ayağını nasıl isimlendirirsiniz?Yardım: Herhalde üç ayaklı kültür masasının bir ayağını ilim, bir ayağını sanat, bir ayağını da tarih temsil edebilir.Çetinoğlu: Medeniyetlerin beynelmilel, kültürlerin ise millî olduğuna dâir genel kabul görmüş bir kanaat vardı. Son dönemlerde ‘küresel kültür’ kavramı sıkça konuşuluyor. Târifini ve yorumunu yapar mısınız?Yardım: ‘Küresel kültür’ kavramının çok da doğru olduğunu sanmıyorum. Ona küresel bilgi, küresel iletişim gibi tanımlar getirilebilir. Çünkü her bir kültür bir ülkeyi temsil edebilir. Bence her milletin bir millî kültürü vardır ve olmalıdır. Ama bu kültür dışarıya da sunulabilir. O zaman kültür bilgiye dönüşür.Çetinoğlu: Küresel düzende belirleyici etken; kültüre dayalı ideoloji midir, süper güçlerin ekonomi maksatlı çıkarlarına hizmet eden politikalar mı?Yardım: Aslında küresel düzende belirleyici etken her ne kadar süper güçlerin ekonomi maksatlı çıkarlarına hizmet eden politikalar gibi görünse de uzun vadede kültüre dayalı ideolojinin çok daha tesirli ve kalıcı olduğu söylenebilir. Bir filmin tesiri bazen yüzyıla uzanabiliyor, bir kitap nesilleri etkileyebilir. Bir beste başka toplulukları da tesiri altına alabilir. Ve bunun gibi kültür araçları uzun vadede çok daha güçlü, çok daha kalıcıdır.Çetinoğlu: Geleneklerimiz, küresel kültür dayatmalarına karşı yeterli ölçüde direnme gücüne sâhip mi?Yardım: Geleneklerimize gerçek mânâda sahip çıkabilirsek, onları modern hayatla uzlaştırabilirsek ve bu şekilde hayata geçirebilirsek küresel kültür karşısında elbette direnirler, hatta bu mücadeleden daha güçlü bir şekilde de çıkabilirler. Çünkü insanlar gibi toplumlar da geleneklerinden güç elde ederler, şevk alırlar, moral kazanırlar ve hayata karşı daha dirençli olurlar. Büyük şairimiz Yahya Kemal’in dediği gibi ‘kökü mâzide olan âti’ olmalıyız. Gelenekten güç ve hız alıp geleceğe daha ümitli ve moralli olarak yürümeliyiz. Bugün Japonlar da öyle yapmıyor mu? Geleneklerine sahip çıkıyorlar, ama modern teknolojide de en başarılı milletler arasındadırlar.Çetinoğlu: Kültürün yayılmasında ve gelişmesinde en etkili araç nedir?Yardım: Elbette kültürün yayılmasında ve gelişmesinde birebir gerçekleşen görüşmeler, sempozyumlar, toplantılar, konferanslar, fuarlar çok faydalı olabilir. Milletlerarası yarışmalar da bu anlamda çok yararlıdır. Medyanın etkisi zaten inkâr edilemez. Dergi ve gazeteler, radyo ve televizyonlar kültürün taşınmasında önemli görevler üstlenebilir. Ancak bana soracak olursanız internet çok daha yaygın, kuşatıcı, kucaklayıcı ve aktüeldir. Düşününüz ki bir site yapıyorsunuz ve dünyadaki 6,5 milyar insan o siteyi ziyaret edebiliyor. Yani bir bakıma yeryüzündeki bütün insanlara hitap edebiliyorsunuz. Bundan daha etkili, daha güçlü bir propaganda aracı olabilir mi? Bu yüzden meselâ dergilerin etkileme gücü ve alanı bana göre kalmamıştır. Hatta dergi çıkarmaya gelenlere ‘Dergi yerine site kurun ve bütün dünyaya ulaşın. Zar zor dergi yayınlayıp da sıkıntı yaşayacağınıza çok daha kolay şartlarda site kurup bütün dünyaya açılın’ Diyorum.Çetinoğlu: Yayın dünyasında belirleyici ve/veya yönlendirici patron kimdir? Yazar mı, okuyucu mu, yayıncı mı, kitabevi (kitap satış yerleri) mi? Siz, bir edebiyat ve kültür adamı olarak hangisinin patron olmasını arzu ederdiniz?Yardım: Elbette okuyucu patron olmalıdır. Aslında bir bakıma yazar da yayıncı da okuyucunun isteklerine cevap veriyorlar. Ama okuyucuya bakmadan kendi âleminde dolaşan, kendi efkârınca okuyup yazan yazarlar da vardır. Haddizâtında her üçü de birbirine muhtaç ve birlikte hareket etmek durumundalar. Yazar iyi kitap hazırlayacak, yayıncı bu çalışmayı en güzel şekilde yayımlayacak ve kitabevi de büyük emeklerle yazılan ve basılan bu eseri en iyi şekilde okuyucuya, yani müşteriye sunacak. Yani aslında kesinkes patron yok. Zaten dünyanın diğer işlerinde olduğu gibi kültürel meselelerde de kişi ve kurumlar sağlam bir diyalog kurmak ve kültürü topluma en seri ve kolay şekilde sunmak durumundadırlar. Bütün mesele anlayışı, hoşgörüyü, sevgiyi, erdemi ve fedakârlığı ilişkilerde hâkim kılmak.Çetinoğlu: Kültürümüzün, kaynağı ve hedefi farklı tehditler karşısında olduğuna inanıyor musunuz? İnanıyorsanız, kültürümüzü nasıl korumayı düşünürsünüz?Yardım: Her ülkenin kültürü elbette başka ideolojilerin, farklı ülkelerin tehdidi altında olabilir. Dolayısıyla her millet kendi kültürüne sahip çıkmak, onu yeni nesillere tanıtmak ve sevdirmek mecburiyetindedir. Ayakta kalabilmesinin temel şartı da zaten budur. Kültürü korumak, o kültürü yaşayarak, o kültüre emek verenleri hatırlayarak mümkün olabilir.Çetinoğlu: Cumhuriyetin 100. kuruluş yıldönümünde nasıl bir kültür yapımızın olacağını tahmin ediyorsunuz? Bu yapı sizi memnun eder mi, nasıl bir yapı arzu edersiniz, arzu ettiğiniz yapının oluşması için kimlere ne görevler düşmektedir?Yardım: Cumhuriyetin 100. yılında Türk kültürünün daha da gelişeceğine inanıyorum. Ama bence şimdiden kolları sıvamak, uğraşmak, çalışmak gerekiyor. 8 yıl sonrasının iyi olmasını istiyorsak 8 gün sonrasının da hesabını yapmalıyız. Her günümüzü, her haftamızı, her ayımızı, her senemizi dolu dolu geçirmek durumundayız.Çetinoğlu: Kültürel yapımız, hayat kalitemizi nasıl etkiliyor?Yardım: Hayat, kültürle zenginleşir, hayatın kalitesi kültürle neşvü nemâ bulur. İnşallah millî kültürümüz zenginleştikçe, engin hale geldikçe hayat standardımız da çok daha iyi olacak.Çetinoğlu: Kültür Bakanı olarak görevlendirilirseniz, başlatacağınız uygulamalar sıralamasının ilk üç maddesi neleri ihtiva eder?Yardım: Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumluluk isteyen önemli bir görevdir. Bence bakanların da çevrelerinde iyi ekipler oluşturması gerekiyor. Dil, kültür, tarih, sanat, edebiyat, turizm vb. alanlarda değerli üyelerden oluşan komisyonlar bir araya getirilmelidir. Ve herkes kendi üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Çetinoğlu: ‘Osmanlı’da edebiyat dili Farsça, ilim dili Arapça idi. Türk unsurunun dışlanmasına böylece dilden başlanmıştı.’ deniliyor. Bu iddialar doğru mu?Yardım: Hayır doğru değil bence. Türkçe hiçbir zaman dışlanmamıştır. Arapça ve Farsça dillerinin güzel kelimeleri seçilmiş, ayıklanmış ve Türkçeye katılarak dilimiz zenginleştirilmiştir. Türkçeleşmiş Türkçe kelimeleri de benimsemek zorundayız. Bugün şayet dilimizdeki Arapça, Farsça kökenli kelimelerini ayıklamaya kalkışırsak ortada Türkçe diye bir dil kalmaz. Türkçe imparatorluk dilidir, dolayısıyla başka dillerden de elbette kelime alacaktır. Bu son derece normal bir durumdur. Kökü yüzyıllara dayanan muhteşem bir edebiyatımız var. Divan edebiyatı, Tanzimat dönemi edebiyatı, Servet-i Fünûn edebiyatı, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı ve günümüz edebiyatı Türkçe ile vücuda getirilmiş. Demek ki zayıf bir dilimiz yok, zengin bir lisânımız var. Biz dilimize sahip çıkarsak, onu olur olmaz yerde hırpalamazsak, kelime atarak zayıflatmazsak dünya çapında eserlerin verildiği bir dil olarak kendisini kabul ettirir. Ben ümitliyim, Türkçe dün çok zengin idi, bugün de aynı bereketini koruyor, yeter ki biz geniş düşünelim, ufkumuz her dâim geniş olsun.Çetinoğlu: Türk dilindeki değişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?Yardım: Tabii halde olursa değişimden zarar gelmez, ancak zorlama olmamak kaydıyla. Dil yaşayan canlı bir organizmadır. Eskiyen kelimeler kendiliğinden zaten kullanımdan düşer, o kelimeleri zorla atmanıza gerek yok. Bütün mesele aşırılıklara kapılmamak, ifrat ve tefritten uzak durmak, orta yolu, makul yolu, doğru yolu bulmak ve o yolda ilerlemektir.Çetinoğlu: Yeni nesil; Yûnus Emre’yi, Ömer Seyfettin’i, Peyami Safa’yı, Reşat Nuri Güntekin’i, Yahya Kemal Beyatlı’yı anlamakta zorlanıyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?Yardım: Haklısınız, bırakın Yûnus Emre’yi bugün ne yazık ki henüz vefatının 50 yıl geçmeden bazı yazarlarımızın dili eskiyor. Sonra da kitapları basılırken dilleri sadeleştiriliyor. Tabii bu çok hazin bir durum. Bir dil bu kadar hızlı değişmemeli, değiştirilmemeli. Geçenlerde duydum da şaşırdım, artık Sait Faik’in hikâyelerini bile sadeleştirmeye başlamışlar, ne kadar acı değil mi? Buna mukabil Türkçeyi bütün zenginliğiyle kullananlar da çok. Ve onlar bir bakıma dilimizin daha da ilerlemesine katkıda bulunuyorlar. Biz toplum olarak şayet yazarlarımızı okursak, onları seversek ve eserlerine sahip çıkarsak inanıyorum ki eski yazarlar ile bugünkü nesiller arasında bir köprü kurulmuş olur.Çetinoğlu: Dilimizdeki kültürel ve İslâmî muhtevalı Arapça, Farsça kökenli kelimelere karşı dışlama gayretleri dikkat çekiyor. Buna karşılık batı kökenli kelimelere karşı ciddî bir tepki yok. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?Yardım: Elbette bu tespitiniz çok doğru. Türkçe sevdasıyla tanıdığımız değerli şair ve yazarımız Yavuz Bülent Bâkiler de konferanslarında bu konu üzerinde önemle duruyor ve Arapça Farsça kelimelere düşmanlığın aslında İslâm düşmanlığından kaynaklandığını açıkça söylüyor. Çok doğru. O kelime ve kavramlar dinî kelime ve kavramlar olduğu için karşı çıkıyorlar. Kanaat, sabır, şükür, tevekkül gibi kelimeler Türkçe kelimeler ama aynı zamanda çağrışımlarıyla İslâmî bir hava oluşturuyorlar. Bu kavramlara karşı çıkanlar bir bakıma bu manevî dünyadan hazzetmedikleri için dışlamak istiyorlar. Ama şükürler olsun ki Türk milleti, sağlam inancıyla bu kabil kelime ve kavramları hiçbir zaman bırakmamıştır, bırakmaz. Çünkü dil çeşitli etkilere açık olduğu gibi dinden de, tasavvuftan da faydalanır, tesir altında kalabilir.Çetinoğlu: Edebiyat, ‘edeb’ kökünden geliyor. Edebiyatın, edeb telkin etmesi gerekir. Dikkat çekici sapmalar gözlemliyor musunuz? Ne ölçüde?Yardım: Edebiyat belirttiğiniz gibi edebten gelir. Edebi dışlayan yazar ve şairler hiçbir zaman edebiyatın hakkını veremezler ve devamlı okunamazlar. Argo ölçülü olmalı edebiyatta. Ölçülü olursa güzel olur, aksi takdirde edebiyatın dışında sadece yazı malzemesi olur. Kıymetli sayılmaz.Çetinoğlu: Mustafa Kemal Atatürk; ‘Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’ diyor. Güzel sanatlar alanındaki gelişmeleri yeterli buluyor musunuz? Nasıl bir sonuca ulaşılacağını tahmin ediyorsunuz? Yardım: Ben çok ümitliyim. Çok güzel çalışmalar yapılıyor. Resim, edebiyat, müzik zaten gelişiyor. Ama geleneksel sanatlar, klâsik Türk İslâm sanatları da şahlanma döneminde. Ebru, minyatür, tezhip, hat ve diğer millî sanatlarımız bugün büyük bir alaka görüyor. Sadece İstanbul’da yüzbinlerce kişi bu tür kurslara gidiyor, ders alıyor. Belediyeler, sivil toplum kuruluşları, dernekler, vakıflar çeşitli kurslar tertip ediyorlar ve insanlarımızı yetiştiriyorlar. Bu çok sevindirici bir gelişme.
İlginizi Çekebilir



















