Kitâbiyat’ta bu hafta: Tanrı Dağları’nın Gözyaşları
Reklam

Kitâbiyat'ta bu hafta: Tanrı Dağları’nın Gözyaşları

Kitâbiyat, bu haftaki sayısında "Tanrı Dağları’nın Gözyaşları" isimli kitabı ele alıyor.

26 Ocak 2017 - 21:45

Oğuz Çetinoğlu yazdı

Bu sayfayı tâkip edenler bilirler: Her hafta ana bölümde takriben 1.000 kelime ile Kuşbakışı bölümünde ise 100-400 kelime ile 4 kitabın 232 haftada, okumakta olduğunuz 232. KİTÂBİYAT sayfasına gelinceye kadar 928 kitabın tanıtımı yapıldı. Hepsi, satır satır değilse bile sayfa sayfa incelendi. Zorlanma oldu ise de her zorluk aşıldı.

Özer Ravanoğlu’nun ‘Tanrı Dağları’nın Gözyaşları’ isimli, 13,8 X 21 santim ölçülerinde 574 sayfalık eseri, farklı bir kitap. Bu kitabı anlatmak, özetlemek, tadımlık bölüm bulmak mümkün değil. Tadımlık bölüm için 573 sayfadan birkaç satır alınsa bile kapsam dışı bırakılan o bir sayfanın hakkı gasp edilmiş olur. Anlatılması zor bir kitap… Okumak lâzım. Özetlenirse, gözleri doğuştan görmeyen insanın fili târif etmesine benzer. Tadımlık bölüm yok… her hikâye, her hâtıra her bölüm tadımlık. Hayatında bir defacık olsun bal yememiş bir insana balı târif edebilir misiniz?

Kitapta ıstırap var, sevinç var, vatan-milet uğruna kanını sebil gibi akıtmaya, canını küçük bir hizmet uğruna fedâ etmeye hazır insanlar, dünya yansa-yıkılsa, saçının bir teline bile zarar gelmeyeceğine 2 kere 2’nin dört ettiğine inandığı gibi inanan tuzu kuru monşerler, zoru gördüğünde derhâl araziye uyan bukalemun yapılı uyanıklar, iş görmek için karşılaşılan zorluklar… Hepsi, 574 sayfaya sığdırılmış. Buna rağmen kırkambar değil. Kokusu hoş, görünümü lâtif çiçeklerden zengin bir buket hazırlanmış.

Ravanoğlu karşılaştığı bütün zorluklara rağmen, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığına kavuran Türk Cumhuriyetlerinde, hem de bağımsızlıklarının ilk yıllarında iş yapan, eser meydana getiren, sohbetiyle, yardımseverliğiyle gönüllere yerleşen, kendisinden ‘Özer Ata’ diye söz ettiren, çilelerle pişen bir halk filozofu. Dert adamı, derdini seven adam… ‘Dağ ne kadar yüce olursa olsun, yol onun üzerinden aşar’ diyerek Bismillahlarla yola çıkmış, önüne çıkan bütün engelleri, Tanrı Dağları’nı birkaç defa aştığı gibi aşmış. Hizmete götüren, başarıya oluşturan yollar dikenli, taşlı, sarp ve engellerle dolu. Ravanoğlu, engelli maraton koşucusudur. Aştığı yolları anlatıyor. Yazarak değil bir daha yaşayarak anlatıyor. Sâdece kendisi yaşamıyor, okuyucusuna da yaşatıyor. 25 yıl boyunca Tanrı Dağları’nın çevresindeki insanlarla gülmüş, onlarla ağlamış, gözyaşı dökmüş. Sonra nasıl olmuşsa vakit bulmuş, kendisine gözyaşı döktüren hâdiseleri, hikâye tadında yazmış. Okuyanlar da gözyaşı döksünler diye…

Kimileri kitabı, yatağa yatınca uyumak için okur. Bu kitap uyutmuyor. Aksine uykusu gelenlerin uykusunu kaçırıyor, uyuyanları uyandırıyor. Anlatılan yerleri özlemle düşündürüyor, anlatılan insanları hasretle kucaklamak arzularını yeşertiyor. Okuyanlar Özer Ravanoğlu’na teşekkür ediyor, kendi hâline şükrediyor.

Kitapta anlatılan yaşanmış hâdiselerin hikâyelerindeki kahramanlar arasında melekten daha melek insanlar, şeytandan-iblisten daha beter insan görünümünde yaratıklar vardır. Onlar kelimelerle ete kemiğe büründürülerek yanınıza-yanıbaşınıza getiriliyor.

Dante (1265-1321), İlâhî Komedi isimli eserinde; ölüm sonrasındaki Cehennem’i, Araf’ı ve Cenneti anlatır. Tanrı Dağları’nın Gözyaşları, ölüm öncesini anlatıyor. Ölüm öncesinde Araf yoktur. Cehennem ve Cennet vardır. Ravanoğlu, kızıl Komünist rejimin insanlığın başına musallat dünya Cehennem’inde, yalnız ayakta değil, iniltiler içerisinde olsa bile hayatta kalmaya çalışan melek insanların oluşturduğu dünya Cennet’inde,  iki gözüyle gördüklerini değil, gönül gözüyle gördüklerini, hissettiklerini benliğinin bütün hücreleriyle yaşadıklarını anlatıyor.

Bizim neslimiz, bizden ırak diyarlarda olmalarına rağmen gönlümüzde yaşayan Uluğ Türkistan insanlarını, bir Fransa Yahudi’sinin, Leon Cahun’un (1841-1900) yazdığı Gökbayrak isimli romanıyla tanıyıp sevmişti. Irkımızın kökenlerini O’ndan öğrendik. O insanlar, bize okutulan kitaplarda yoktu. Dünyada da yokmuş gibi sayfalara alınmamıştı. Gökbayrak’ı okuyanlarımız Oğuzcu oldu, Turancı oldu. Günümüzün neslini de Türklükten ve Müslümanlıktan başka hiçbir sıfatı, isminin önüne-arkasına koymayan Özer Ravanoğlu Turancı yapacak. Meydana gelecek Turan ordusundan Sarı Saltuk misali tahta kılıçlarla ve hatta zeytin dallarıyla, güllerle karanfillerle düşmana saldıran modern Kürşatlar çıkacak, Gültekinler çıkacak.

Tanrı Dağları’nın Gözyaşları’nı sevinçlere hasret kaldığınız zamanlarda da, ümitsizlikten bunaldığınız zamanlarda da okuyabilirsiniz. Aradığınızı bulursunuz.  Karabağlı Rahime Bacı’nızla kahırlanır, gözyaşlarınızda yıkanıp temizlenir, şükürlerle hafiflersiniz. Gülmira Ece’nizle, Bahtıgül Ece’nizle kanatlanıp mutluluklar ufkunda sonsuz turlara çıkarsınız. (s: 85-111)

‘Ata Beyit’ başlıklı bölümde, Komünist rejimi başlatan dünyanın en zâlim diktatörü Lenin’in yetiştirmesi Stalin’in zulümleri anlatılıyor. Mezar-Müze’nin görevlisi Rus Bayanın sözleri, Komünizme sempati duyan ebleh kızılcıkları uyandırmaya yeter: ‘Stalin çok zâlim bir insandı. Ondan yalnız sizler değil, biz Ruslar da çok zulüm gördük. Dilsiz ve sağır bir adamı rejim aleyhtarı diye astılar. Adamcağız niçin asıldığını bile anlamadan öldü.’ (s: 135-141)

Beyinlerini, burnundaki ifrazatla bedeninden çıkartıp kâğıt mendille çöp torbasına atan kızılcıklar; ‘O eskidendi’ diyebilirler. Onlar bilmezler: İşgal altındaki her ülkede insanın başına gelecek o türden belâlar, günümüzde de yaşanıyor.

Özer Ravanoğlu, gönül gözü açık bir insan. Kırgızistan için yaklaşan bir tehlikeyi haber veriyor: ‘Çin’in programında Kırgızistan’ı işgal düşüncesi var’. (s: 142-143) İkinci büyük tehlike: Misyonerler. (s: 144-149) Kırgızistan’da Müslüman var. Câmi inşa edilebilir. Ruslar var. Ortodoks kilisesi açılabilir. Ravanoğlu soruyor: ‘Ortodoks Hıristiyanlık dışındaki mezhepler için Kırgızistan’da açılan 971 adet kilise kimin içindir, ne maksatla açılmıştır?’ (s: 147)

Tanrı Dağları neresi… Moritanya neresi?

Ravanoğlu, yalnızca Tanrı Dağları ve çevresini en dokunaklı cümlelerle anlatmakta yetinmiyor. Osmanlı düşmanlığı yapan Osmanlı torunlarının ensesine Osmanlı tokadı patlatıyor:

Tanrı Dağlarının eteklerinde, bir Türk pastânesinde Moritanyalı Şeyh Muhammed Emin Efendi konuşuluyor. Şeyh Muhammed Emin, Ehl-i Beyt’ten Zeynel Abidin Hazretlerinin ahfadındandır.

Moritanya, Afrika’nın Atlas Okyanusu’na kıyısı olan bir milyon kilometrekare yüzölçümlü, Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkedir. 1904 yılında Fransızlar tarafından işgal ediliyor. Müslümanlar dayanılmaz baskılara mâruz kalıyor. Moritanya’nın toplum önderlerinden olan Emin Efendi taraftarlarına, ‘artık bu topraklarda Müslümanlara hayat hakkı yok. Hicret ediyoruz, hazırlanın!’ Diyor. Haberi olan Fransız komutan, Şeyh’e: ‘Gitme! Seni ülkene sultan yapalım’ Diyor. Şeyhin cevabı, ‘moruga akrebi’ olarak anılan dünyanın en acı biberinden daha acıdır: ‘Gayri Müslim’in emrinde sultan olmaktansa, Osmanlı’nın emrinde nefer olmayı tercih ederim!’ (s: 151-161)

Ravanoğlu’nun eserini okurken, Tanrı Dağları’nın gözyaşları sizin de gözünüzü ıslatacak, ferahlatacak, şükretmeye yönlendirecek. Şükrettikçe her türlü ağırlık üzerinizden kalkacak, bedeniniz de ruhunuz da hafifleyecektir.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT: 

İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr  e-posta: otuken@otuken.com.tr    

ÖZER RAVANOĞLU:

1938 yılında Silifke'de doğdu. İlkokula Silifke'de başlayıp, Adana'da tamamladı. Ortaokul'u Adana'da bitirdiği sonra başladığı lise eğitiminden İstanbul Vefa Lisesi diplomasını aldı. 1963 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'ne bağlı Maçka Teknik Okulu'ndan mezun oldu. 1963-1964 yıllarında Elektrik İşleri Etüt İdaresi'nde; 1966-1967 yıllarında İstanbul Yol, Su, Elektrik Müdürlüğü'nde mühendis; 1968'de Adana Elektrik İşletmesi’nde Fen İşleri Müdür Yardımcısı olarak çalıştı.

EMSA A.Ş.'de beş yıl çalışarak, sanayi projelerinin yapılmasına katkıda bulundu ve EMSA Export A.Ş.'de ithalat-ihracat işlerini idâre etti. 1968'den 1980 yılına kadar siyasetle aktif olarak meşgul oldu.

İstanbul Milliyetçiler Derneği’nde ve Türk Ocakları Genel Merkezi'nde muhtelif görevlerde bulundu. 1994 yılından itibaren Kazakistan ve Kırgızistan'da çalıştı. Türk Yurdu ve Kardeş Kalemler dergilerinde bazı yazıları ve hikâyeleri yayımlandı. 2011 yılından beri AVRASYA Yazarlar Birliği üyesidir.

Yayınlanmış eseri: Doğudan-Batıdan Hikâyeler. Ötüken Neşriyat

DERKENAR

TANRI DAĞLARI

Uluğ Türkistan topraklarının en yüksek dağ silsilesidir. Günümüzde Çin yönetimindeki Kansu Eyâleti sınırından başlayıp batıya doğru devam ederken Doğu Türkistan’ı ikiye böler. Sonra Kırgızistan’ı boydan-boya geçer ve Özbekistan’ın başşehri Taşkent’in doğusunda sona erer. Uzunluğu 3.000 kilometredir. Dağlar 4 mevsim karla, zirveler buz ile kaplıdır. Yüksekliği 5.000 metreyi aşan tepeleri vardır. Çinliler ‘Tien-Şan’, Uygurlar ‘Tengri Dagh’ derler. ‘Tien’ kelimesi eski Türklerdeki ‘Tengi’ kelimesinden gelmektedir. ‘Şan’ da ‘dağ’ mânâsında olsa gerek.  

Kuzeyde Çungar ve Güney Kazakistan düzlükleri, güneydoğuda Tarım Havzası, güneybatıda Hisar ve Alay Sıradağları ile sınırlanan Tanrı Dağları 1.000.000 kilometrekarelik alanı kaplar. Çin-Kırgızistan sınırı boyunca uzanır. Silsilenin en yüksek noktası, 7.439 metre ile Zafer tepesi’dir. Tanrı Dağları ve çevresi, 2013 yılında ‘Dünya Mirası’ listesine ve dolayısıyla koruma altına alınmıştır.

Eski Türkler; kültürlerinde, büyük bir dağa sâhip olmayan medeniyetlerin yok olacağı inancı bulunduğundan, Tanrı dağlarına derin bir saygı gösterirlerdi.

Tanrı dağı denince aklımıza ilk gelen husus, Doğu Türkistan olsa gerek. Kan gözyaşı ve zulmün ana vatanı Doğu Türkistan. Elbette Türkistan denince de aklımıza ‘Turan’ geliyor. Tanrı Dağları; Ötüken ve Altay Dağları ile birlikte Turan yurdunun istiklal ve hürriyet sembolüdür. Tanrı Dağları, Kızıl Elma’ya yapılan kutlu yolculuğun başlangıç noktasıdır. Şiirlerimizde, türkülerimizde, marşlarımızda yer alan, dünya gözü ile Tanrı Dağlarını görmeyenlerin bile gönül tellerini titreten bir güzelliktir. Zirvelerindeki karlar eriyip yamaçlara, ovalara, tabiata ve insanlara hayat verir.

Bir sohbetinde Özer Bey anlatmıştı:

Kırgızistan’dan Kazakistan’a giderken Kazakistan hududuna yaklaştığınızda önünüzde adeta duvar gibi duran Tanrı Dağları vardır. İnsan şöyle bir tırmanacağı dağa bakınca acaba bu dağı nasıl aşacağız diye düşünür. Arabamız, yolla birlikte sekizler çizmeğe başladı. Bir sağa, bir sola döndükçe devamlı yükselmeğe başlarsınız.  Bu kadar yükselmiş olmamıza rağmen bir de o meşhur tünele girdik. Çünkü bu kadar çok yükseklere çıktık ama daha tepeler, zirveler devam ediyordu. Tünelin bulunduğu yerin yüksekliği dört bin metreye yakın. Uzunluğu 4 kilometre ve iki ağır vasıtanın yan-yana geçmesi imkânsız.  

 Tünelden çıktıktan meşhur Susamur Yaylası’na gelinir. Yaylaların en güzeli…

KUŞBAKIŞI:

ATATÜRK'ÜN HİKÂYESİ:

Ertuğrul Sertbaş’ın eseri 13,5 X 21 santim ölçülerinde ve 264 sayfa hacimli olarak Kasım 2016’da yayımlandı,

Mustafa Kemal Atatürk ya çok yüceltilmiş veya alabildiğine kötülenmek istenmiştir. Mustafa Kemal ve dönemi, bir başkasının değil, bizimdir... Târihimizin bir safhasıdır.

Ne aşırı yüceltmekle bir yere varabiliriz, ne Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı dönemi ‘90 yıllık ara dönem’ diyerek yok sayabiliriz.

Millî Mücâdele, bizim millî mücâdelemizdir; başkasının değil. Yedi düvelin istilasına uğrayan bir Osmanlı’dan bahsediyoruz. Türk’ü Anadolu’dan silip atmak isteyen bir Sevr Projesi’nin dayatılmasından bahsediyoruz...

Bir öncü gerekiyordu ve o öncü de Mustafa Kemal olmuş, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve diğer kahramanlarla, mücâdeleye hazır olan milletin önüne geçerek Millî Mücâdele’yi başlatmıştır...

Türkiye’yi parçalamak isteyen İtilaf Devletleri İstanbul’u işgal etmiş, Padişah’ı kıpırdayamaz hâle getirmiş, Damat Ferit Paşa hükûmetlerine, istediklerini dikte etmişlerdir.

Osmanlı sâhasının her tarafında ‘çoban ateşleri’ boyunduruğu kırmak için yakılmıştı. Mustafa Kemal, bu ‘çoban ateşleri’ni, Amasya’da Erzurum’da, Sivas’ta, en son Ankara’da birleştirmiş ve düşmanla kıyasıya bir savaşa girişmiştir.

Târihin akışını değiştiremezsiniz... Târihte ‘keşke’ye yer yoktur.

Târihin bir dönemini de silemezsiniz. O dönem de sizin târihinizdir.

Dönemleri silseydik, 16 Türk devletinden bahsedemezdik. Biri dönemini tamamlamış, diğeri kurulmuştur. Sonra gelen, bir öncekini yok sayabilir mi? Sonrakini beğenmeyen, bir öncekini getirebilir mi?

Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz? Atatürk üzerine binlerce kitap yazılmıştır. Bu kitapta, Atatürk ve mücâdelesi ve sonra yaptıkları, hayat hikâyesiyle birlikte derli toplu olarak veriliyor.

(Tanıtım yazısından alıntıdır)

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr  www.bilgeoguz.com.tr  

ÜÇ DİNİN TARİHİ / Yahudilik, Hıristiyanlık, İslam

İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar 2016 yılında yayınlanan 704 sayfalık kitabında insanlık ve toplum üzerinde büyük etkisi olan üç dinin târihini inceliyor. Günümüzde, bu dinlere mensup olan toplumlarda hâkim olan din anlayışının, salt Tanrı dininden ziyâde onların yorumlanmış şekilleridir.  

Bu ifâdeyi anlayabilmek için önce kitaplardaki dini bilmek gerektiğini savunan Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar, önem arz eden üç dini mukaddes kitaplarının içerikleri doğrultusunda aktarıyor, yeri geldiğinde de kitaplarda olmayan yorumlarla alakalı anlayışlara işâret ediyor.

Üç Dinin Târihi isimli eser, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'ı inanç kültürleri târihi açısından inceleyen, bu üç dinin kaynaklarını, peygamberlerini, mezheplerini, iman ilkelerini ve ibadetlerini derinlemesine ele alan bir kitap.

SAY YAYINLARI:

 Ankara Caddesi Pamir Han Nu: 22/4 - 34110 Fatih-Sirkeci-İstanbul. Telefon: 0.212 - 512 21 58 / 528 17 54, Belgegeçer: 0.212 - 512 50 80 e-posta: satisdestek@saykitap.com  //  www.saykitap.com

MEDENİYETİN ÖTESİ:

Kitabın yazarı Daniel Quinn, düşünülmeyecek olanı düşünüyor. Bir bisiklet üretmenin, bir otomobil tasarlamanın, bir çift ayakkabı yapmanın tek bir doğru yolu olmadığını hepimiz bilsek de, tek bir doğru hayat biçiminin var olması gerektiğine ve ne olursa olsun, bunun bizim devam ettiregeldiğimiz hayat şekli olduğuna inanmış durumdayız.

Medeniyetin Ötesi, Daniel Quinn'in çok satan romanı. İsmail'de ortaya koyduğu fikirlerin gerçek hayatta uygulanması konusunda bir rehber niteliği taşıyor. Mayalar ve Olmekler gibi eski medeniyetlerin yanı sıra sirk toplulukları gibi modern dünyadaki alternatif hayat örneklerini inceleyen Quinn, çeşitliliği baskılamak yerine teşvik eden yeni bir toplum modeli arayışında bize rehberlik ediyor. Sevinç Kayın tarafından Türkçeye çevrilen Medeniyetin Ötesi, Yeni Dünya Düzeni’nden ziyade, insanların kendi kaderlerine hükmetmesine imkân veren ve onların kendi hayat tarzlarını -uzak bir ütopik gelecekte değil- hemen şimdi başlatma hürriyetine sâhip olmalarını sağlayan bir düzeni anlatıyor.

208 sayfalık kitap, Ekim 2016’da yayınlandı.

 (Tanıtım Bülteninden)

MAYA KİTAP:

Gürsel Mahallesi, Erzincan Sokağı Nu: 36/B Kâğıthâne, İstanbul. Telefon: 0.212-296 91 12,

Belgegeçer: 0.212-296 97 15, e-posta: mayakitap@gmail.com  www.mayayayinlari.com  

 

KISA KISA… KISA KISA…

1- ESKİ TÜRK YAZITLARI: Prof. Dr. Hüseyin Namık Orkun.  Türk Dil Kurumu Yayınları.

2- TOROSYAN’IN ACAYİP HİKÂYESİ: Y. Hakan Erdem. Doğan Kitap.

3- KAFES VE FERÂCE DEVRİNDE İSTANBUL: Ahmet Refik. Kitabevi Yayınları / Mehmet Varış.

4- MOR MÜREKKEP: Nazan Bekiroğlu. Timaş Yayınları.                                                                                                 5-

5-SURİYE TARİHİ: Ömer İshakoğlu. Kabalcı Yayınevi.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Efsane çizgi film Netflix dizisi oluyor
Efsane çizgi film Netflix dizisi oluyor
George R.R. Martin: Game Of Thrones'un bitmesi benim için kurtuluş oldu
George R.R. Martin: Game Of Thrones'un bitmesi benim için kurtuluş...