Kitâbiyat’ta bu hafta: Ömer Seyfeddin ve hikaye kitapları

Kitâbiyat'ta bu hafta: Ömer Seyfeddin ve hikaye kitapları

Kitâbiyat bu haftaki sayısında, Ömer Seyfeddin ve hikaye kitaplarını ele alıyor.

09 Aralık 2016 - 10:15

Oğuz Çetinoğlu yazdı

TARİH EZELÎ BİR TEKERRÜRDÜR

Prof. Dr. Nâzım Hikmet Polat, Ömer Seyfeddin’in sağlığında yayınladığı kitapları esas alarak tematik(*) gruplandırma ile yeniden yayına hazırlamıştır. Bu hazırlığın ilk iki kitabı, ‘Târih Ezelî Bir Tekerrürdür’ ve ‘Turan Masalları’ adı ile Haziran ve Eylül 2016’da Ötüken Neşriyat tarafından okuyucuya sunuldu.

12 X 19,5 santim ölçülerinde, 304 sayfalık ‘Târih Ezelî Bir Tekerrürdür’ isimli kitap, Mühim açıklamalar ihtiva eden ‘Ötüken’in Ömer Seyfettin Külliyatı’ başlıklı ‘Sunuş’ yazısı ile başlıyor. (s: 11-12)

İnceleme’ başlıklı ilmî makale mâhiyetindeki yazı, imzâsız olmakla birlikte, belli ki eseri yayına hazırlayan Prof. Dr. Nâzım Hikmet Polat’a aittir. (s: 13-27)

Kitapta 26 adet hikâye bulunuyor. İfâdelerde Ömer Seyfeddin üslûbu aynen muhâfaza edilmiş. Yalnızca kullanımdan düşen bâzı kelmelerin günümüz Türkçesindeki karşılıkları verilmiş: müstakbel-i nâ mahduda (sonsuz geleceğe), kesbî (kazanım), müstemend (üzüntülü), müheyyiç (heyecan uyandırıcı), mütelezziz oluyordum (lezzet alıyordum), mücerret mefhumların (soyut kavramların), mütearifeler (bilinenler), hakîm (bilge)… Ve diğerleri. Böylece hem okuyucunun kelime dağarcığı zenginleştiriliyor hem de bâzı eski ve güzel kelimelerimizin kullanılmasına vesile olunuyor.

Ömer Seyfeddin fikriyatını hikâyelerine yansıtan bir yazardır. Batıya özenenleri sevmediğini belirten, kıssadan ders almasını bilenler için bir kısa hikâyesinden bir bölüm:

Darwin’ denilen herifin sözüne inanmalı. Evet, insanlar mutlaka maymundan türemişler. Çünkü işte neyi görsek hemen taklit ediyoruz; oturmayı, kalkmayı, içmeyi, yürümeyi, durmayı, hâsılı her şeyi…

Ne kadar adamlar vardır ki hiç ihtiyaçları yokken ‘monokl’ dediğimiz tek gözlükleri takarlar. Çünkü terzide seyrettikleri moda albümlerindeki resimler hep tek gözlüklüdür. (Kesik Bıyık, s: 142-143)

Eski zaman hikâyeleri bir başkaydı. Okuyana hem zevk hem öğüt verirdi. ‘Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit’ kabilinden… ‘Velinimet’ böyle bir hikâye… (s: 146-152)

Kitabın son bölümünde Ömer Seyfeddin’in Türkçeye çevirdiği Fin kavminin en eski millî destanı ‘Kalavela’ (s: 181-224)  ve Yunan mitolojisinden ‘İlyada’ (s: 225-302) yer alıyor.

(*)Tematik: Tema’sı -ana konusu- aynı olan.

TURAN MASALLARI:

Prof. Dr. Nâzım Hikmet Polat’ın hazırladığı Ömer Seyfeddin külliyatının 2. Eseri, 12 X 19,5 santim ölçülerinde ve 224 sayfadır.

Turan Masalları’nda, millî duyguları coşturan her biri yekdiğerinden muhteşem 17 hikâye bir araya getirilmiş. Eser, yalnızca ‘Forsa’ isimli hikâye için alınmaya, okunmaya değer. (s: 51-56)   

İhtiyarlıkta mı Gençlikte mi?’ (s: 37-50), ‘Primo Türk Çocuğu’ (s: 57-118), ‘Dama Taşları’ (s: 171-182) dikkat çeken hikâyeler.

Çin masalı olduğu belirtilen ‘Herkesin İçtiği Su’ başlıklı hikâyede, (s: 216-219) halkın geçmişi ile alâkasının kesilmesi için bütün eski kitapları yaktıran bir idâreciden bahsedilmektedir. Çürümenin yaygınlaştığı toplumlarda, düzeltme konumunda olanların da genel havayı solumak mecburiyetinde kalacağı tezi işlenmektedir. Bu tema, yazarın düşünceleri ile örtüşmektedir. Ömer Seyfeddin, içerisinde bulunduğu toplumu incitmemek için hikâyenin ‘Çin masalı’ olduğunu söylemiş olabilir.  

Nâzım Polat, bu kitapta da birincisinde olduğu gibi eski kelimelerin karşılıklarını parantez içinde veriyor. Kitabın bütünü duru mu duru, günümüz ‘uydurukçu öz be öz Türkçecilerine inat târihî Türkçemizde bulunan kendi öz malımız güzelim kelimelerle örülü.

 ‘Nihayetlerinde büyük ve kuş girmez ormanların mor ve sisli gölgeleri biriken geniş bir çayır... Ortasından zümrüt renginde bir su akıyor... Binlerce atlar, kısraklar, yeni doğan güneşin altınlı aydınlıkları içinde koşuşuyorlar. Yüz binlerce koyun meliyor. Nârâlar, kişnemeler! Daha uzaklarda karlı ve yüksek dağların gümüş taçlı başlara benzeyen sayılmaz tepeleri göklere doğru kalkmış! Ta ortada bir saray... Etrafındaki bahçenin kapısında silahlı ve atlı kahramanlar duruyor. Köpekler havlıyor...’

Şimdi siz demez misiniz? ‘Vah benim güzel Türkçem, 100 yıl bile dolmadan seni ne hâle getirmişler?

Teşekkürler Nâzım Hikmet Polat, teşekkürler Ötüken Neşriyat…

ÖTÜKEN NEŞRİYAT:                                                                                    İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr  e-posta: otuken@otuken.com.tr 

Prof. Dr. NÂZIM HİKMET POLAT:                                  

     1955 yılında, Erzurum’un Oltu İlçesi’ne bağlı Bahçecik Köyü’nde doğdu. İlkokulu Bahçecik Köyü’nde (1968), ortaokulu Oltu'da (1971), Öğretmen Okunu Tokat ve Bolu’da okudu (1975). Yüksek tahsilini Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. (1979)

     Atatürk Üniversitesi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak çalıştı (1981-1985). Aralık 1984'te ‘Doktor’ unvanını aldı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent (1985), Doçent (1993) ve Profesör (1999) oldu. Sonra Niğde Üniversitesi’ne geçti (2001). KKTC Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde misâfir Profesör olarak çalıştı (2004-2007). Hâlen Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Profesörüdür (2009-) ve Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanlığı görevi devam etmektedir. (2012-)

     Yenileşme Devri Türk Edebiyatı Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak, Tanzimat sonrası kültür hayatımızın süreli yayınlarda saklı bulunduğu inancıyla, çalışmalarını bu alanda derinleştirdi. 20 yıldan beri ‘Türklük Bilimi Araştırmaları’’ adlı milletlerarası hakemli ilmî bir dergi yayımlamaktadır.

     Eserleri:

     1-Şahabettin Süleyman (1987), 2-Müdafaa-i Milliye Cemiyeti (1991), 3-Külliyâtına Girmemiş Yazılarıyla Ömer Seyfettin (1988), 4-Türk Çiçek ve Ziraat Kültürü Üzerine -Cevat Rüştü'den Bir Güldeste- (2001), 5-Bir Jöntürk’ün Serüveni -Dr. Şerafettin Mağmumi'nin Hayatı ve Eserleri- (2002), 6-Rübâb Mecmuası ve 2. Meşrutiyet Dönemi Türk Kültür ve Edebiyat Hayatı (2005), 7-Eski ile Yeni Arasında Mütevellizade Ömer İhya (2005), 8-Bir Osmanlı Doktorunun Seyahat Hâtıraları -Dr. Şerafettin Mağmumî- (Harid Fedai ile 2008)), 9-Taşrada Bir Meş'ale Şeref Gürbüz (2009), 10-Anadolu ve Suriye'de Seyahat Hâtıraları -Doktor Şerafettin (Mağmumî 2010), 11-Ömer Seyfettin - Bütün Hikâyeleri (2011), 12-Bir Jöntürk'ün Şiir Dünyası -Tarsusîzade Münif ve Şiirleri-(Ramis Karabulut ile 2011), 13-İkinci Meşrutiyet Dönemi Türk Edebiyatı (H. Argunşah ile 2012), 14-Yenileşme Devri Türk Edebiyatından Çizgiler (2012), 15-Tanzimat Sonrası Türk Kültür Hayatından Yansımalar (2012), 16-Üç Güzeller Masalı (2013), 17-Kitapname (2013), 18-Yöntem Bilgisi Açısından Osmanlı Dönemi Edebiyat Târihleri, (D. Apaydın, T. Haykır, N. Borsokeyeva, S. Gültekin, Ö. Özbek, S. Yılmaz, Y. Zhiyenbayev ile 2013), 19- Birlik Sivas Türk Ocağı Mecmuası, (Ahmet Bozdoğan, Yunus Ayata ve Tayfun Haykır ile 2014), 20- Türk Çiçek Kültürü Üzerine -Cevat Rüştü’den Bir Güldeste- (2015), 21-Udmî Efendi ve Şükûfename’si (2015), 22-Türklerde Ziraat Kültürü -Cevat Rüştü- (2016).

DERKENAR:

YENİ LİSAN HAREKETİ

Ömer Seyfeddin’in kaleme aldığı ve fakat Genç Kalemler Mecmuâsı’nda, imzâsız olarak yayınlanan ‘Yeni Lisan’ başlıklı makale; Türkçülük düşüncesinin Türkçe mevzuunda ilk mühim adımı olmuştur.

Yeni Lisan’ dâvâsı, Tanzimat’tan, hattâ daha eskiden beri sürüp gelen yazı dilinin sâdeleştirilmesi mes’elesidir. Kısa zamanda millî bir görüş hâline gelen ve Millî Edebiyat çığırının açılmasına sebeb olan bu mes’elenin esâsı gayet sâde ve açıktı: Konuşma dili ile edebî dil (yazı dili) arasındaki farklılık kaldırılmalı, konuşma dili, aynı zamanda edebî dil (yazı dili) olarak geliştirilmeli idi. Tanzîmat’tan (1860’lardan) beri çok söylenmişt bir türlü gerçekleştirilememiş olan bu görüşü, Ömer Seyfeddîn, Ali Cânib, Ziyâ Gökalp yeniden ortaya atıp inançla savundular; hem kendileri, hem de Millî Edebiyat akımını benimseyen dîğer şâir ve yazarlar hemen uygulamaya koydular. ‘Yeni Lisan’ dâvâsı aşırılıklardan uzak mâkul prensiplerle ortaya kondu: ‘Dil tabiî olmalıdır. Arapça ve Farsça kaidelere göre yapılmış olan bütün tamlamalar -klişeleşerek dilimize yerleşmiş olanlar hâriç- atılmalıdır. Yine klişeleşmiş olanlar hâriç, bütün kelimelerin çokluk şekli Türkçe çokluk takısı (-1er,-lar) ile yapılmalıdır. Lüzumsuz Arapça ve Farsça edatlar atılmalıdır.

Mes’elenin can damarı, yabancı kaidelerin atılması üzerinde toplanıyordu. Ömer Seyfeddîn: ‘Lisânımızda yalnız Türkçenin kaideleri hükmedecek, yalnız Türkçerin kaideleri... Türkçenin mekanizmasını bozan Arabî ve Fârisî kaideleri bilmiyeceğiz, anlamayacağız. Bu adım kat’î olacak’ diye ısrarla bu husûsu belirtiyordu. İki-üç yüzyıl önceki veyâ daha eski Türkçeye veyâ Çağataycaya dönmek gibi bir niyetleri olmadığını, dili fakirleştirecek, mutaassıp bir tasfiyeciliği (kökü Türkçe olmıyan bütün kelimelerin yabancı sayılarak atılması görüşü) tasvîb etmediklerini; dilimizin kaidelerine uymak, milletimizce benimsenmiş olmak şartıyla Türkçeleşmiş her kelimeyi Türkçe saydıklarını, konuşma dili derken ince ve güzel İstanbul şîvesini esas aldıklarını tereddüt ve endîşeye yer bırakmıyacak bir açıklıkla ifâde ediyorlardı.

Ömer Seyfeddîn’in, dâvâsnıı ortaya koyuşta, bugün bile yeterince anlaşılamayan esaslı bir dikkati vardı: O, dil mes’elesini sırf kendinden ibâret mücerret bir mes’ele gibi ele almıyor; bu mes’eleyi ‘millî kültür ve medeniyet, gelişme ve yükselme, milletin var olması ve istiklâli gibi’ hayâtî dâvâlarla irtibâtını işâret ederek, milliyetçi dünyâ görüşünün esaslı bir parçası hâlinde ortaya koyuyordu.

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
!f İstanbul’da neler oluyor?
!f İstanbul’da neler oluyor?
Cezmi Baskın: Film için 1 ay yıkanmadım
Cezmi Baskın: Film için 1 ay yıkanmadım