Kitâbiyat’ta bu hafta: Kıbrıs
Reklam

Kitâbiyat'ta bu hafta: Kıbrıs

Kitâbiyat, bu haftaki sayısında "Kıbrıs" isimli kitapları ele alıyor.

30 Kasım 2016 - 17:27

Oğuz Çetinoğlu yazdı

Kıbrıs meselemizin unutulmaya-unutturulmaya terk edildiği, bir başka ifâde ile; ‘kuzuyu saldım çayıra, artık Mevlâ’m kayıra’ politikası(zlığı)nın tâkip edildiği bir dönemdeyiz. Tam da çözüm (?!)noktasına üç adım kala, Kıbrıs meselemizi en iyi bilen bir vatan evladı / Kıbrıs Gazisi Atilla Çilingir, gür sesiyle; ‘Durun!’ diyor. ‘Tutunduğunuz dal çürüktür. O dalı bırakın, düşün ve düştüğünüz yerde yazdıklarımı okuyun!’

Geçmişin câhili olanlar, geleceğin körüdürler.

Atilla Çilingir doğru söylüyor. Doğruları söylüyor.

Kıbrıs’ın geçmişi ve günümüzdeki durumu bilinmeden alınacak her karar, tatbike konulacak her çözüm, Türkiye’nin de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin de, KKTC’de yaşayan Kıbrıs Türklerinin de, ‘Yes Be Annem’ci haytaların da felâketine yol açacaktır.

Atilla Çilingir’in 13,3 X 21,1 santim ölçülerinde 422 sayfalık ‘Kıbrıs’ isimli eseri; iş işten geçtikten sonra ‘Eyvah! Biz ne yaptık?’ diyerek kendilerini sorgulamaya lüzum kalmaksızın mahkûm etmek istemeyenlerin mutlaka okumaları gereken bir kitap.

Kitabın müellifi, Birinci ve İkinci Kıbrıs Barış Harekâtına katılmış, tesis edilmesine mühim payı olan barış günlerinde, yine Kıbrıs’ta ve üst düzeyde vazifeler üstlenmiş bir emekli komutandır. Yazdığı her satır ve kelime, dikkate alınmalıdır. Türkiye’nin, Kıbrıs’ın ve bölgenin geleceği, kitaptan edinilecek bilgilere göre düzenlenmelidir. Aksi takdirde düzenleyiciler, karşılaşılacak felâketlerin altında ezilirler.

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, kısa bir zaman önce; ‘Çözüm olmazsa, Türkiye’ye komşu olurlar.’ Demişti. Bu çok mühim bir sözdür.  Cumhurbaşkanlığı makamında oturan bir şahıs, ‘laf olsun…’ diye konuşmaz. O halde gereğini yapmalıdır.

Hıristiyan batı, Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin ve Rumların bir çatı altında yaşamasını istiyor. Bu isteğin mâkul olduğunu zannedenler ve destekleyenler düşünmeliler: Aynı batı dünyası, Libya’nın, Suriye’nin, Irak’ın bölünmesi için bütün güçleriyle çalışırken, bir punduna getirebildikleri takdirde Türkiye’nin de bölünmesini hayal ederken… Kıbrıs’ı birleştirmek için neden çaba sarf ediyorlar?

Bu gayretkeşliklere destek verenler hiç düşünmezler mi? Kıbrıs’ta, 16 Ağustos 1960 târihinde ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ kuruldu. Yönetim, Kıbrıs Anayasası’nda belirtilen şekilde Rum ve Türk cemâati arasında paylaşılıyordu. Cumhuriyetin, ‘Kıbrıs Milleti’ olarak isimlendirilebilecek bir tab’ası yoktu. Bu devlet, hangi sebeple sona erdirildi?

Cevap: Rumlar Kıbrıs Ada’sını Yunanistan’a bağlamak, Türkleri katliam yaparak, göçe zorlayarak Ada’dan uzaklaştırmak istediler. Türkiye, Londra ve Zürih’te imzalanan milletlerarası anlaşma hükümlerine dayanarak müdâhale etti ve Kıbrıs Türkleri, Rauf Denktaş liderliğinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurdu.

Rumlar bu düşüncelerinden vazgeçtiler mi?

Bu soruya kim ‘Evet vazgeçtiler’ diye cevap verebilir?

*   *   *

Atilla Çilingir’in kitabı, 2002-2016 yılları arasındaki hâdiseleri mercek altına alıyor, yaşananları; hâdiselere, hakîkatlere dayanarak yorumluyor. Kıbrıs’ın 2002 öncesi, daha önce telif etiği kitaplardadır.

Önsözünü, Önce Vatan Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Abdullah Akosman’ın yazdığı ‘KIBRIS-Yes Be Annem’ 12 bölümden meydana geliyor. Bölüm başlıkları, yazarının meseleye vukufiyetini açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor:

01-20001i yıllarda süper güçlerin Türkiye ve Kıbrıs Ada’sının bulunduğu coğrafyaya etkisi; bölgemizdeki hedefleri, uyguladıkları politikalar ve Ada üzerindeki stratejik menfaatlerimiz.

02-Türkiye'de Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP'nin) iktidara gelmesiyle birlikte başlayan AB süreci, bu sürecin Kıbrıs Millî Dâvâmıza yansımaları.

03-KKTC'de 'Millî Güçlere' alternatif yeni bir zihniyetin 2002 yılı sonrasında güçlenerek ortaya çıkması, bu zihniyeti temsil eden 'CTP ve Birleşik Güçlerin' 14 Aralık 2003 tarihinde iktidara gelinceye kadar yaşanan olaylar.

04-24 Nisan 2004'te yapılan Annan Planı Referandumu öncesi ve sonrasında adada yaşananların analizi.

05-Kıbrıs Millî Dâvâmızın lideri; KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'ın 2005 yılında aktif siyasetten çekilmesi ve sonrasında yaşananlar.

06-Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın Eylül 2008'de Kıbrıs'ta Başlayan Müzâkereler Süreci ve Güncel Durumu ile Kıbrıs'ta Çözüme Yönelik Öneriler.

07-KKTC'de yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimiyle Göreve Gelen 4'ncü Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı ile Başlayan Süreçte Adada Yaşananlar.

08-Tarafların AB-Türkiye ilişkileri çerçevesinde Kıbrıs Konusuna Bakışı.

09-Türkiye'nin 20 Temmuz 1974 tarihinde 1959-1960 Londra ve Zürih Antlaşmaları çerçevesinde Kıbrıs'a yapmış olduğu müdâhalenin hukukî ve târihî delilleri.

10-Rum Tarafının Adada Öngördüğü Çözüm İçeriği.

11-KKTC Devleti’nin kuruluş bildirgesine imza atan Sayın Denktaş'ın; 15 Kasım 1994'te, devletinin On birinci kuruluş yıldönümünde yapmış olduğu o önemli açıklamaların ana başlıkları ve içeriği.

12-Kıbrıs Konusuyla İlgili Haklılığımızın Dünya Kamuoyuna Etkin Bir Şekilde Anlatılması İçin Görüş ve Önerilerim...

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:                                                                                                                                                  Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr  www.bilgeoguz.com.tr 

 

ATİLLA ÇİLİNGİR:

12 yaşındayken Selimiye Askerî Orta Okulunda başladığı askerlik mesleği sırasında Teğmen rütbesiyle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na katıldı. Gazi unvanı ile taltif edildi. 1985 – 1987 yıllarında tekrar Kıbrıs’ta görevlendirildi. Güneydoğu Anadolu’da terörle mücâdele etti.  Yarbay rütbesinde iken çocuklarının tahsili sebebiyle ve kendi isteğiyle emekli oldu. 25 yıldan beri Türkiye Sigorta Sektöründe yönetici olarak çalışmaktadır. Evli ve 2 çocuk babasıdır.

Yayınlanmış eserleri:

Yayınlanmış Eserleri:

*Kırılmadık Ne Kaldı? *10’ların İzleriyle Türkiye, *Sigortalı Hayatın Gerçekleri, *Tarihten Gelen Çığlık, *Andımız Olsun ki O Topraklar Bizim, *Elveda Kıbrıs, *Unutanlar-Unutturulanlar-Hatırlayamadıklarımız, *Girne’den Doğan Güneş, *Özgürlük Nefesi.

 

KUŞBAKIŞI:

Kiliseden Müzeye AYASOFYA CAMİİ:

Ayasofya'ya her gün artan bir ilgi var. Bu ilgi sadece iki dinin mensupları tarafından değil, her kesim tarafından gösterilmektedir. Dünya kültür mirasına aday gösterilen bu muhteşem eser, hem Hıristiyanların hem de Müslümanların önemli mabedleri arasında yer almaktadır. Dokuz yüz küsur yıl Hıristiyanların kilisesi, beş yüz yıla yakın da Müslümanların camisi olan Ayasofya, bugün müzedir.

Ayasofya Hıristiyanlar için Bizans'ın geride bıraktığı bir hâtıra, en büyük ve mukaddes mâbedlerden biridir. Ayasofya, Roma'da San Pietro, Londra'da St. Paul ve Milano'da Santa Maria kiliseleri yapılıncaya kadar dünyanın en büyük kilisesi idi.

Müslümanlar için, fethin ve istiklalin sembolü, Fâtih'in geride bıraktığı büyük hâtıra ve beş yüz yıl boyunca huşu ve haşyet içinde Allah'a secdeye varılan bir mâbed, ilim ve irfan merkezi bir külliyedir.

Ayasofya, Bizans kadar Osmanlıdan da büyük izler taşır. Zira Fâtih Sultan Mehmed Han, İstanbul'u fethettiği zaman yıkılmaya yüz tutan bir Ayasofya ile karşılaşır. Fatihle başlayan Ayasofya üzerindeki imar faaliyetleri son Osmanlı padişahına kadar devam ederek bu günlere gelmesi sağlanır. Ayasofya, Bizans'tan devralındığı gibi sâde tek bir yapı ile sınırlı kalmamış, bir külliye haline getirilmiştir.

Ayasofya'nın günümüze en iyi biçimde gelebilmesinin başlıca sebebi, yüzyıllar boyunca yapılan ve onu yaşatmak maksadına yönelik onarımlar olmuştur. Gerçek şu ki, Ayasofya, Osmanlılar sâyesinde varlığını bugüne kadar devam ettirebilmiştir. Süheyl Ünver pek haklı olarak şöyle der: ‘Türk, geçmiş asırlarda tahripkâr değildi. Bizans'ın bir taşına bile dokunmamışlar, bilakis imar etmişlerdir. Birkaç garazkârımız müstesna herkes bunun böyle olduğunu bilir. Bunları imar, yıkmak değildi. İstanbul'a Türk'ten başka bir millet sâhib olsaydı, acaba bugünkü kadar Bizans eseri kalabilir mi idi? İstanbul'da bir Türk eserini, bunlardan herhangi birini ortaya çıkaracağım diye yıkanlar, hiç olmazsa kendinden utanmalıdır.’

Ayasofya Türklerin eline geçtikten sonra birçok tâmir görmüş, çeşitli desteklerle takviye edilmiştir. Bu tâmir ve takviyelerle bugüne kadar ayakta kalması sağlanan Ayasofya'ya yapılan çeşitli ilaveler, binaya bir Türk sanat eseri hüviyetini kazandırmıştır.

Kitabın 2 ayrı baskısı vardır. Büyük boy: 1,5 X 26 santim ölçülerinde, renkli resimli, kuşe kâğıda basılı kitap 528 sayfadır. 

OSMANLI ARAŞTIRMALARI VAKFI (OSAV): Zeynep Sultan Camii Sokağı Nu: 29 Gülhâne, Fatih, 34410 İstanbul. Telefon :0.212 513 40 33  Belgegeçer: 0.212 511 34 78  www.osmanli.org.tr  e-posta: osav@osmanli.org.tr 

 

ŞAHMERAN EFSANENİN ADI:

Hatice Üzgül’ün romanı 12,5 X 19,5 santim ölçülerinde 176 sayfadır.                                         

Hikâye, dostluğun ve husumetin, ihânetin ve pişmanlığın, bilgeliğin ve büyücülüğün çarpıştığı bir dünyada geçmektedir.

Bu kitap, Şahmeran’ın şimdiye kadar hiç anlatılmamış kimliğini ortaya çıkarıyor. Efsaneyi gerçeklerle harmanlıyor. Hikâye içinde hikâyeler var. Âdem’in yaradılışından Kâbil’in Hâbil’i neden öldürdüğü hikâyesine, Nuh Tufanından kara bir gülün ağlayışına kadar.

Anlatılanlar hem tanıdık geliyor hem de sevmeyi ve sevilmeyi yeniden öğretiyor.

PORTAKAL KİTAP: 

Ziya Gökalp Mahallesi, Süleyman Demirel Bulvarı, Cumhuriyet Caddesi Nu: 42

İş Modern Ticâret Merkezi 1. Etap E-H Blok Nu: 63 İkitelli OSB Başakşehir, İstanbul.

Telefon: 0.212-474 46 49 Belgegeçer: 0.212-397 08 79 e-posta: destek@babil.com  // www.babil.com 

 

HÛ DİYEN KARGA:

Psikolog Misli Baydoğan aynı zamanda hikâye ve edebî çalışmaları dergilerde yayınlanan bir yazardır. 12 X 19,6 santim ölçülerinde 174 sayfalık eseri Eylül 2016’da yayınlandı.

Eserinde, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuk neslinin baş döndüren, heyecanlı mâcerâsını, birkaç nesil ömrünce yaşamış bilge bir karakarganın ağzından anlatıyor. Sıkmadan, yormadan…

Kitapta, târihî gerçeklerden ilham alınarak nakledilen ve özlenen bir devri anlatan 18 adet hikâyeleştirilmiş tarihî hâdise var. Bâzılarının başlıkları: *Temir Yaylı Dukak Oğlu Selçuk Beğ, *Cend Diyarında İlk Secde, *Âdil Pâdişah Tuğrul, *Çağrı Beğ’in Seferi, *Anadolu’nun Kapıları Açılıyor, *Romen Diyojen’in Bahtı, *Sultan Alparslan ve Esir İmparator, *Melikşah’ın Kılıcı, *Süleyman Şah Sonrası, *Topraktan Gelen Toprağa Döner.

Misli Baydoğan, târihî hakîkatleri hiç sulandırmadan, renklendirmeden Evliya Çelebi’yi hatırlatan tatlı ve akıcı bir üslûpla hikâyeleştiriyor. Târihimizi sevdirerek yeniden öğretiyor.

İlk hikâyeden bir bölüm:

Ete kemiğe büründüm, karga diye göründüm. Kutlu Selçuk neslinin kervanından seyrettim. Hû!

Ben kuşun sözlerine kulak verecek olursanız, yanaşıverin şöyle tüneğimin kıyısına. Kuş aklımı hor görmeyin. Dilimi inkâr etmeyin. Beni yaratan da sizinkiyle aynı değil midir ve o Yaradan Hazreti Süleyman’ı sırlarımı çözsün, önünüze sersin diye size de yalavaç dîye indirmemiş midir? İnsan olmaklığın şerefi sizde kalsın lâkin büyüklenmenizi sıyırıp toprağın üzerine bırakın. Kanatlarımın gölgesi Cend’den, Horasan’dan, Nişabur’dan, Merv’den ve Belh’ten ve dahi Bağdat’tan, Larende’den ve Alaiye’den süzülmüştür benim. Kara tüylerim Miryakefalon’un, Malazgirt’in, Malatya ve Tokat’ın tozuna, Sinop’un tuzuna bulanmıştır. Sir Derya'nın, Amu Derya’nın, Fırat ve Dicle’ninki kadar Hazar’ın ve Karadeniz’e kavuşan suların da tadını bilirim. Ala Dağlar’ın rüzgârında ve Toroslar’ın eteklerinde de kanat çırptım; Talas’ın düzünde ve Nemrut’un ulularında da... Türkmen obalarının yurt edinip il kurduğu topraklarda diktiği söğüt ve çınarların dallarında nice yuvalar kurdum, nice yuvalar bozdum.

Ben bir garip kuş, hiç incinmedim Türk’ün, Türkmen’in türesinde. Şimdi bir masal bari olsun anlatmak, görmediğinizi ve bilmediğinizi sandığınız zamanların üzerindeki atlas örtüyü sizin için azıcık kaldırmak, şu bir sıkımlık cana tutunan aciz boynumun borcudur. Bu tünek de benim ömrümün sonlanacağı kutlu yurdumdur. Yurdunuz, devletiniz payidar ola. Ulular, veliullahlar, evliyauilahlar, erenler! Hû!

Ve… Bilge Karakarganın, söyleyeceklerini bitirirken son sözleri:

Sözlerimi; sürç-i lisan ettimse, bendeniz kuzgunî kargayı affetmenizi temenni ederek bitiriyorum. Biliniz ki bu dünyadan bir Selçuk soyu geçti. Bir de onları Yaradan’a meftun bir âciz kara tüylü kuş. Bizleri unutmayınız. Güçlü bir devlet geleneği, şerefli bir ad, dünyaya örnek bir medeniyeti miras bırakan soyunuzu dua ile anınız. Sizlere bu güzel mirasın koynunda bahşedilen en kıymatlı mücevherden daha kıymetli Anadolu denen diyara sâhip çıkınız. Soyunuza, ülkenize, sancağınıza halel getirmeyiniz. Peygamberler, nebiler veliyullahlar aşkına … Hû!

ÖTÜKEN NEŞRİYAT: 

İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr  e-posta: otuken@otuken.com.tr 

  DERKENAR:

Gazetemizin değerli yazarlarından Kıbrıs Gazisi, Emekli Yarbay Atilla Çilingir, KİTÂBİYAT 219 sayfasında, Merhum Dr. Fâzıl Küçük ile alakalı bilgilerin noksan olduğunu, kadirşinaslık gereği, tam bilgilendirme maksadıyla aşağıdaki açıklamayı göndermiştir. Hassasiyeti, alakası ve zahmetleri dolayısıyla kendisine teşekkür ediyorum.

Rumların 50'li yılların başından itibâren Kıbrıs Adası’nda ENOSİS'İ hedefleyen terör faaliyetleri, Başpiskopos Makarios'un kurmuş olduğu E.O.K.A çeteleri tarafından Kıbrıs Türk'üne yönelik tedhiş hareketlerini giderek arttırmış; ‘Kantonal Sistemde’ dağınık bir şekilde yaşayan Kıbrıs Türk'leri can ve mal emniyeti yönünden büyük sıkıntılar yaşamaya başlamıştı. Bu dönemde rahmetli Dr. Fâzıl Küçük, Rahmetli Denktaş ve birkaç arkadaşı tarafından kurulmuş olan ‘Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği’,  ‘Kara Çete’ gibi birkaç direniş örgütü; yetersiz kalıp başarısızlığa uğradığı için ‘Volkan’  adında daha güçlü bir yer altı direniş grubu kuruldu.

Bu grup; günümüzde TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) olarak bilinen kuruluşun yapılanmasında önemli bir rol oynamıştır.

T.M.T; 23 Kasım 1957 akşamı, Lefkoşa varoşlarındaki Eğlence Köyünde (Şu anda GKRY bölgesidir…) Türkiye Kıbrıs Büyükelçiliği görevlisi Mustafa Kemal Tanrısevdi'nin evinde, Rauf Denktaş, Burhan Nalbantoğlu ve Mustafa Kemal Tanrısevdi tarafından kuruldu. Lefkoşa Türk Lisesi tarafından basılıp 26 Kasım 1957 günü örgüt, tüm Kıbrıslı Türk direnişçilerini TMT çatısı altında toplanmaya çağıran ilk bildirisini yayınladı. Ancak Türkiye tarafından desteklenmeyen bir mücâdelenin başarıya ulaşmayacağının düşünülmesi sebebiyle, bu dönemde herhangi bir yapılanmaya gidilmediği gibi herhangi bir lider de belirlenmedi. 9 ay sonra 1 Ağustos 1958 târihinde Türkiye'deki Menderes Hükümetinin de izniyle Türk Mukavemet Teşkilatı resmen kuruldu. (kurucu üye sayısı 7 kişidir. Bk. O dönemde T.M.T'nin kuruluş şemasını hazırlayan Alb. İsmail Tansu'nun '’Aslında Kimse Uyumuyordu’ isimli, kitabı.)  T.M.T'nin ilk komutanı Yb. Rıza Vuruşkan olup, (Kod adı: Ali Conan İş bankası müfettişi olarak adaya ayak basmıştır.) bu teşkilat Genelkurmay Seferberlik Daire Başkanı Kore Gazisi Tümgeneral Daniş Karabelen'e bağlıydı.

KISA KISA… KISA KISA…

1-RESİMLİ İSTANBUL: Orhan Pamuk / Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık.

2- TÜRK İNSAN MÜHENDİSLİĞİ: Dr. Tahir Tamer Kumkale. Pegasus Yayınları.

3- SOVYET SONRASI ORTA ASYA: Doç. Dr. Güngör Turan. Tasam Yayınları.

4- MİLLİYETÇİLİĞİMİZİN TEMEL FİKİRLERİ: Câhit Okurer. Dergâh Yayınları.

5-MÜCELLA: Nazan Bekiroğlu / Timaş Yayınları  

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
La Casa de Papel'in dönüş tarihi açıklandı
La Casa de Papel'in dönüş tarihi açıklandı
Çağının Yenisi: Avni Lifij
Çağının Yenisi: Avni Lifij