Oğuz Çetinoğlu yazdı
Bir insanın adındaki ‘Engin’lik hâtıralarına zenginlik olarak yansımışsa, Köklü bir kültür çınarı ise… yazdıkları zevkle okunur.
Okunur da… gerek yazdığı kitap gerekse kendisi hakkında değerlendirme yapılırken görülür ki; kendisini tanıyan üstatlar, mısra-ı berceste kabilinden satırlarla öyle mükemmel sözler söylemişler ki, sonradan ne yazılsa, güneşin yanında ay ışığı gibi kalır.
Ustası ve hocası Bedii Faik yazıyor:
Tepeden tırnağa, fağfur kâse, kristal sürahi, cam bardak, porselen biblo, toprak testi... Hâsılı malın her türlüsüyle dolu bir züccaciye mağazası düşününüz. Ve bir de adam! Ama hayır, sipsivri bir adam değil, güç zaptolur yağız bir at üstünde, kâh sağa yan verip sağrı savurtarak, kâh sola diz deydirip nal ışıldatarak, o züccaciye dükkânına dalmış bir adam!
Engin Köklüçınar, son çıkan her iki kitabında da işte budur!..
Onun atıyla daldığı sırçalar, porselenler, fağfurlar, camlar, seramikler, çamurlar, hamurlar arasında okur olarak heyecan duymamak ne kadar mkânsız ise; gülmekle hüzünlenmek, kızmakla rahatlamak arasında, bir duygudan ötekine atlıya sıçraya, saatin nasıl geçtiğini anlamak da o ölçüde nkânsızdır!
Bir bakarsınız, Engin atını mahmuzlamış ‘Eyvah gitti fağfur kâse ’ derken... Hayır... Hemen farkedersiniz ki, giden toprak testidir! Bir bakarsınız, atın sağrısı sıram sıram dizili kristallerin ışıldadığı rafa vurdu vuracak... Fakat hayır... Deymemiştir bile ve gitmiş gitmiş ya o kristaller arasında şişinip duran bir âdi cam sürahiyi tuzla buz etmiş yahut da bir Etrüsk vazosuna, sanki onlardan biriymiş gibi, yaslanan çirkin bir plâstiği yere sermiştir!
Hiç şüphe yok büyük hünerdir bu! Kalemini bir küheylan gibi kullanarak, neyi kırıp neyi dökeceğine, nerede durup nerede koşacağına emin olmadan ve böyle bir zorluğun üstesinden geleceği güvenini taşımadan, değil at, sümüklü böcek sırtında dahi züccaciye dükkânına girilemez elbet!..
Engin'i, onu hep sevmiş ve ilgiyle izlemiş bir ağabeyin muhabbeti içinde kucaklıyorum.
Hiç şüphesiz, aynı züccaciye dükkânının tozlu bir rafında, o atın rüzgârını duyan pek eskimiş bir vazo olan ben, raf komşularımın hallerini ürpererek hep hatırlayacağım!
Köklüçınar, ‘Neler Gördük Biz?’ isimli kitabında yalnızca hâtıralarını mı anlatıyor? Bab-ı Âli’nin ustalarını mı yâd ediyor?
Ana konu bunlar olmakla birlikte, satır aralarında mesleğe yeni intisap etmiş gençlere, nasıl gazeteci olacaklarını anlatıyor. Meslekte zirveye çıkılacak yolları târif ediyor. Böylece; bir taraftan Bâb-ı Âli’yi tanıtırken diğer taraftan câmianın, kendi dönemindeki yüksek seviyesine yeniden yükselmesi için yapılması gerekenlerin ipuçlarını veriyor.
13,5 X 21 santim ölçülerinde 376 sayfalık kitapta; basın dünyamızdan, kültür hayatımızdan, seçilmiş ve tâyin edilmiş devlet adamlarımıza, sahne ve perde yıldızlarından işadamlarına kadar, şöhretli, isimsiz, isimleri unutulmuş veya gönüllerin mûtenâ köşelerinde yer etmiş binlerce kişi var. Hepsinin ismi, ‘Kitapta adı geçenler’ başlığı altında 7 sayfa hâlinde verilmiş. Son bölümde, 40 sayfa hâlinde parlak kuşe kâğıda renkli olarak basılmış fotoğraflar kitaba zenginlik kazandırıyor.
Günümüzde maalesef, ‘kültürlü insan’ addedilmek için; kimin kiminle seviyeli (?!) birliktelikler yaşadığı, ‘doksan – altmış doksan kültürü noksan’ artistlerin hangi dizide hangi karakteri canlandırdığına dâir bilgi kırıntılarına sâhip olmanın yeterli olduğu zannediliyor.
Köklüçınar; daracık, küçücük dünyalarının bu çevreden ibâret olduğunu zanneden fakir-fukara takımını engin ve zengin bir dünyanın varlığından haberdar ediyor. Okuyucuyu, dostluğun ne olduğuna, yardımlaşmanın erdemine, şakalaşmanın seviyesine, büyüklere saygının, küçüklere sevginin insanı nasıl yücelttiğine dair örneklerle tanıştırılıyor. Bunları yaparken, doğru bildiklerinden değil, bildiği-inandığı doğrulardan destek alıyor.
Eserde çok sayıda ibretlik hâdiselere de yer veriliyor. 70. sayfada yer alan konuşmanın özeti:
Köklüçınar, öğretim görevlisi olduğu yüksek okulda öğrencilerine soruyor:
-Çocuklar içinizde ‘Çankaya’yı okuyan var mı?’
1 – 2 dakikalık sessizlikten sonra, cevap yerine bir soru:
-Hocam, Çankaya Ankara’da bir semt değil mi?
Hoca, bu soruya cevap vermez, başka bir soru sorar:
-İçinizde Falih Rıfkı Atay’ı bilen var mı?
Yine sessizlik ve kahredici cevap:
-Şair, Hocam!
Aynı öğrenciler, Cumhuriyet tarihimizde kaç cumhurbaşkanımız olduğu sorusuna; 3 – 10 – 15 şeklinde cevaplar veriyorlar.
Yine aynı öğrenciler, adını verdikleri bir televizyon programına katılabilmek için hocalarından aracı olmasını ısrarla istiyorlar.
72. sayfada bir tespit var ki Filipinlerde yetişen ve ‘dünyanın en acı biberi’ olarak tescil edilen ‘Maruga Akrebi’ isimli bitkiden daha acı bir gerçek:
‘İletişim kanalları topluma devamlı olarak magazin pompalıyor.’
Ve pompalama ameliyesinin neticesi:
‘Dünyaca tanınmış bir ilim adamının İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki konferansına 4 öğrenci, aynı gün, aynı binanın başka bir salonundaki Hülya Avşar’ın sohbetine 600 öğrenci katılıyor.’
Ve bu olay üzerine bir belediye başkanının feryadı:
‘Bu sağlıksız ortamda kimsenin sağlıklı mesajlar verme imkânı yoktur. Siz istediğiniz kadar doğru ve güzel şeyler söylemeye çalışın. Bir popüler figür ortaya çıkıyor, sizin sesinizi bastırıyor. Bu gerçeğe isyan ediyorum. Sizlerden bu çarpıklığı gidermeniz için çalışmanızı istiyorum.’
* * * Kendini geliştirmek, alanının en iyisi olmak isteyen gençler! Binlerce sayfalık kitaplardan öğrenemediğiniz bilgileri, Engin Köklüçınar’ın yazdığı 3- 5 sayfadan edinebilirsiniz. Üstelik güle-eğlene…. kitapta göz yaşartıcı bomba niteliğindeki bölümler ile kahkahadan kırılacağınız hikâyeler yan yana…
Köklüçınar, yalnız şamatanın, gırgırın adamı değil. Millî meseleler söz konusu olunca, birden ciddileşiveriyor. Özetle yazdığı eser; kahkahadan hıçkırığa her duygunun bütün renklerini, renklerin bütün tonlarını okuyucuya sunuyor.
* * * Kitaptan, ‘tadımlık bir bölüm’ başlığı altında birkaç paragraf almayı düşündüm. Hangisini alsam, diğerlerine haksızlık olacaktı. Vazgeçtim. Şu kadarı belirtilmeli: Yalnızca, 370 ve 371. sayfalardaki dua için ve can-ü gönülden ‘Âmin’ demek için kitabı alıp okumaya değer…
ÇATI KİTAPLARI: Osmanağa Mahallesi, Söğütlüçeşme Caddesi, Çuhadarağa Sokağı Nu: 19 Bayraktar Apartmanı Kat: 2 Kadıköy, İstanbul. Telefon: 0.216-550 60 44 Belgegeçer: 0.216-550 60 45 e-posta: [email protected] www.catikitapleri.com
ENGİN KÖKLÜÇINAR:
1943 yılında İstanbul'da doğdu. Gazetecilik Yüksek Okulu mezunudur. Mesleğe, 1962 yılında Vatan Gazetesi'nde başladı. Daha sonra çeşitli gazetelerde muhabirlik, sayfa sekreterliği, yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yönetmenliği ve imtiyaz sahipliği yaptı.
25 yaşında sarı basın kartı sahibi, 26 yaşında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi oldu ve 45 yaşında da Sürekli Basın Kartı taşımaya hak kazandı.
KKTC vatandaşı da olan Köklüçınar, Nejat Konuk'un Başbakanlığı, Derviş Eroğlu’nun Başbakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı ve Rauf Denktaş'ın Cumhurbaşkanlığı döneminde iki ülke arasında medya işbirliğini geliştiren çalışmalar yaptı.
Yenigün adlı günlük yerel gazetenin yayımcılığının yanı sıra, radyo programları, kamu ve özel kurumlarda konferanslar ve okullarda dersler veren Köklüçlnar'ın yayınlanmış 5 kitabı vardır. Şimdilerde ‘Sizin İçin Biriktirdiklerim’ adlı kitabın çalışmalarını yapıyor.
İstanbul Gazeteciler Derneğinin kuruluşuna katıldı ve demeğin ilk Genel Sekreteri olarak görev yaptı. 2003 yılında da İstanbul Gazeteciler Derneği Başkanlığına seçildi. 5 dönemdir Başkanlık görevine devam ediyor.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Gazeteciler Dayanışma Vakfı Sekreteri, Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi, Marmara Grubu Vakfı Genel Başkan Yardımcısı ve Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Şeref Üyesi olan Köklüçınar, bir kız, bir erkek 2 evlat ve 4 torun sahibidir.




















