Röportaj: Oğuz ÇetinoğluOğuz Çetinoğlu: Hüseyin Bey sizinle, tasavvuf musikimizin zirvedeki ismi, merhum Ahmet Hatipoğlu hakkında konuşmak istiyorum. Uygun görürseniz, tasavvuf mûsikîsi nedir, oradan başlayalım…Hüseyin İpek: Öncelikle hocam Ahmet Hatipoğlu’na Allah (cc)’tan rahmet diliyorum… Nur içinde yatsın. Size de ayrıca teşekkür ediyorum ki hocamla alakalı röportaj yaptığınız için...
Tasavvuf; bir arınma disiplinidir. Allahtan uzaklaştıran her şeyden sakınarak ‘
takvâ’ya
(1) erebilme yoludur. Tasavvuf Mûsikîsi: İslam dini çerçevesi içinde kurulmuş olan birçok tarikatta, ayakta veya oturarak okunan zikir
(2) için bestelenen eserleri kapsar. Âyinlerde zikir için okunmak üzere; ağır ve yürük usullerle ve değişik biçimlerde bestelenmiş eserlerdir.Ecdadımız mûsikîmizi birkaç bölüme ayırmıştır. Bir tasnife göre dinî ve ladinî sözlü eserler, bir de saz musikisi; peşrev, saz semaisi, longa, sirto, oyun havaları vs.
Ladinî yâni din dışı eserler; hayatın içinden, hayatı konu alan, sosyal hayatla bağlantılı güftelerin bestelenmesi suretiyle meydana getirilir. Tasavvuf mûsikîsi, tamamen dinî muhtevâlıdır. Hazreti Peygamber (sav) Efendimiz için yazılan, Allah’ın yüceliğini ifâde eden güftelerin büyük ve küçük usullerle bestelenmesi suretiyle meydana getirilen musikî biçimidir. İlahi, na’t, salât, tekbir, tilavet, mevlid, münaca’t, miraciye, temcid, Mevlevi âyinleri, gibi formlarda bestelenen eserlerdir. Bazı formlar irticalen okunur. Ahmet Hatipoğlu hocamız gerek kendisi gerekse diğer sanatkârlar tarafından bestelenmiş eserleri aslına uygun bir şekilde düzenleyip bir bütün hâline getirir koro ve solo şeklinde, orkestra ile birlikte icra ederdi…
Çetinoğlu: Ahmet Hatipoğlu’dan önce de Türkiye radyolarında Tasavvuf Mûsikîsi Korosu var mıydı? İpek: Hatipoğlu hocamızdan önce Türkiye radyolarında tasavvuf musikisi korosu yoktu. TRT Ankara Radyosunda ilk tasavvuf mûsikîsi korosunu 1978 yılında Ahmet Hatipoğlu Hocamız kurmuştur. Köklü bir medeniyetin evlatlarıyız. 16 tane devlet kurmuş bir millet olarak bu devletlerin sonuncusu olan Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve sonrasında Osmanlı Cihan Devleti gibi nerdeyse dünyanın yarısını toprakları içinde barındırmış bir muhteşem devlet, geniş coğrafyaya yayılmış bir İslam medeniyetinin tezâhürü olarak edebiyatı ve musikisi en üstte olduğu dönemini yaşamıştır. Bu sebledir ki Hz. Peygamberimizle başlayan Hz. Ebu Bekir, Hz Ali efendimizle birlikte sufi geleneği başlamış, Hz. Ebabekir’den Nakşi tarikatı Şahı Nakşibendi Bahaeddin, Hz. Ali Efendimiz’den Kadiri (Abdulkadir Geylanî) Rufai (Ahmed-er Rufai) Mevlevlik, Bektaşilik, Cerrahilik, Bayramilik, Celvetilik ve hak olan 12 tarikatle bu güne gelmiştir.Osmanlıda 1415’te İkinci Murat Han Döneminde Enderun mekteplerinin temeli atılmış, oğlu Fatih Sultan Mehmet Han ile kuruluşu tamamlanmıştır. Büyük devletlerin kendilerine göre büyük ordusu olur. Bu ordunun mehteranları vardı. Bu mehter Takımlarının her birisi 13 kişiden oluşur. Osmanlı seferlere 90 kat mehterle gidermiş. Mûsikîmizde koro düzeni hem mehter musikimizde hem cami musikimizde hem de tekke musikimizde var. Enderun da bu işin zirvesidir.
Çetinoğlu: Tasavvuf musikisi sadece sözlü mü oluyor? Sözsüz olarak bir müzik âleti ile icra edilebilen dinî eserler var mı?İpek: Tasavvuf mûsikîsi sözlüdür. Fakat sözsüz olarak müzik âletleriyle de icra edilebilir. Âyin-i şeriflerin sonunda icra edilen yürük semailer sözsüzdür.
Çetinoğlu: Tasavvuf mûsikîsi tarihinin eskilerine inersek nereye ulaşırız? İpek: Tasavvuf musikisi tasavvuf ilminin çıkışı ile başlamıştır. Türklerin İslam’ı kabulü ile 1093-1116 yılları arasında yaşayan Mutasavvıf Seyit Ahmet Yesevi’nin başlatmış olduğu Türklerin Anadolu’yu İslamlaştırma mücâdelesi ile de bağlantılıdır. İslam inanç sisteminin bir alt şubesi olan tasavvuf kültürünün gelişmesi ile olgunlaşmıştır. Tasavvuf mûsikîsi de bu inanç sistemi doğrultusunda gelişmiş neşvünema bulmuştur.Nasıl din olgusu tarihi boyunca insan için vaz geçilmez bir unsur ise, din için tasavvuf ve ruhî hayat ta öyledir. Büyük mutasavvıf Muhyiddin Arabî’ye göre Allah ruhlar âlemini yaratıp dünyaya göndermeden önce sorar: ‘
Ben sizin rabbiniz değil miyim?’ Ruhlar cevaben: ‘
Evet sen bizim Rabbimizsin.’ Derler. Cenabı Hak nidasını muhteşem bir sesle yapmıştır, dünyadaki bütün sanatkârlar, müzisyenler ve insanlar bezm-i elest’te
(2) yapılan o nidayı ararlar. Bezm-i Eles’te bu hâdise, insana fıtrî olarak yansımıştır. Allah da yaratmış olduğu insanları ve canlıları kendi sıfatları ile donatmıştır. ‘
Her güzellik ustasını gösterir’ kabilinden işte şu an dünyadaki varlık sebebimiz o muhteşem sanatın farkında olup o farkındalıkları ortaya çıkarmaktır. Yaradılış gayemizin estetiğin, intizamın, insicamını gelecek nesillere aktarma işi âlim mütefekkir, mutasavvıf, seyr-i sülûkunu
(3) tamamlamış insanlarla irşad vazifesini görerek Allah’ı Peygamberi ve O’na giden bu kutlu yolda şeytanî ve nefsî kötülüklerle nasıl savaşacağımızı Allah ve Peygamberimizi incitmeden nasıl rol model insanlar olabileceğimizi bizlere bir takım metotlarla öğretirler. İşte bu muhteşem medeniyetin, edebî, mimarî sanatlarının yanı sıra mûsikî sanatı da başköşedeki yerini almıştır. Yani tasavvuf musikisi ilk âyet ‘ikra’ ile başlayıp bu günlere kadar gelen bir süreçtir. Türklerin İslam’ı kabulü ile devam edegelen bir silsile ile büyük mutasavvıf Seyit Ahmet Yesevi tasavvuf büyüklerimizden olan insanları, İslam ve tasavvuf ilmi ile donattıktan sonra irşad için dünyanın her tarafına yaymış ve değişik ekoller meydana gelmiş, bu hayat biçiminin bir de musikisi olmuştur.
Çetinoğlu: Mâdem ki tasavvuf mûsikîsini konuşuyoruz, bilgi sâhibi olmak isteyen okuyucularım için sorayım: Tasavvuf mûsikîsi hangi tarihlerde kimler tarafından kültürümüze kazandırıldı.İpek: Türklere ait mûsikî tarihi eserlerinde; tasavvuf musîkîsine, Sultan İkinci Murat Han’a kadar rastlayamıyoruz. Bilinen, ilk bestelenen üç ayin sırası ile Pençgâh, Dügâh ve Hüseynî makamlarından olup bunların bestekârları bilinmemektedir. Bu üç ayine ‘
Beste-i kadîm’ denilir. Bestekârı bilinen ilk âyin, 1684 yılında vefat eden Derviş Mustafa Efendi’nin Beyatî makamındaki, ikinci âyin ise 1640-1712 yılları arasında yaşayan Buhûrizâde Mustafa Itrî Efendi’nin Segâh makamındaki âyinleridir.Mevlevî âyini bestekârı olarak sonraki yıllarda yaşayan Nâyi Osman Dede’yi, Seyid Ahmed Ağa’yı, Derviş İsmail Efendi’yi, Hammamîzâde İsmail Dede Efendiyi, Zekâi Dede’yi anmamız gerekir. Mevlevi âyini bestekarlığı, Osmanlı’da ve Cumhuriyet döneminde bestekârlığın zirvesi sayılmıştır. Çünkü hepsi de büyük usullerle bestelenme özelliğine sâhiptir. Cumhuriyet dönemindeki bestekârlarımız tarafından da Mevlevi âyini bestelenmiştir. Çünkü bu bir bestekârlık prestijidir.
Çetinoğlu: Bu âyinler nerede icrâ ediliyordu?İpek: Mevlevihanelerde icra ediliyordu. Bu Mevlevihanelerin ismini açıklamak gerekirse: Konya, İstanbul’da Galata ve Yeni Kapı, Gelibolu, Tokat, Halep, Bursa’da Karabaşi, Manisa Mevlevihâneleri gibi Mevlevilik tarikatının vücut bulduğu yerler söylenebilir. Bu ayin-i şeriflerle sema törenleri yapılıyor.
Çetinoğlu: Semâ törenlerinde icra edilen besteler, günümüzde ‘doğaçlama’ dedikleri, eskilerin tâbiriyle ‘irticâlen’ mi üretiliyordu?İpek: Beste doğaçlama (iriticalen) yapılır. Fakat bir usul içerisinde beste teknik kurallarına dikkat etmek gerekir Doğaçlama ve kurallar manzumesi besteyi ortaya çıkarır. Şu hususu da belirtmek lazım: Doğaçlama (irticalen) anında belirli makam seyri içerisinde perdelerin (notaların) birbirleri arasındaki ilişki dikkate alınarak, bağlantı sağlanıp gerektiğinde değişik makamlara geçkiler yapılıp, kullanılan makamın seyir özelliklerine dikkat edilerek karar kılınır. Bu sanata; ‘
meyan gibi asma kalış perdeleri ile geçkiler yapılıp aynı makamda karar kılma sanatı’ denilir. Zaman zaman bir makamdan başlayıp seyir özelliği içinde başka bir makama da geçki yapılır. Bu gazeller için kasideler için mevlit ve daha pek çok formlar için geçerli bir durumdur. Günümüzde de taksimler saz sanatkârı tarafından (doğaçlama) irticalen yapılır. Ezanlar, salalar, gazeller, kasideler, mevlitler hâlâ irticalen icra edilir.
Çetinoğlu: Mevzumuzun biraz dışında fakat yine de sorayım: Türk musikisinde, gerçi o ayrımları birçokları kabul etmiyor, ama bir klasik müzik var, halk müziği var, popüler müzik denilen müzik tarzı var. Tasavvuf musikisi bu dalların her birinde uygulanma imkânı bulabiliyor mu?İpek: Olabilir. Bütün dünyada olduğu gibi, Anadolu'daki tarikatlarda kendilerine has bir mûsikî tarzı geliştirmişlerdir. Bulunduğu yörenin etkisi olmuştur. Bunun en bâriz örneklerinden biri. Elazığ Harput mûsikîsinin özüne baktığınızda tekke tarzını anlayabilirsiniz. Coğrafî durumu, yörenin ekonomisi, bölge insanının sosyal yapısı, psikolojisi mutlaka mûsikîyi, melodik yapıyı etkilemiştir. Bu hal örnek gösterilirse bu gün ekonomik olarak güçlü ülkeler kendi kültürlerini, bir biçimde gelişmekte olan ülkelere kabul ettirme yoluna gidiyorlar. Kütle iletişim araçları bunu kısa sürede sağlıyor. Dolayısı ile şimdilerde pop tarzı şeklinde yeşil pop isminde bir tür çıkmış. Batı müziği enstrümanları kullanarak gençlerin ilgisi doğrultusunda yapılıyor. Bu tür üretimler yapılırken gelenekli müziğimiz ön plana çıkarılması lazım. Halk müziği motifleri kullanılarak ilahiler besteleniyor. Anadolu insanımızdan ilgi görüyor.
Çetinoğlu: Mevlevîlerin semâ törenlerindeki mûsikînin, tasavvufla bağlantılı olduğunda şüphe yok. Peki, Semah törenlerinde icrâ edilen mûsikî de tasavvuf mâsikîsi midir?İpek: Evet. Tasavvuf ilminde Kur-an ve sünnete tamamen riayet gerek. Niyet de çok önemli. Semah da bir zikir söz konusu. Zikrin olduğu yerde tasavvuf zaten vardır. Semâ ile semah arasında kelime yapı itibarıyla benzerlik var; ikisinin icrasında ulaşılmak istenen hedef açısından da beraberlik bulmak söz konusu.
Çetinoğlu: Genel olarak mûsikînin kökenlerine indiğimiz zaman, nereye kadar uzanabiliyoruz?İpek: İlk insanlara kadar uzanılabilir. İnsanın olduğu her yerde mûsikî vardır. İlkel toplumlarda, her inanç sistemi kendi musikisini oluşturmuştur. Hz Peygamberimize ilk âyet geldikten sonra zamanla dinimizin inkişafı ve tâbiîn
(5), tebe-i tâbiîn
(6) ve sonrasında tasavvuf inanç sisteminin gelişip tarikatlerin ortaya çıkmasından başlayıp günümüze kadar gelmiştir.
LÛGATÇE:(1)takva: İman edip emir ve yasaklarına uyarak, Allah’a karşı gelmekten sakınmak, dünya veya âhirette insana zarar verecek, ilahî azaba sebep olabilecek inanç, söz, fiil ve davranışlardan ve her türlü günahtan sakınmak anlamına gelir.
(2)zikir: Allah’ı anmak ve hatırlamak. Allah kelimesini tekrarlamak.
(3)bezm-i elest: ‘Ben sizin Rabb’iniz değimliyim?’ Hitabının yapıldığı ve ruhların da ‘belâ=evet’ diye cevap verdikleri meclis.
(4)seyru sülûk: Hakk’a ermek için bir rehberin öncülüğünde ve denetiminde çıkılan mânevî ve rûhî yolculuk. Seyru sülûk gayesi, Hakk’a ermek isteyen yolcunun şahsî arzu ve isteklerini yok edip kendisini bütünüyle ilâhî irâdenin hâkimiyeti altına sokması, bu suretle diğer insanlara rehberlik yapmasına imkân sağlayan kâmil insan mertebesine yükselmesidir.
(5)tâbiîn: Peygamber Efendimizin devrinde yaşamış, Müslüman olarak Hz. Peygamberi görmüş ve Müslüman olarak ölmüş olan kişilere ‘
Sahâbe’ denilir.Sahâbeden birisiyle kısa veya uzun süreli bir arada bulunup, Müslüman olarak vefat kişilere tâbiîn denilir.
(6)tebe tâbiîn: Tâbiîn olarak adlandırılan kişilerden birini görmüş, onunla kısa veya uzun süreli bir arada bulunup, Müslüman olarak vefat eden kimse.
| AHMET HATİPOĞLU:Sonraki yıllarda ‘İlâhiyatçı Prof. Dr. Mehmet Hatipoğlu ’ olarak tanınan şahsın ikizi olarak 25 Eylül 1933 tarihinde Burdur'da dünyaya geldi. Dedesi Hasan Efendi, Burdur'un Arvallı köyünden gelip Burdur'a yerleşmiştir. Babası, ‘Hatip Hoca ’ nâmıyla tanınan değerli bir din âlimi Mehmet Hatipoğlu’dur. Hatip Hoca, dinî sahada kapasitesi yüksek, konuları fazla ve eksiği olmadan asliyetine uygun hüviyetiyle halka aktarmayı başarmış, ileri görüşlü bir din âlimidir. Bir asır evvel yazmış olduğu bazı eserleri bugün hâlâ canlılığını korumaktadır.Ahmet Hatipoğlu, ilkokul sıralarından itibâren sesinin güzelliğiyle öğretmenlerinin dikkatini çekti. Böylece mûsıkî ile bağları oluştu. 1955 yılında Ankara Radyosu ses sanatkârı imtihanına girdi ve kazanarak kadrolu sanatkâr oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1961'de mezun oldu.Askerlik göreviyle avukatlık stajının bitiminden sonra tekrar Ankara Radyosu'na döndü. İmtihanlarını vererek önce kudüm, sonra da tanbur sanatkârı ve ses yönetmeni (tonmayster) oldu. 1977 yılında Ankara Radyosu Müdürlüğü’nün kurduğu Tasavvuf Mûsikîsi Korosu’nun şefliğini üstlendi. Aynı yıl TRT Müzik Dairesi Uzmanı, 1979 - 1980 tarihleri arasında Ankara Radyosu Türk Sanat Mûsikîsi Şube Müdürü, 1980 yılında yeniden TRT Müzik Dairesi Uzmanı oldu. Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuarında dört sene kadar hocalık yaptı.Ahmet Hatipoğlu'nun en önemli yönü bestekârlığıdır. Şarkı, saz eserleri gibi eserleri vardır. Ancak O’nu ‘Ahmet Hatipoğlu’ yapan, ‘Bu bir Hatipoğlu bestesidir ’ dedirten, O’nun Tasavvuf Mûsikîsi eserleridir. Son dönemlerde kullanılırlığını kaybetmiş veya birçok bestekârın cesâret edemediği büyük usûllü eserler de bestelemiştir ve bu eserler konserlerde icrâ edilip takdir görmüştür. Eserlerinde klâsik tavrı yansıtır. Bestelerinde melodi zenginliği dikkat çeker.Bestekârlık, O’nun üstün kabiliyetini ortaya koyan önemli bir vasfıdır. Koro şefi olarak da Türk Mûsikîsi klâsik icrâ ekolünün en önemli temsilcilerinden birisidir.Hem Dinî Mûsikî hem de din dışı Mûsikî icrâlarında, iki tarzı da klâsik meşk tarzıyla okuma üstünlüğüne ulaşan, günümüz Mûsikî üstadlarının da takdir ettiği bir şahsiyettir. Konserlerinde hem sazların çalınış tarzını hem de koronun okuma tarzını hiçbir zaman bu uslûp dışına çıkartmamıştır.23 Ağustos 2015 tarihinde 82 yaşında iken ebedî âleme intikal etti.Ahmet Hatipoğlu, 50 yıldan fazla devam eden sanat hayatında aldığı başarı armağanları: *1987 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Türk Tasavvuf Musikisi alanında ‘Yılın Sanatkârı’ seçildi.*1993 yılında Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğü'nün açtığı ‘Türk Sanat Müziği Beste Yarışması’nda büyük armağana layık görüldü.*1996 yılında Kültür Bakanlığı ve TRT'nin birlikte düzenledikleri Dede Efendi Yılı Türk Sanat Müziği Beste Yarışması’nda birincilik armağanını kazandı.*2009 yılında Türk Milletine yaptığı hizmetlerden dolayı TBMM Üstün Hizmet Armağanı’na lâyık görüldü.*29 Kasım 2012'de Çankaya Köşkü'nde düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında armağana layık görüldü ve ödülünü 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün elinden aldı.(Bu özgeçmişin hazırlanmasında, öğrencisi Fatih Koca'nın yüksek lisans tezinden ve internet sayfalarından faydalanılmıştır.) |
(İKİNCİ BÖLÜM)Oğuz Çetinoğlu: Merhum Ahmet Hatipoğlu’nun tasavvuf musikisiyle ilgilenmesinin sebeplerinden biri de ailede dinle ilgili kişilerin bulunması olabilir mi?Hüseyin İpek: Mutlaka öyledir. Hatipoğlu Hocamızın babası ‘
Hatip Hoca’ namı ile tanınan değerli bir din âlimidir. Dedesi Hasan Efendi Burdur’un Arvallı köyünden gelip Burdur merkezine yerleşmiştir. Hatip Hoca dini sahada yüksek, konuları eksiği olmadan aslına uygun hüviyetiyle halka aktarmayı başarmış ileri görüşlü bir din âlimidir. Merhum Hasan ağabeyi din görevlisidir. Zaten Hocamız, okul hayatının belirli bir bölümünü Hasan ağabeyinin yanında tamamlıyor. Hasan ağabeyinin görev yaptığı camide zaman zaman ezan ve kametleri hocamız okuyor. Mütedeyyin bir aile yapısı var. Allah hepsine rahmet etsin. Hatipoğlu hocamızın afacan, evde fazla durmayan ve fakat sevecen bir mizacı vardı. Hatipoğlu hocamız tahsilini Hukuk Fakültesi’nde tamamlamıştırDaha çocuk yaşlarında iken Halkevinde düzenlenen müsamerelerde okul yönetimi, hocamızdan şarkı okumasını isterlermiş ve hoca; ‘
Bir ihtimal daha var, oda ölmek mi dersin’, ‘
Fincanı taştan oyarlar’ gibi şarkıları okur ve çok beğenilirmiş. Hasan ağabeyinin görev yaptığı camide bir mevlit düzenlenmiş. Hâfız Kemal’i taklit edip onun gibi mevlit okumuş. Aynı mecliste bulunan yörenin ünlü bir hafızı hocamıza yapılan tebrikleri görünce yavaştan meclisi terk etmiş. Bu hâdiseyi hocamız bize gülerek anlatmıştı. Ben de gazel ve kaside okuduğum için biliyorum. Hâfız Kemal, Hâfız Sâmi, Hâfız Şaşı Osman çok büyük gazelhan ve mevlithanlardır. Hocamız, Türk milletinin siyasî, ekonomik teknolojik, kültürel anlamdaki ilerleyişinin mutlaka millet olarak etik değerlerimize bağlı kalıp o temel üzerinden bina edilmesi gerektiğini her konuşmasında bizlere söylerdi. Bestelemiş olduğu eserlerde de bu fikrî yapısı ayan beyan anlaşılır.
Çetinoğlu: İlahiyatçı Prof. Dr.Mehmet Hatipoğlu ikiz kardeşidir…İpek: Bugünkü Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Görmez ve sahasında uzman pek çok ilim adamı Mehmet Hatipoğlu hocanın öğrencileridir. Mehmet Hatipoğlu hoca, ikiz kardeşi olan Ahmet Hatipoğlu hocamızın bütün konserlerine mutlaka gelir ve en ön sıraya oturup dikkatle konser sonuna kadar tâkip ederdi. Sonrasında ilk önce kardeşini, sonra da bizleri birer birer tebrik ederdi. Hatta benim bir ‘
Ses, Saz ve Gazel’ isimli programım vardı. Biliyorsunuz, gazeller unutulmaya yüz tutmuş bir formdur. Onu canlandırmak için yaptığım bir programdı. Gazeller, Fuzuli’den, Nebi’den, Nâbi’den, daha birçok şairlerden okumuş olduğum gazellerdi ve gelir, bana derdi ki, ‘
Evladım, Hüseyin; okumuş olduğun gazelleri radyodan tâkip ediyorum tebrik ederim. Fakat ne olur lütfen ut taksimlerini de dinlet bize, bizi mahrum etme.’ Derdi Mehmet Hatipoğlu hocamı saygı ile anıyorum. Allah O’na da hayırlı ömürler versin. Allah razı olsun.
Çetinoğlu: Udu siz mi çalıyordunuz?İpek:- Evet! Hatipoğlu Hocamın korosunda udu ben çalıyordum. Bana şöyle bir söz söylemişti. ‘
Oğlum Hüseyin! Ben programlarımda genelde tanbur sazını kullanır ve zevk alırım. Ama sen udunla orkestraya ayrı bir ahenk coşku katıyorsun. Enstrümanını nerede nasıl kullanacağını çok iyi biliyorsun. Bu demektir ki işini gönülden yapıyorsun onun için senden vazgeçemiyorum.’ Demişti. Bu sözünü de hiç unutmam.
Çetinoğlu: İlk önce kudümle başladı. Sonra bıraktı. Bir ara tamburu da bırakmaya teşebbüs etti. Sırası gelmişken onu da konuşalım. Tanbur çalmayı kendi kendi kendine öğrenmiş. Sonra Tanburî Cemil Bey’i dinleyip de, O’ndaki üslûbun kendisinde olmadığını anlayınca…İpek: Evet Tanburî Cemil beyin taş plaklarını daha önceleri Burdur’da dinleme imkânı bulamamış. O yıllarda bu günkü gibi yayınlara ulaşma imkânı yok! Gramofonlardan dinleyebildiği veya Radyo yayınlarından tâkip edebildiği kadar… Sonrasında Ankara’ya gelir bir Tanbur satın alır bu tanbur da alel usul bir tanburdur hocasız kendi kabiliyeti ile çalmayı öğrenir. Bundan sonra Tanburî Cemil Bey’i ve diğer tanburîler dinlemeye başlayınca bir takım parmak ve teknik hatâlarının olduğunu fark eder. Bunun için Hocamız; ‘Bir enstrüman çalmayı öğrenirken, iyi bir hocanın nezâretinde öğrenmek gerekir. Yanlış ve zor gelen bir durumu kısa zamanda ve doğru şekilde öğrenir, ileriki zamanlarda kusursuz bir ilerlemeyi daha kısa zamanda sağlar, mükemmele ulaşılır.’ Derdi.
Çetinoğlu: Siz üslup olarak kimden etkilendiniz?İpek: Müzik âleti çalmaya bağlama ile başladım. Sazımı öğrenme aşamasında ilk akordumu, kulaktan dolma bilgilerle kendim yapmıştım. O zamanlar Tokat Endüstri Meslek Lisesi’nde okuyordum. Ailemizin bulunduğu şehir ile Tokat arası 25 kilometre idi. Babam beni bir pansiyona yerleştirmişti. Bağlamamı da götürmüştüm. Pansiyonda bir arkadaşımın ağabeyinin getirdiği cümbüşü çalmayı kendi kendime öğrendim. Babam ve annem bana bir cümbüş aldı. Okul müsâmerelerinde cümbüş çaldım. Tokat’ta iken ud denilen âleti görüp tanıma imkânım olmadı. Ankara’ya geldiğimde gördüm ve onu çalmayı öğrenmek istedim. Satın aldım.
Çetinoğlu: Röportaj veren kişi olarak sizi de tanımak için ayrıca sorularım olacak. Tasavvuf mûsikîsine dönersek, tasavvuf mûsikîsini diğer mûsikîlerden, özellikle klasik Türk müziğinden ayıran özellikler nelerdir?İpek: Tasavvuf mûsikîsinin melodi yapısı daha dingin ve derûnîdir. Kullanılan enstrümanlar da öyledir Ney, Tanbur, Klasik Kemnçe, Kudüm, Bendir, ağır ve mistik sazlardır. Tasavvuf musikisinin çıkış noktalarından biri de, biliyorsunuz ki, kıraattir, Kur’an tilavetidir. Kur’an kıraati bu konuda çok etkili olmuş, Dini musiki, klasik mûsikîmizi de etkilemiştir. Sözlerin en güzeli olan Allah’ın kelamı Kur’an’dan bütün şairlerimiz etkilenmiş bu kaideler doğrultusunda şiir güfte üretmişler. Dinî olmayan güftelerin içinde dinî bir ağırbaşlılık var. Sonuç itibari ile klasik müziğimizi dinî mûsikîden ayıran özellik sözleri ile alakalı. Birî dini içerikli sözler, diğeri dünyevî içerikli sosyal sözler musikiyi biçimlendiriyor.
Çetinoğlu: Kur’an tilaveti dediniz… Tecvidli okuma mı tasavvuf mûsikîsini etkiliyor?İpek: İlk önce terbiye edilmiş bir nefisin nefesinden çıkan bir sadâ.
İçinde Allah sevgisi, ona olan sadakat,
sabır, sebat, zarâfet, şükür, bağlılık duygularını barındıran inanç ve bilincin terennüme dönüşmüş dinginliğidir. Evet. Dinî mûsikî içinde tilavet, ezan, sala, tekbir, mahvel sürmeleri, ilahiler, kasideler, mevlit, âyinler vardır. Bunların hepsi muhteva olarak dini anlatan ya âyet veya hadisten etkileşim ile yazılmış güftelerdir. Dolayısı ile güftenin sanatlı ve ağırbaşlı oluşu beste motiflerine de sirâyet eder yazılan güfteye göre de kaliteli bir mûsikî vücut bulur.Tasavvuf mûsikîsinde dinî yaşayış, dinî tarz, üslup çok etkindir. Klasik musikide kullanılan dil aruzdur. Genelde büyük usullerle Fuzûlî, Nâbi Nef-i gibi la dini şiirlerden bestelenen ama felsefi bakımından da hiçlik söz konusudur. Dikkat ederseniz, bir bestekârın taam mânâsıyla bestekâr olabilmesi için mutlaka bir âyin-i şerif bestelemesi gerekiyormuş…
Çetinoğlu: Eskilerde…İpek: Evet. Bir de şunu söyleyeyim: Bizim icra etmiş olduğumuz peşrevlerde, saz semaisinde bile dinî motifler vardır. Bence dinî motifsiz hiçbir eser yoktur.
Çetinoğlu: Hatipoğlu Hocamızın tasavvuf musikisinde kendine has bir üslubu vardı. O üslubun özellikleri nelerdi?İpek: Hani ‘
Sevgi baht olmuş ezelden bize, sizde bir türlü, bizde bir türlü’ demiş Hazreti Yunus. Hocamızın almış olduğu eğitim ve derviş meşrebinin hayat disiplinin değerlerine bağlı oluşunun etkisi, yapmış olduğu bestelere de yansımış. Her sanatkâr, doğduğu coğrafi yapının, sosyal ilişkilerin, iktisadî şartların, hâllerinin, psikolojilerinin çok etkisinde kalır. Hatipoğlu Hocamız da, tabii ki, kendi yetişmiş olduğu bölgenin özelliklerinin şahsiyeti üzerinde etkisi olmuştur..
Çetinoğlu: Burdur…İpek: Evet! Ahmet Hatipoğlu
, Burdur’un Arval köyünden. Burdur’a has da bir Burdur mevlidi varmış. Hocamız o mevlidi meşk usulüyle geçmiş. Bütün bunlar şahsiyetini şekillendirmiş, şahsiyeti de yaptığı müziğe yansımış. Hatta hocamız, müezzinlik de yapmış. Tabii, böyle bir membada yetişince kendine has da bir üslup ve usul meydana getiriyor. Aslında Hatipoğlu Hocamızın ‘
Tanburda gerçek mânâda bir üslup geliştiremedim. Keşke Tanburî Cemil Bey’i önceden dinleyebilseydim…’ dediği şey bu olsa gerek. Oysaki kendisi çok büyük bir üslup ve usul geliştirmiştir sevgili Hocamız. Onun için bu kadar tesirli oldu, sevildi ve arandı. Sadece tasavvuf mûsikîsi alanında değil, din dışı şarkılarında da özellikler vardır. Hocamızın kendi yaşayış tarzı hep O’nu tasavvuf musikisine yöneltmiştir ve ‘
kendisini tasavvuf musikisinde bulmuştur’ diyebiliriz.
Çetinoğlu: Eserlerinden de söz edebilir miyiz? Neler var eserleri arasında? Başkalarının hiç denemediği usulleri, tarzları denediğini biliyorum, hatırlıyorum. Nedir o farklılıklar?İpek: Hocam nadide makamlardan çok sanatlı eserler üretmiştir. Bununla birlikte değişik formlardan eserlerde üretti. Bunlardan ilk aklıma gelen Ahmet Yesevi Divanı’nı ‘Yesevîye’ adı ile bestelemiştir ki muhteşem bir eserdir. İçerisinde 14 makam geçkisi ve usul geçkileri mevcuttur. Tabiidir ki sohbette bu sözleri söylemek çok kolay ama eserleri üretmek prozodisi
(8) dikkate alınarak eksiksiz bir şekilde bestelemek çok güçtür ‘
Hicaz Dua’ muhteşem bir eserdir. Şunu söyleyebilirim: Hicaz dua isimli eserini bestelemiş olsaydı bile, Hocanın sanat dehasını ve müzik kalitesini anlatmaya yeterdi. ‘Kadiriye Terkibi’ni yazmıştır ve o eseri bir sistem içerisine sokmuştur. Hocamın yapmış olduğu eserlerin konusu veya tarihî ve imanî derinliği vardır ki bu çok mühimdir. Zaman zaman çift seslilikleri de denemiştir. Örnek vermek gerekirse Hüzzam Hu zikri… söylenebilir.Hocamız Ankara’nın Etlik semtinde bir apartman dairesinin bodrum katındaki mütevazı evinde, küçük odasında asırlara meydan okuyacak milletimize ve kültürümüze büyük katkıları olan ve hatta imanî değerlerimize katkıları olan eserler bırakıp her fani gibi aramızdan ayrılmıştır. Hocam Büyük bir Müzikolog ve fikir insanıydı.
Çetinoğlu: Koro şefi olarak da çok dikkati çeken bir insandı…İpek; Bir saatlik program detayının hazırlanmasına 10 gün geceli gündüzlü çalışırdı. Bütün programda okunacak eserleri kendi el yazısı ile temiz notaya alırdı. Çünkü aralardaki eser geçişlerinde dinleyici ve icracıların göz ve kulak estetiği rahatsız olmasın diye ilave melodiler yazardı. Böylece müzikal ve koral nahoşlukları önlemiş olurdu. İşini asla tesâdüflere bırakmazdı. Eserleri tekrar kaleme aldığı zaman prozodik hatalarını da düzenlerdi. Her programı koro elemanlarına defaatle izah eder provaları çok dikkatli bir şekilde yapar sonrasında eksiksiz bir başarı ile adetâ ibâdet eder gibi zikir ile koroyu yönetirdi. İşte hocamın başarısı da bu estetik, ihlas ve bilge kişiliğinin müziğe yansıması idi.Hocam aynı zamanda Türk mûsikîsinde prozodi kitabınında yazarıdır.Koro Şefliği önce bilgi ve donanımı gerektiren bir husustur. Hocamızın mükemmeliyetçi bir yapısı vardır. Birde hocamız tonmaysterlik
(9) de yaptığı için koronun en küçük hatasını bile duyar derhal müdahale eder. Program öncesi provaları titizlikle yapar adeta bütün eserleri koro elemanlarına ezberletir ve sonrasında da muhteşem bir konser ortaya çıkardı. Asla arkadaşların öz güvenini sarsacak hareketlerde bulunmaz motivasyonu yüksek bir şefti. Disiplini hayatının bütün kademelerine aktarmayı prensip edinmişti. Bu hali de koro yönetimine yansıyordu.
Çetinoğlu: O’nun o koroyu yönetme tarzı birçok kişiye tasavvuf musikisini de sevdirmiştir zannediyorum.İpek: Kesinlikle. İlham verirdi. Koro yönetirken, ayak tırnaklarından saçının teline kadar bütün bedeni hem zikir hâlinde, hem o aşkın ve o aşk ateşinin içerisinde kontrollü, fakat sanki ne yaptığını bilmeyen, ruhu yücelere çıkmış ayakları yerde… huşu içinde yöneten bir Şef Ahmet Hatipoğlu görürdük. İman ve teslimiyet, bilgi ile donanırsa muhteşem bir dehâ ortaya çıkıyor. Bu hâli de dinleyeni ve seyredeni büyüleyip etkisi altına alıyor, insanlara çok sevimli ve sempatik görünüyordu.
Çetinoğlu: Frenklerin ‘trans’ dedikleri, bizde ise ‘vecd ’ denilen hal…İpek: Trans hâli, işe odaklanma , ‘
vecd hâli’ ise Allah’ın ve Resulü’ne bağlılığın vermiş olduğu huzurla birlikte aşk sarhoşluğu… Kalbin mutmain oluşu… O hâlde bizi yönetirdi Sayın Hocamız. Allah gani gani rahmet etsin.
Çetinoğlu: Biz kalarak yenilenmek taraftarıydı…İpek: Biz kalarak yenilenmek… Çok güzel. Teşekkür ederim. Üstat Merhum Necip Fâzıl’ın Gençlik şiirinde Bir gençlik, bir gençlik istiyorum. Kökü ezelde dalı ebette düşüncesinin farkında olan bir gençlik.Köklerimiz sâbit ışkınlarımızda, yeni çiçeklerin muasır medeniyetlerin zirvesinde değişik form ve usullerde bir yenilik… Yenileneceğiz diye bütün birikimlerimizin bir anda ters düz edip ne idiğü belirsiz kes kopyala yapıştır mantığı ile değil. Bir tekerleme vardır: ‘
Koca ceviz kocadıkça, ışkın verir budadıkça’ Değişik filizler açarak, ama köklerimiz sâbit. Garâbetin değil asâletin hâkim olduğu, bilginin, donanımın, becerinin ve çalışma azminin getirmiş olduğu yeni ufukların açıldığı bir yenilik…Hicaz duayla başlayan, yavaş yavaş, kademe kademe artarak ve sonra araya kasideler konulup tekrar durularak, sonra tekrar kademe kademe, hatta zaman zaman da perde kaldırarak…
Çetinoğlu: Perde kaldırmak ne mânâya geliyor?İpek: Perde kaldırmak şudur: Diyelim ki bir makamdan değişik bir makama geçeceksiniz. O perdeler, öbür makama uygun geçkileri yaparak, pat, bir bakıyorsunuz ki, diyelim ki hicazdan uşşağa atlamışsınız. Bu perde kaldırmaktır. Hocamız bu tertipleriyle, ayrı bir formatta insanların karşısına çıkıyordu. İşte O’nu özel kılan hâllerden biri de budur. Hem bestelerinde, hem konserlerinde, yapmış olduğu bütün programlarda O’nu özel kılan da bu hâlleriydi Hocamın.
LÛGATÇE:(7)ensar: Dinleri uğruna Mekke’den Medine’ye hicret eden Hz. Muhammed ve berâberindeki insanlarıMedine’ye kabul eden ve onlara her türlü yardımı yapan Medineli Müslümanlar.
(8)Prozodi: Müziğin sözlere, sözlerin nağmelere, çeşitli vasıtalarla uygulanmasına ve her ikisinin de beste diksiyonu, mânâ ve âhenk bakımından başarılı bir şekilde kaynaşmasıdır.
(9)tonmayster: Ses, müzik, elektronik ve fizik bilgisine sahip ses uzmanıdır. İşi, konser salonunda veya plak, bant ve CD gibi malzemelere ses kaydının yapıldığı stüdyoda, en kaliteli sesin dinleyicilere ulaşmasını sağlamaktır.
(ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)Oğuz Çetinoğlu: Türkiye dışındaki Müslüman ülkelerde de tasavvuf mûsikîsi var mı? Hüseyin İpek: Araplarda var; Bütün İslam toplumlarında vardır. Münacatlar, gazeller, kasideler, ilahiler, bizde olduğu gibi, İslam ülkelerinin hepsinde var. Daha düne kadar hepsi Osmanlı topraklarının içerisindeydiler. Mesela, bunlardan en bariz örneği, ‘
Telaal Bedru Aleyna. Telaal bedru aleyna, min seliyetil veda; vecebeş şükru aleyna, vede adli lehide.’Hazreti Peygamber Efendimizin (sav) Medine’ye teşriflerinde, bütün Medine halkının ve ensarın
(7) koro hâlinde Peygamber Efendimiz’in bu güzel ilahi ile karşılandığı rivayet edilir.
Çetinoğlu: Eserlerinden de birkaç örnek verebilir misiniz? İpek: Dinî eserleri: ‘
Acep neden benim zar-ı figanım.’ ‘
Gülizar Divanı’ … Bakın, divan bestelemiş.Bir başka eseri: ‘
Acep şu yerde var m’ola?’ Nişabur ilahi.
Çetinoğlu: Az kullanılan bir makam... Özelliklerinden bahseder misiniz?İpek: Çok az kullanılan bir makam. Türk mûsikîsindeki birleşik makamlardan biridir. Adı, İran’daki Nîşâbûr şehrinden gelmektedir. Türk mûsikîsinin bûselik perdesinde karar eden tek makamı olan nişâbur makamının dizisi, durak perdesi olan bûselik perdesi üzerinde yer alan bir nişâbur dörtlüsüne, dördüncü derece hüseynî perdesinde bir kürdî dörtlüsünün, beşinci derece acem perdesinde bir çârgâh dörtlüsünün ve üçüncü derece nevâ perdesinde bir bûselik dizisinin eklenmesinden meydana gelmiştir.Nişâbur makamının tam kararının verdiği bitiş duygusu son derece zayıf olup âdeta yarım kalmış hissi uyandırır. Belki bu sebeple çok az kullanılmış makamlar arasında yer alır. Ancak bu bitmemişlik duygusu sonuca ulaşmamış, yarım kalmış arzu ve olayların tasviri için de çok elverişlidir.
Çetinoğlu: Hârika… Bu vesile ile sizin musîkîye vukufiyetiniz hakkında ben ve okuyucularımız bilgi sâhibi olduk. Tebrik ederim. Hocamızın diğer eserleri ile devam edebilir miyiz?İpek: ‘Afitap veçhin hakikat’ Hüzzam tevşih.
Çetinoğlu: ‘Tevşih’ nedir?İpek: Dinî mûsikîmizin şekillerinden birinin adıdır. Lügatte; ‘
Tanzim etmek, tertiplemek, süslemek’ mânâlarına gelen tevşih kelimesi, mevlid ve mi’raciye bahirleri arasında cumhur tarafından okunan ilahiler hakkında kullanılan bir tâbirdir.‘
Aleyke salaallah ya hayli halkin la.’
Seyyah şuul.’ Şuul, Arapça…
Çetinoğlu: Hocamızın başka hangi eserleri var?İpek: Çok… Mesela: ‘
Âşık ahım, kararım yok benim.’ Hüzzam gazel. ‘
Âşık oldum bendeyi cananeyim.’ Rast ilahi. ‘
Allah, Allah, şükre millah.’ Biliyorsunuz. Çocuklar bile okur artık onu: ‘
Allah, Allah, şükre…’ Uşşak zikir. Hicaz dua. Efendim, daha bunun gibi… Ferahfeza ilahi, keldaniye mersiye… Yani artık ilahilerden geçtik, o kadar çok… Efendim, nihavent ilahi nefes…
Çetinoğlu: Sözleri kendisine ait olan beste var mı?İpek: Sözleri kendisine ait olan besteler de var. Fakat Hocam daha çok sözleri kendisine ait olmayan güfteleri bestelemiş.
Çetinoğlu: Kimleri tercih ediyor?İpek: Fuzuli’den, Nâbi’den, Nef’i’den tutun da Yunus Emre’ye… Yunus Emre’yi çok seviyor tabii. Zaten dikkat ederseniz… Yunus Emre’nin hem anlaşılır olması, dilinin yalın olması dolayısıyla tercih ediliyor. … Daha bunun gibi birçok şairlerden…
Çetinoğlu: Yunustan beste yapmak da zor olsa gerek. Yunus Emre’nin hemen hemen bütün şiirleri bestelenmiştir. Başka bir makam kullanacak, başka bir usul deneyecek...İpek: O da Hocamın işidir zaten. O’nun için hiç beste zor değildir. Mesela: ‘
Hak bir canlar divanı…’ Bu ilahi muhteşemdir. Bir de herkes anlar bu ilahileri. O kadar ilgi çekici nağmeler, gönüle giren nağmeler kullanmıştır ki, bakarsınız ki herkes tarafından, çocuklar tarafından bile hemen kabul görür ve o kadar da derinliği vardır. Basittir, ama derindir. Hem basit yapacaksınız, hem çok derin olacak. Nasıl olacak bu iş? İşte Hatipoğlu Hoca bu işin ustasıdır…
Çetinoğlu: Din dışı eserleri?İpek: Ladinî eserleri: ‘
Ağladım, nisyana döktüm.’ ‘
Bilmeden istemeden sen…’
Suzinak şarkı. ‘Bir segâh esti gece, anlattı İstanbul'u.’ Segâh şarkı.
Çetinoğlu: Din dışı eserleri tasavvuf mûsikîsi konserleri sırasında da icra ediyor muydu?İpek: Din dışı eserlerine tasavvuf konserlerinde yer vermezdi. Klasik musiki programlarında klasik bestelerine yer verirdi. Tasavvuf musikisi konserlerinde kendi eserlerini mutlaka repertuara koyardı. Programlar lirik bir şekilde akışkandı. Kendisinin olan besteleri de bu akışkanlığı sağlayacak hüviyette olduğu için programın vaz geçilmez unsuru oluyordu.
Çetinoğlu: Eserlerin icrasında da kendine has üslubu vardı…İpek: Hocam bu eserlerin nasıl icra edilmesi gerektiğini, bestelendiği devrin algısını, anlayışını, tarzını anlatır, üslubunu anlatır, ona göre koroya taktik verir ve icra ettirirdi. İşte Hatipoğlu Hocamın özelliklerinden biri de buydu.
Çetinoğlu: En çok bilinen eseri?İpek: Hû zikri. Hicaz dua. Rast ilahi (
Sevgi baht oldu ezelden bize) Uşşak (
Allah Allah şükran Lillah) daha onlarca eser…
Çetinoğlu: Tasavvuf musikisini özel mekânlarda, özel toplantılarda icra edilme şansı var mı, böyle bir imkâna sahip mi tasavvuf musikisi?İpek: Tabii ki var…
Çetinoğlu: Mütedeyyin ailelerin düğünlerinde, iftar toplantılarında olduğu gibi mi?İpek: Yapılıyor, onlar yapılıyor; ama… Ne söylesem bilmiyorum.
Çetinoğlu: Az sayıda olduğu için yeterli mi değil, yoksa kaliteli mi değil?İpek: ‘
Tuti-i mûcize-i gûyem, ne desem laf değil…’ Bunlar yapılıyor. Güzel mi? Güzel olanları da var, olmayanları da var. Mesela, bir düğünde bir semazenin sema yapması ne kadar güzel oluyorsa, tasavvuf müziği de o kadar oluyor diyebilirim.
Çetinoğlu: Zaman içerisinde gelişecek, rayına oturacaktır inşallah.İpek: Bir iş ihlas ile yapılırsa
mutlaka
mükemmele ulaşılır.
Hatipoğlu Hocamın özelliği ihlasında idi. Hani bir işi yaptığınız zaman ihlâs ve samimiyetiniz çok önemlidir. Ne iş yaparsanız yapın, ihlâs ve samimi olduğunuzda zirveye çıkarsınız. İlk önce siz benimseyeceksiniz ki yaptığınız işi, ‘
Hah, tamam, oldu…’ diyeceksiniz ki, ondan sonra karşı taraf sizi kabul etsin. Yani inanmadığınız bir şeyi kimseye kabul ettirmeniz mümkün değil.
Çetinoğlu: Ahmet Hatipoğlu Hocamızı anlattınız. Çok teşekkür ederim. Biraz da sizden bahsedelim mi?İpek: 1964 yılında Tokat/Pazar/Erkilet'te doğdum. Ortaokul yıllarında kendi çabamla bağlama çalmayı öğrendim. Tokat Teknik Meslek Lisesi'nde okurken cümbüş de çalmaya başladım ve birçok okul konserine katıldım. 1983 yılında profesyonel hayata geçebilmek için Ankara'ya geldim.1986 yılında TRT Ankara Radyosu'nun açmış olduğu profesyonel sanatçı imtihanını kazanarak aynı yıl Erzurum Radyosu'na tâyin edildim. 1986-1995 yılları arasında TRT Erzurum Radyosu'nda Ud ve Ses Sanatkârı olarak görev yaptım. 1995 yılında TRT Erzurum Radyosu'ndan TRT Ankara Radyosu'na tâyin edildim.Yurt içinde ve yurt dışında; ABD, Almanya, Fransa, İsviçre, İsveç Danimarka, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Avusturya, Kosova, Suriye, K.K.T.C, Lübnan, Azerbaycan, Nahçivan, Türkmenistan’da saz sanatkârı, gazelhan ve şef olarak konserlere katıldım.2003-2007 yılları arasında Kültür Bakanlığı Korolar arası Üst Kurul Üyeliği yaptım. 2006 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın isteği üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı Tasavvuf Müziği Korosunu kurdum. Yurt dışında ve yurt içinde koronun şefi olarak iki yıl konserler verdim. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nda ‘
misâfir ud sanatkârı’ olarak görev aldım. 2001-2009 yıllarında Ankara Çankaya Üniversitesi'nde, 2002-2004 yıllarında Ankara Etimesgut Belediyesi Konservatuarı’nda Türk Müziği saz, ses ve nazariyat eğitmenliği yaptım. 2008 yılında Merkezi Ankara'da bulunan Tokat Vakfı Türk Sanat Müziği Korosunda, 2008-2010 yılları arasında ise Vakıflar Genel Müdürlüğü KlasikTürk Müziği Topluluğu’nda eğitmenlik ve şeflik yaptım.2010 yılında TRT Ankara Radyosu'nda yayınlanan ‘
Ses Saz ve Gazel’ adlı programın yapımını gerçekleştirdim. Aynı yıl içerisinde TRT AVAZ Televizyon kanalında ‘
Avazı Hikmet’ adlı dinî içerikli programın solistliğini yaptım. 2010 yılında TRT Ankara Radyosu Gençlik Korosu’nun eğitmenliği ve şefliği vazifesini üstlendim. 2011 yılından bu yana TRT İstanbul Radyosu’nda çalışmaktayım.
Çetinoğlu: Maşallah, kısa zamanda pek çok vazifeler üstlenmişsiniz. Her biri size çok tecrübe kazandırmıştır. Bundan sonraki sanat hayatınızda başarılar diliyorum.İstanbul’u tercih edişinizin sebeplerinden bahseder misiniz?İpek: Ankara çok güzel, çok sevdiğim bir şehirdir. Fakat İstanbul’un mistik havası, beste yapmama zemin hazırlar diye düşündüm. İstanbul, insana ilham veren bir şehir… Verimli bir şehir…İstanbul'un her tarafından iman fışkırıyor. Nasıl bakarsanız öyle görürsünüz. Ankara'da fışkırmıyor muydu? Ankara'da da mutlaka vardı. Ama Ankara'da ben bir Hacı Bayram Veli ve bir de Tacettin Sultan Dergâhı’nın etrafında dönüp dururdum.
Çetinoğlu: O kadar…İpek: Evet hepsi o kadar.
Bir üçüncüsünü bulmak mümkün değildir Ankara'da. İstanbul’un her tarafında mistik hava var. Her tarafta buram buran ilham kaynağı var.Allah’a şükürler olsun, bir de Çamlıca’ya yerleşmek nasip oldu bana ve orada, Allah’ıma şükürler olsun, şu anda, ‘
Huzurum gizlerinde, seyyahım bendelerde; aşkının demlerinde, şifa buldum zikrinde.’ Geçen programıma koydum mesela bu ilahiyi. Sonra, ‘
Yeri göğü yaratan, sen rahimsin, sen rahman; aldatır durmaz şeytan, bağışla bizi Rabbim’ diye bir nihavent ilahi. ‘
Mücrimlerin feryadına Rahmet-i Rahman yetişir, âşıkların imdadına Hazreti Kur’an yetişir’ diye bir muhayyer ilahi. Şu anda aklıma gelenler bunlar. Daha bunun gibi o kadar çok ilahiler, o kadar çok şarkılar besteledim.
Çetinoğlu: Beste de yapıyorsunuz…İpek: Evet… Aslında İstanbul’a gelmeme sebep olan konudur bestekârlık. Çok şükür 2011’de İstanbul radyosuna geldim. Şu ana kadar net sayısını hatırlamıyorum ama 40 veya 50 eser bestelemişimdir. Hem dini hem ladini eserler olarak… Bu eserlerin çoğu radyo televizyon programlarında okunuyor.
Çetinoğlu: Tasavvuf mûsikîsi konservatuarı var mı?İpek: Olduğunu zannetmiyorum. Fakat her ilahiyat fakültesinde dinî musiki eğitiminin verildiğini biliyorum. Bizlere gelince Ankara radyosu okulundan yetiştik. Burda Mustafa Sağyaşar hocamın bir anekdotu aklıma geldi… ‘
Bana soruyorlar okullu musunuz?’ Diye. Bende diyorum ki: ‘
Biz Ankara Radyosu okulundan mezun olduk.’
Çetinoğlu: Değerli sanatkâr Mustafa Sağyaşar’ı da anmış olduk. Cenab-ı Allah’tan sağlıklı ve uzun bir ömür dilerim. İlahiyat fakültelerinde tasavvuf mûsikîsinden bahsediyorduk. Orada müzisyen mi yetiştiriyorlar; yoksa tasavvuf musikisinin nazariyatını, tarihini mi öğretiyorlar?İpek: Nazariyatla birlikte dini musiki dersleri de var. Tasavvuf Musikisi korolarının olduğunu biliyorum.
Çetinoğlu: İyi bir müzisyen nasıl yetişir? Meşk mi, nota yâni klasik sistemle mi?İpek: İkisi bir arada olmalı. Eskiden hep meşk usulüyle öğretilirmiş. Meşk usulüyle öğretilirken tavır ve üslûp gelişiyor. Sadece nota müzik demek değildir. Nota belgeleme sanatıdır. Söz uçar yazı kalır misali… Mûsikînin yazısı notadır. Bugün nota insanların repertuarını kısırlaştırdı. İnsanların hâfızasında artık çok eser yok.
Çetinoğlu: Notayı alıyor önüne koyuyor ve okuyor… Üslûp ve tarz bakımından zayıf kalıyor…İpek: Okuyor. Ha, o da meşk gerektirir, onu alıp okuması da meşk ile öğrenilir. Yoksa bir insan, ne olursa olsun, ne kadar nota bilirse bilsin, bütün değerlerini aynı şekilde onun üslubuna uygun veremez. Verse de mutlaka prova etmesi gerekir. Çünkü her eserin anlayışı farklıdır, dili farklıdır.
Çetinoğlu: Kelimelerin telaffuzu da çok mühim.İpek: Çok önemli…
Mesela, biz çok eleştiri aldık. Neden? ‘
Telaal bedru.’ Bilmeyen, ‘
Telael bedru’ diyor mesela. ‘
Telael bedru’ olmaz ki. ‘Telaal bedru aleyna, min seniyel vecebel şükru aleyna vede alli lehida.’ Yani mutlaka biraz Arapçadan anlaması veya biraz Kur’an diline hâkim olması lazım.
Çetinoğlu: O bakımdan ilahiyat öğrencileri tasavvuf mûsikîsini daha kolay özümseyebilirler.İpek: Aynen öyle… Zaten özümsüyorlar da, daha kolay özümsüyorlar.
Çetinoğlu: Kelimelere hatta hecelere vurgular da mühimdir.İpek: Tabiî… Bir de tasavvuf mûsikîsi iman da gerektiriyor.
Çetinoğlu: Duyarak okumak için… Ve de yaptığı işten, söylediği eserden zevk alacak. Aksi takdirde, dinleyiciyi cezbedemez, tesiri altına alamaz. Tasavvuf mûsikîsi, dinleyen için bir nevi İslam’a dâvet özelliği taşımalı… İpek: Bütün dinlerde dini yaymak, sevdirmek için mûsikî araç olarak kullanılmıştır.
Çetinoğlu: Çok teşekkür ediyorum Hüseyin Bey. Çok güzel, hoş bir sohbet oldu. Söylediklerinizden faydalandım. Çok şeyler öğrendim. İnşallah okuyucularımız da faydalanırlar, tasavvuf mûsikîsine meyletmelerine vesile oluruz inşallah.İpek: Oğuz Bey’ciğim; ben de size çok teşekkür ediyorum. Buradan Murat Doğan Hocama da çok teşekkür ediyorum. O’nu da ihmal etmeyeyim. Tanışmamıza vesile oldu. Allah razı olsun diyorum.
| HÜSEYİN İPEK:1964 yılında Tokat’ın Pazar ilçesine bağlı Erkilet kasabasında doğdu. Ortaokul yıllarında kendi çabasıyla bağlama çalmayı öğrendi. Tokat Teknik Meslek Lisesi'nde okurken cümbüş de çalmaya başladı ve birçok okul konserine katıldı. 1983 yılında profesyonel hayata geçebilmek için Ankara'ya geldi.1986 yılında TRT Ankara Radyosu'nun açmış olduğu imtihanı kazanarak ‘profesyonel sanatkâr’ unvanına sâhip oldu; aynı yıl Erzurum Radyosu'na tayin edildi. 1986-1995 yılları arasında TRT Erzurum Radyosu'nda Ud ve Ses Sanatkârı olarak görev yaptı. 1995 yılında TRT Erzurum Radyosu'ndan TRT Ankara Radyosu'na tâyin edildi.Yurt içinde ve Yurt dışında ABD, Almanya, Fransa, İsviçre, İsveç, Danimarka, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Avusturya, Kosova, Suriye, K.K.T.C, Lübnan, Azerbaycan, Nahçivan ve Türkmenistan’da saz sanatkârı, gazelhan ve şef olarak konserlere katıldı.2003-2007 yılları arasında Kültür Bakanlığı Korolar arası Üst Kurul Üyeliği yaptı. 2006 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın isteği üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı Tasavvuf Müziği Korosu’nu kurdu. Yurt dışında ve yurt içinde koronun şefi olarak iki yıl konserler verdi. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nda misafir udî olarak görev aldı. 2001-2009 yıllarında Ankara Çankaya Üniversitesi'nde, 2002-2004 yıllarında Ankara Etimesgut Belediyesi Konservatuarı’nda Türk Müziği saz, ses ve nazariyat eğitmenliği yaptı. 2008 yılında Merkezi Ankara'da bulunan Tokat Vakfı Türk Sanat Müziği Korosunda, 2008-2010 yılları arasında ise Vakıflar Genel Müdürlüğü Klasik Türk Müziği Topluluğu’nda eğitmenlik ve şeflik yaptı.2010 yılında TRT Ankara Radyosu'nda yayınlanan ‘Ses Saz ve Gazel’ adlı programın yapımını gerçekleştirdi. Aynı yıl içerisinde TRT AVAZ Televizyon kanalında ‘Avazı Hikmet’ adlı dinî içerikli programın solistliğini yaptı. 2010 yılından bu yana TRT Ankara Radyosu Gençlik Korosunun eğitmenliğini ve şefliğini sürdürmektedir. Halen udî olarak vazife gören ve program yapan Hüseyin ipek evli ve üç çocuk babasıdır. |