Hazar Ergüçlü, İnci Taneleri dizisinde canlandırdığı Dilber karakteriyle son dönemde yeniden gündeme gelirken, konuk olduğu Neden Filmimi Çekemiyorum? programında kariyerine ve kişisel dönüşümüne dair açıklamalarda bulundu. Programın sunuculuğunu ise yapımcı Zeynep Atakan üstleniyor.
Oyuncu, çocukluk yıllarından itibaren başlayan arayışını ve İstanbul’da tek başına kurduğu hayatı anlatırken, mesleğe bakışında “zorlamaya” yer olmadığını özellikle vurguladı.
“Çocukken sürekli taklit yapardım”
Ergüçlü, oyunculuğun planlı bir çocukluk hedefi olmadığını belirtiyor. Hareketli ve meraklı bir çocuk olduğunu, sık sık taklit yaptığını ancak bunu bir meslek olarak düşünmediğini söylüyor. Ergenlik döneminde yaşadığı zorlukların ardından ailesinin yönlendirmesiyle bir psikoloğa gitmesi, hayatındaki kırılma noktalarından biri olmuş.
O süreçte yöneltilen “Tiyatro düşünmez misin?” sorusu, sahne fikrini somutlaştırmış. Tiyatro kurslarına başladıktan sonra ise karar netleşmiş: oyunculuk onun için bir seçenek değil, meslek olmuş.
“İstanbul’a geldiğimde gerçekten tek başımaydım”
Genç yaşta İstanbul’a taşınması, oyuncunun hayatındaki en belirleyici adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Annesinin onu yurda yerleştirip geri dönmesini “ilk kez gerçekten tek başımaydım” sözleriyle anlatan Ergüçlü, yeni şehir ve yoğun tempoyla birlikte hızlı bir büyüme sürecine girdiğini ifade ediyor.
Bu dönem, hem mesleki hem kişisel dayanıklılığını test ettiği bir eşik olarak tanımlanıyor.
“Bu iş zorlamayla yapılmaz”
Proje seçimlerinde kariyer planlarından çok sezgilerine güvendiğini söyleyen oyuncu, hesapla hareket etmediğini belirtiyor.
“Parası çok güzel, idare ederim” yaklaşımının kendisine göre olmadığını dile getiren Ergüçlü, “İçimden bir şey gelmezse hiçbir şey gösteremem” sözleriyle oyunculuk anlayışını özetliyor. Ona göre oyunculuk, stratejik bir ilerleme planından ziyade içsel bir hareket alanı.
Dilber karakteri: Fiziksel ve psikolojik sınav
İnci Taneleri dizisindeki Dilber karakteri, Ergüçlü için yoğun bir hazırlık ve tempo süreci anlamına gelmiş. Dans çalışmaları ve set temposunun ilk sezonda fiziksel olarak zorlayıcı olduğunu belirten oyuncu, eve yorgunluktan titreyerek döndüğü günler yaşadığını söylüyor.
Karaktere yaklaşımını ise “Bu insanı tanıyorum. Aynı hırslar, aynı arzular, aynı korkular” sözleriyle anlatıyor. Dilber’i bir temsil figürü olarak değil, insani yönleriyle ele aldığını vurguluyor.
Set koşulları ve hiyerarşi
Uzun set saatleri ve bekleme sürelerinin kariyerinin ilk dönemlerinde kendisini zorladığını dile getiren Ergüçlü, setlerdeki katı hiyerarşik yapıya dikkat çekiyor.
Bugün ise daha net bir duruşa sahip olduğunu belirtiyor: “Bu sahneyi yapamayacağım deme lüksünü kendime hiç tanımadım.” Moralini dış koşullara bırakmamayı öğrendiğini ifade ediyor.
“Sinefillik yarışından yoruldum”
Podcast’in dikkat çeken bölümlerinden biri de sinema üzerine değerlendirmeleri oldu. Son yıllarda sinemaya karşı içsel bir mesafe hissettiğini söyleyen oyuncu, sektör içinde zaman zaman oluşan entelektüel rekabet ortamından yorulduğunu dile getiriyor.
“Sinefillik yarışından yoruldum” sözleriyle, izleme kültürü üzerinden kurulan ölçütlere mesafeli durduğunu ifade ediyor.
Tiyatro: “Rezil olmaktan korkmamayı sahnede öğrendim”
Ergüçlü için tiyatro ayrı bir yerde duruyor. Sahnenin kaçışsız bir alan olduğunu, bu nedenle dönüştürücü bir etkisi bulunduğunu söylüyor.
“Rezil olmaktan korkmamayı sahnede öğrendim” ifadesi, oyuncunun tiyatroya yüklediği anlamı ortaya koyuyor. Ona göre tiyatro, hem mesleki cesareti hem de kişisel özgürlüğü besleyen bir alan.
Şu sıralar bir–iki film projesi için görüşmeler yaptığını belirten Ergüçlü, karar aşamasında aceleci davranmadığını söylüyor. Görünür olmanın değil, doğru hissettiği yerde durmanın öncelikli olduğunu vurguluyor.




















