Haydar Akdağ: Üretirken özgürleştiğimi hissediyorum

Haydar Akdağ: Üretirken özgürleştiğimi hissediyorum

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Haydar Akdağ ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

12 Şubat 2018 - 21:38 - Güncelleme: 12 Şubat 2018 - 21:56

Röportaj: Merve Balcıoğlu

1986 yılında İstanbul'da doğan Haydar Akdağ; 2003 yılında burslu kazandığı Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü eğitimini birincilik ile tamamladı. Akdağ, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Plastik Sanatlar Bölümü'nde yüksek lisans programını 2014 Ocak ayında başarı ile tamamladı. Mezuniyeti akabinde Sanatta Yeterlik Programına başlamış olan sanatçı, kendi sanat atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Sanatçı; disiplinler arası metot uygulamalarıyla, soyut, organik doku-leke, geometrik egemenler ve hazır malzemeleri kullanarak oluşturduğu eserlerinin yanında; belge-bulgu üzerinden tarihi-mekanı sorgulayarak  proje bazlı eserler üretmektedir.

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Haydar Akdağ ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dilerseniz sizi tanımakla başlayalım. Nasıl bir bir çocukluk geçirdiniz?

Her şey güzel şehir İstanbul’da doğarak başladı sanırım. Ailemin Anadolu’dan İstanbul’a göçü 1950’lere dayanıyor. Evde baskın kültürel öğelerin hâkimiyeti ve sınırlarından bahsetmek şöyle dursun, İstanbul'la çatışan bir dil yerine iki zaman ve kültürel akışı aynı anda yaşayan hayatımız vardı. Evde yetenekli büyükler dikiş, nakış, örgü derken yaptıkları her şeyi izlemek sanırım tetikleyici birer etken bugünüm için. 

Sanat hayatına nasıl başladınız? 

Sanat, sanırım az önce bahsettiğim üretimlere benim de dâhil olma girişimimle başladı. Tabii ki teknik konularda becerileri geliştirmek zanaat öğrenmektir. Ancak kuralları bozan düşünce ve merak güdüsü sanatımın temel çıkışı olsa gerek. Buraya kadar olan kısım çocukluk zamanı… Duygusal ve teknik deneyimler bilgi ile buluştuğunda sonuçlar daha da başka noktalara gitti.

Moda tasarımcısı olarak çalıştığım zamanlar Anadolu kırkyama bohça koleksiyonu istenmişti. Üretim sürecinde kültürel çizgileri ve bilgileri göz önüne alındığında yapmam gerekenler belliydi. Sınırları ve olması gerekenleri vs. Ancak tam bu noktada bir duygu, üretimin akışını değiştirdi. Makası farklı sallamak, dikişi başka yapmak devreye girdi. Sonuçlar hızla elimde çoğalıyor ve ortaya çıkan üretimler soyut bir Anadolu bohçası resmi oluyordu. Üretip ürettiğimi izleyince sezgilerim “resim oluyor bunlar” noktasına getirdi beni. Yaklaşık birkaç saat içinde plastik sanatlar bölümündeki yüksek lisans seçeneklerini araştırdım. Plastik sanatlarda keyifli bir yüksek lisans sonrasında bugün aynı alanda doktora/sanatta yeterlik tez yazımına kadar geldim.

Son serginiz olan “İnsan Kozaları” oldukça dikkat çekici bir isme sahip. “İnsan Kozaları”nı nasıl tanımlarsınız?

“İnsan Kozaları” üretimim 2011’de başlayan, ilk sergilemesini 2012’de okulda sınırlı imkânlarla yaptığım enstalâsyonum. Evrensel olan, salt olan bir insan ve insanlık fikrini bellek üzerinden okuyarak ortaya çıkaran çalışmanın temel yaklaşımı “yüz yüze” olma durumunun asırlardır sürmesine rağmen kolektif aklın burada soru ve cevapları ortaya koyamaması... Hala sancılıyız. Hala ürüyoruz. Çoğalan dünyanın birçok meselesi var. Ancak “yüz yüze” geçen asırlarda ortak akıl hala yok. Büyük aşkla yapılan kavgalar, öfkeler, nefretler yani insanlık tarihine dair her bilgi, geçmişini üzerine düşünmeye davet eden bir tanıklığı sorgulamaya bir yerleştirme. Metnin içinde yer alan inançlar tarihi, insan kozasının aslında cinsiyetsiz, dilsiz, dinsiz ve ırksızlığını düşündüğünüzde bir boşluk ya da bağsızlık/köksüzlük algısı devreye giriyor olabilir. Temel sancı da bu.

“Kavramsal sanat” çok tartışılan bir konu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Düşünmek güzeldir. İhtiyaç duyulan bazı bireysel ve kolektif sorular ve cevaplar var. Sanatçı günümüzde sosyoloji, psikoloji, ekonomi, siyaset ve birçok perspektifin içinde daha geniş bir alanda sıkışmış durumda. Akılda bir soru belirdi değil mi? Hem geniş yelpazeden farklı bilgi konuları üzerine bir alan tarifi hem de sıkışmaktan bahsediyorum. “Kavramsal sanat bilgi üretiminin neresindedir?” bunu sorgulamak gerekiyor. Üretilen her eserin üretim sürecine ait hikâyesi, gerekçesi ve gerçeği vardır. Ancak kavramsal sanat tanımı yaparak insanları düşünceye ve izlemeye davet ederken bu teklifin ideolojisinin sorgulanması gerekiyor. Bu bir küratör iktidarının kendini düşünen insandan bir başka konumlama çabası mı? Yoksa sanatçının çağ ve çağdaşlarıyla fikir alışverişine servis edeceği; tartışmaya açacağı yeni bir gündem mi? Ya da zaten öteden beri gelen, az önce ifade ettiğim üretim sürecine ait duyguların ve ütopyanın metni mi? Sanatın çağdaş mitlere ihtiyacı ve evrensel insanın salt duruşu henüz çok çekişmeli.

Ben üretimlerimdeki içerikleri çerçevelerken olması gereken en iyinin, en salt ve evrenselin ne olacağı cevabına dair bir ihtiyacımı farklı konular üzerinde sorguluyorum. Siyasi bir ideolojinin tarafı olmadan, insani ruh ve bilginin nasıl inşa olacağına duyduğum gereksinimi üretim ülkümde muhafaza ediyorum.

Farklı disiplinlerde çalışıyorsunuz, üretim sürecinizi anlatır mısınız?

Malzemelerle oynamayı çok seviyorum. En başta bunu söylemeliyim. Üretim sürecinde fotoğraf ve video devreye giriyor. Belgelemeyi üretim sürecinde önemsiyorum. Bir eseri oluştururken kullandığım bant, boya, kağıt, makas sürece dâhil olan her şey ve her izi dikkatle izliyorum. Özgürleştiğimi hissediyorum. Yeni bir medyum denemek bir başka yeniyi beraberinde getiriyor. Üretim kendi içinde bir inovasyona dönüşüyor. Tesadüfen oluşan deformasyonları, kayıpları birer kazanıma çevirmek görme ve üretim biçimlerimin arasında. Tekrarlar meditasyonum ve motivasyonum. Çoğaltmak, çoğaltmak ve çoğaltmak... Bir istifçi gibiyim. -Hatta öyleyim- (Gülüyor) Üretim sırasında kurduğum bağı kelimeyle anlatmak çok zor. Fakat en biyolojik karşılığı herkesin anlayacağı gibi kalbimin sesini duyuyorum, uykularım ve rüyalarım değişiyor.

Aynı zamanda performans sanatı ile de ilgileniyorsunuz. Neler yapıyorsunuz bu alanda?

İçinde yaşadığımız üretim süreci başlı başına bir performans. Fakat izleyici için beklentinin farklı olduğunun farkındayım. Bu süreci karşılıklı sürdürüyoruz. Ben onları onlar beni izliyor. Bu alanda yapmak istediğim şeyler var aslında… Şiirlerimin, üretimlerimin, bedenimin, sesimin, özetle kendimi işin parçası haline getireceğim planlarım var. Fakat zamana ve deneyime ihtiyacım var. Çağdaş sanatın en büyük sorunlarında biri de arşivleme. Performans gibi üretimlerin video ve fotoğraf gibi medyumların dışında kalıcılığı ve bilgi üretimi sürecinde düşünce ve eylem arkeolojisi açısından değeri kadar gerekliliğini düşünmek istediğim başlıkları var.

Bir sanatçı olarak sanatın ülkemizdeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her gün siyaset aracılığıyla sokağa inen kavgalar, insanların ruhlarını zehirliyor. Yapılan her ulusal ve uluslararası tartışmada daralan ekonomi ilk olarak yaratıcı alanda üretim yapan sanatçıları sarsıyor. Bu alanda birikimleri, deneyimleri, değerli emekleri olan birçok genç arkadaşımız farklı alanlarda çalışarak sanatçı kimliği ve gündeminden birer birer uzaklaşmak zorunda kalıyor. Bazı acı haberleri de duyuyor olmak beni derinden sarsıyor. Çaresizlik içinde acı kararlar alarak hayattan çekiliyorlar. Bu durumla ilgili siyasi liderler ve gazetecilere attığım mektuplar var. Gündemi bu şekilde görmek umutlarımı kırsa da sanat alanından ve üretimden çekilmiyorum.

Keyifli, düşünce açan, ifade imkânı veren değerli soruların için teşekkür ederim.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Türkiye'nin
Türkiye'nin "yeni 68" arayışı
Shakira, 11 yıl sonra yeniden İstanbul'da konser verecek
Shakira, 11 yıl sonra yeniden İstanbul'da konser verecek