Cendere Su Pompa İstasyonu’nda hayat bulan Cendere Sanat Müzesi, güncel sanatın izlerini taşıyan yeni kişisel sergiyi açtı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür ve İBB Miras iş birliğiyle düzenlenen sergi, Hale Işık’ın güncel işlerinden oluşan bir seçkiyi sanatseverlerle buluşturuyor. “Başlangıç” adlı sergi, yağlı boya tablolar, seramik heykeller ve kâğıt üzerine Japon mürekkebiyle üretilmiş eserlerden oluşuyor.
Sergi, insanın zamanlar boyunca geçirdiği süreçleri ve yaşamın kültürel inşasını ele alıyor. İzleyiciye, bireyin kendi deneyimleriyle bağlantı kurabileceği görsel bir yolculuk sunan “Başlangıç”, çağdaş sanatın farklı disiplinlerini bir araya getiriyor.
Ayazağa’daki Cendere Sanat Müzesi’nde ücretsiz olarak gezilebilecek olan sergi, 31 Mayıs 2026 tarihine kadar ziyaretçilerini bekliyor. Sanatseverler, bu kapsamlı koleksiyon aracılığıyla Hale Işık’ın çağdaş sanat anlayışını ve farklı tekniklerle geliştirdiği görsel anlatım dilini keşfetme fırsatı bulacak.
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Hale Işık ile "Başlangıç" sergisini konuştuk.
“Başlangıç” sergisinde insanın doğayla kurduğu ilişki önemli bir yer tutuyor. Bugünün dünyasında bu ilişkiyi yeniden düşünmek sizce neden bu kadar acil ve gerekli?
Başlangıç sergisi, benim uzun süredir üzerinde çalıştığım bir seriyi içeriyor. Aslında kendim için bir düşünme penceresi açıp oradan dünyaya baktığım bir çekirdek, bir fikir tohumu olarak başladı. Ve uzun yıllar çeşitli araştırmalar, deneyler, üzerine düşünebileceğim bir zemin haline geldi bu konu. Temel meraklarımdan biri insan bilincinin doğayla, dünyayla ilişkisi

Sanıyorum büyürken hepimizin hissettiği en temel şeylerden biri, ‘’bu dünyanın göründüğü gibi bir yer olmadığı’’ hissi. Bu dünya olması gerektiği gibi hissettirmiyorken veya göründüğü gibi bir yer olmadığı hissini veriyorken, insanın iç dünyası çok önemli hale geliyor. Dünyayı her haliyle sevmek ve hayatla derin ve sağlıklı bir ilişki kurmak, karşılıklı bir anlayış geliştirmek ve aslında insan olmak müthiş bir emek. Fark ediyorsunuz ki iç dünyanızla dışarısı arasında muazzam bir etkileşim var. Sessiz bir diyalog gibi.
İçinizdeki tüm düşüncelere, tüm duygulara, niyetlerinize ve arzunuza duyarlı akışkan bir bilinç alanı gibi yaşamın dokusu. İnsanla yaşam arasındaki ilişki, şu anki yaşamın kasti şekilde şekillendirilen, yönlendirilen hali bana kendi iç dünyamda ve düşüncelerimde ilginç bir algı açıklığı ve anlayış kazandırdı. Günlük hayatta yaratılan tüm bu kastî karmaşaya ve algı şekillendirici unsurlara karşı terazinin diğer kefesine bizim bir şey koymamız gerekiyor denge için. Kendimi ve düşüncelerimi berraklaştırmak için çalıştım. Bu sayede sanki daha huzurlu ve nefes aldıran bir alan açıldı hayatla aramda. Kendimizle ilişkimiz ve doğru bir güzergâhta yürüme çabamız kesinlikle hayatın içinde çok daha sağlıklı ve güzel olasılıklar ve yollar yaratıyor ve insana dayanıklılık kazandırıyor. Dünya zorlaştıkça bizim de gücümüzü kuşanmamız önemli bir mesele.
Eserlerinizde zaman duygusu lineer bir akıştan çok katmanlı bir deneyim gibi hissediliyor. Zamanı sanatınızda nasıl kurguluyor ve izleyicinin bu deneyimi nasıl yaşamasını umuyorsunuz?
Bence hayatın içinde kendi doğamızı tanımak, çok da lineer bir zaman algısıyla anlaşılabilir bir şey değil. Zaman dümdüz ilerlemiyor. Öyle bir hissetme hali var ki, çok daha boyutlu ve katmanlı bir yapısı var. Tüm zamanların ortak hissi, tüm zamanların insan olma ve hayat kurma yolculuğu hep güncel ve şimdiki zamana dair. O nedenle benim de atölyede üretirken içinde bulunduğum hal ve işlerin şekillenmesi böyle bir his yaratıyor sanırım. İzleyicinin de sergide tanık olduğum kadarıyla hem kadim olanla hem şimdiki zamanla ve kendisiyle çok şaşırtıcı derecede doğal ve tanıdık hissederek bağ kurması oldu. Benim için de izleyiciyle bu diyaloğu kurabilmek çok değerli bir deneyimdi.

Yaratıcı sezgi ve kadim hafıza gibi kavramlar serginin temel izlekleri arasında. Sanat üretim sürecinizde sezgi ile bilinçli kararlar arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Yaratıcılığın temel kaynaklarından biri sezgi şüphesiz. Hissetmek ve sezmek, sanırım öncelikli hattı oluşturuyor. Ben de üretirken başlangıçta bu sezgiyle hareket ediyorum aslında. Hayatın büyük akışındaki yönleri ve asıl meseleleri bu şekilde hissedebiliyorum. Ve bir tür manyetik alan oluşuyor bu sezginin ve içeriğin etrafında. O andan sonrasında kesinlikle araştırmalar, konu etrafında okumalar, bazen heyecanlarınızın peşine takılıp yürüdüğünüz, yol üzerindeyken notlar tutarak ve deneyler yaparak ilerlediğiniz bir seçme ve çalışma süreci geliyor. Bilinçli seçimler size sonsuz patikalar arasından belli yolları bulabilmeniz ve üretiminiz için bir harita oluşturuyor.
Bu sergi aynı zamanda bir “yeniden hatırlama” çağrısı gibi okunabilir. Sizce günümüz insanı en çok neyi hatırlamaya ihtiyaç duyuyor?
Bence bugünün en temel sorunlarından biri, insanların her birinin kendine has ve biricik olan, içinde hazineler saklayan benzersiz doğasını alıp, herkesin tek bir kitle olarak yönlendirilebileceği, neredeyse basit bir nesne haline getirilmeye çalışıldığı bir savaşın içinde olmak. Bu bilgi insanlar tarafından sessizce taşınıyor ve aslında herkes bu konuda üzüntü duyuyor. Bu nedenle bize izletilen günlük akışı, gündem diye sunulan karmaşayı, kendimizi hatırlamayalım diye yaratılan karşı kuvveti iyi görmek, onu tanımak gerekiyor. Hayat her haliyle çok değerli ve kutsal. İnsan yaşamı da öyle. İnsanın muazzam güçleri var ve bu akışın içinde kendini hatırlamak, kim olduğumuzu hatırlamak, seçimler yapabileceğimizin farkına varmak çok önemli ve ancak bu şekilde bir adım geriden bakıp nefes alabileceğimiz bir algı alanı açabiliyoruz. Sürüklenmeden kendi doğamızda yerleşik olarak dengede kalabiliyoruz. Gözlerimizle ne seyrettiğimiz, gözlerimizle neyi iç dünyamıza aldığımızı fark etmek bile bize koruma sağlıyor. Odaklandığımız şeyleri iyi seçmek gerekiyor. Odağımız ve dikkatimiz doğrudan gücümüzün kaynaklarına bağlanan araçlar gibi çalışıyor. Kadim zamanlarda insanlar bu bilgiye sahiptiler. Kendini bilmek, tanımak, hatırlamak meselesi aslında hayat içindeki güç oyunlarına karşı dayanıklılık, yönetilen değil yöneten olmak, size dayatılan şeylerle özdeşleşmemek, saf doğamızı ve varlığımızı korumak için bir çaba. Odaklandığımız şey, dikkatimizi verdiğimiz şey yaşam kaynaklarımızı nasıl kullandığımızla çok ilişkili.

“Başlangıç” serisi sizin sanat pratiğiniz içinde nasıl bir dönüm noktası ya da yeni yönelim anlamı taşıyor? Bundan sonraki üretimlerinizde bu serinin izlerini görmeye devam edecek miyiz?
Başlangıç serisi üzerinde çalışırken hem kendimi daha iyi tanıma hem de hayatın epeyce sarsıcı son yıllarına bu işler üzerinden tanıklık etme fırsatım oldu. Zırhlar, miğferler, sunaklar, yan yana durmak, sevmek, yaşamı ve kendimizi keşfetmek, insanlığın büyük hikâyesinin ve şekillenmesinin halleri ve direnci bu seriyi oluştururdu. Dünyanın karanlığının gövde gösterileri, hayatta kalmanın her türlü halini size düşündürüyor. Hayatta kalalım ama güzel kalalım, insan olma halimizi, doğamızı, kendimizle bağımızı yitirmeden kalalım hissi doğuyor olup bitenin içinden geçtikçe. Sanıyorum yeni işler de bu serinin içinden doğup yeni bir yönde şekillenecek. Farklı malzemeleri kullanmak, yeni okumalar yapmak, üretmek için yeni heyecan kaynakları keşfetmek için sabırsızlanıyorum.



















