Günay Karacaoğlu: Güldürürken pişman ettirmeyi çok severim

Günay Karacaoğlu: Güldürürken pişman ettirmeyi çok severim

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Günay Karacaoğlu ile yeni oyunu Aşkölsün’ü konuştuk.

02 Nisan 2018 - 20:02 - Güncelleme: 02 Nisan 2018 - 20:54

Röportaj: Yusuf Çifci

Yayınlanan istatistiklere göre; 2017 yılında 409 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 387 çocuk cinsel istismara uğradı, 332 kadına ise cinsel şiddet uygulandı. Maalesef her yıl bu oran artıyor. Günay Karacaoğlu, bir Baba Sahne yapımı olan yeni oyunu “Aşkölsün”de Songül karakteriyle toplumun kanayan yarası kadın cinayetlerini ele alıyor.

Karacaoğlu bu tek  kişilik oyunda, 90 dakika boyunca izleyenleri adeta büyülüyor. O “ufak tefek” kadın sahnede devleşiyor, seyircileri kendine hayran bırakıyor. Yapılması zor bir şeyi başarıyor: Güldürürken hüzne boğuyor. Üstelik oyunun ilginç bir özelliği de var. Oyun, pek alışık olmadığımız türden bir “devam” oyunu.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Günay Karacaoğlu ile yeni oyunu Aşkölsün’ü konuştuk.

Öncelikle Basit Bir Ev Kazası’ndan başlayalım. 10 yılı aşkın bir süredir Basit Bir Ev Kazası oyununu oynuyorsunuz. Bu oldukça uzun bir süre.  Nasıl bir his?

En son geçen hafta Basit Bir Ev Kazası ile Doğu turnesi yaptım. Yaklaşık 6-7 aydır da oynamıyordum ve yeniden seyirciyle buluştuk. Çok güvendiğim bir dost gibi. Hiç seni yarı yolda bırakmıyor, çünkü çok sağlam bir hikâye.

Çocuğunuz gibi…

Çocuk değil de dost gibi. Çocuk sorumluluk isteyen bir şey; korkarsın edersin. Bu, daha çok dost gibi.

10 yıldır Songül  karakterini canlandırıyorsunuz ve insanlar Songül’ü çok sevdi. Oyunu nerede oynasanız salon hınca hınç dolu oluyor. Oyunu izleyenler defalarca izlemek istiyorlar. Sizce Songül neden bu kadar çok sevildi?

Çünkü Songül onlardan biri. Kibirsiz, kendini güzel ifade edebilen ve kendine rahatlıkla sataşan, itiraf eden, yalan söylemeyen bir karakter. Bazen de Songül gibi olmak isteyenleri anlatıyor oyun. Aşkölsün oyununda da bahsettiğim bir kadın tiplemesi var; tek kaşı havada, -ben onlardan çok görüyorum- dediğim dedik çaldığım düdük falan. Hep duvarlıdır, asla hiçbir şeyi kendine itirafa edemez. Songül gerçek bir karakter; duvarsız ve dekorsuz.

Yeni oyununuz ise “Aşkölsün” adını taşıyor. Aşk neden ölsün? Aşkın suçu ne?

Çıkan raporlar ve istatistiklerde görülüyor ki “aşk cinayeti” dendiği zaman bir indirim oluyor. “Namus cinayeti”, “aşka kurban gitti” falan deyince sempati kazanıyor. Bir de takım elbise giyince meşrulaşıyor. Aşkından (!) yaptı çünkü, kötü niyetinden değil. “Aşk öyle olacaksa ölsün” aslında bizim ana metaforumuz.

Aşkölsün, Basit Bir Ev Kazası’ndan daha karanlık bir oyun; çünkü biraz kadınları da kendine getiren, şifa niyetine bir oyun. Hep televizyonlarda görüyoruz ölüm haberlerini, kadın cinayetlerini, çocuk gelinleri. Hiç bizim yanımızda olmuyormuş gibi geliyor. Hani hep orada olur, bizde olmaz ya hani… Bizim değildir. Aslında şunu demek istiyoruz: İki saat boyunca seyrettiniz; arkadaşınızı, kardeşinizi ya da bir kadını… Sevdiniz ya onu, o, ölüyor. O televizyon haberi gibi değil, gerçekten ölüyor en yakınınızdaki. Bu gerçekliği dan dan yüzlerine vurmak buradaki asıl amacımız. Seyircinin bir yandan eğlenirken bir yandan düşünmesi, ben nerede hata yaptım demesi, kendi içine yolculuk etmesi ve bu hikâyeden kendine bir şeyler çıkarması… Şifa oyunu bu. Sadece seyirlik, eğlencelik değil. Aa gittik, çok güzeldi, sonunda şeker de aldık falan değil.

Salt komediden ziyade içinde bir hüzün de var…

Bir oyuncu olarak güldürürken pişman ettirmeyi çok severim.

Songül sevmeyi neden başaramıyor?

Çünkü kendini sevmiyor. Sen sevilecek bir duruma gelirsen sevilebilirsin. Önce kendini sevmelisin ya hikâyenin başında… Kendini sevmeyi, kendiyle mutlu olmayı başaramıyor Songül. Benim Songül’de kızdığım şey o. Çaresizliğine, çaresiz tavırlarına sinir oluyorum. Belki beni sever diye sevdim, diyor. Böyle çaresiz bir duruş olabilir mi? Sevme anasını satayım! Sen bir kendine gel. Bir adamı bir kadın “belki beni sever” ümidiyle sevebilir mi?

Songül’ün sevmeyi  denediği  erkeklerden Hayri “entel” bir karakter, Hayrettin ise daha maço bir tip. Songül her iki erkekte de aradığı mutluluğu bulamıyor; ya aldatılıyor ya da şiddet görüyor. Bazı kadınlar evet, zorla evlendiriliyor. Bazı kadınlar ise o erkekleri kendileri seçiyorlar? Neden kadınlar yanlış kararlar veriyorlar?

Galiba bu aidiyet duygusuyla ilgili. Ailesinde kendisini güvende hissetmeyen, güçlü hissetmeyen gençler daha hantur huntur adamların kanatları altında kendilerini huzurlu göreceklerini zannediyorlar. Biz aile olarak çocuklarımızı sağlam bir zeminde yetiştirirsek doğru kararlar vermelerini %70 oranında sağlamış oluruz. Aileden kaçıyorsun, onunla evleniyorsun, dayak yiyorsun ve öldürülüyorsun. Bu çok bilinen bir hikaye.

Son günlerde bir söylem var: Kadın evde otursun, çocuğuna baksın; akşam kocası eve geldiğinde de kocasının yemeği hazır olsun. Siz aslında Aşkölsün oyunu ile en güzel cevabı veriyorsunuz ama ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Katılmam mümkün mü ayol? Ben çalışan bir kadınım.

Onu da Hülya Avşar dedi değil mi?

Evet…

Bence Hülya Avşar yanlış anlaşıldı orada. Ben de Hülya Avşar da çalışan kadınlarız. Kendimiz çalıştık, kendimiz kazandık. Ailelerimize baktık. Yaşlandık. Hiçbir erkeğe omzumuzu dayamadık. O, onun özlemiyle öyle bir cümle kurdu diye düşünüyorum. Koruyup kollaması, sahip çıkması... “Dur, sen geç; düşmanlardan ben korurum seni, dıkşın, dıkşın!” gibi düşündü herhalde.

Benim böyle düşünmem namümkün; çünkü tam tersi bir hayat yaşıyorum. Tek başıma bir mücadele veriyorum. Yıllardır kızımla yalnız yaşıyorum. Dolayısıyla herkes çalışacak. Adalet duygusu gelişmiş insanlar oluruz inşallah. Ben hep adaletten yanayım. Kadınmış, erkekmiş oymuş, buymuş değil; hepimiz eşit olalım. Eşit olalım ve saygılı olalım. Bitti. Biraz da gülelim. Biraz da şu yüzümüz güleç olsun. Tamam, borcumuz var. Tamam, paramız yok. Tamam, kıt kanaat geçiyoruz falan filan ama finalimiz belli. Azıcık gülerek öl.

Oyunun ilginç bir özelliği var. Oyun aslında bir seri ve bu tiyatroda alışık olduğumuz bir şey değil. Nereden çıktı bu fikir?

Murat İpek’in fikri bu. Aslında bu oyunun üçüncü versiyonu da olacak.

Songül’ün çocukluğuna mı ineceğiz peki yeni oyunda?

Üçüncü oyunun adı  “Araf’ta“ olacak. Songül nereye gitti, Cennet’e mi Cehenneme mi? Son derece komik bir şey olacak, tek perdelik. Şeytan geliyor Songül’e diyor ki: "Git Cehennem’e, ne işin var burada. Burada hep eli ayağı düzgün, kocasını aldatmayan, karısını aldatmayan, sevimsiz insanlar var! Git bak Cehennem’e, tay gibi delikanlılar, aslan parçaları var. Dünyada gün yüzü göremedin bari Cehennem’de iki adam gör."

Songül’ün annesi, yengesi hepsi orada.  Çok matrak bir oyun olacak.

Aşkölsün çok yeni ama “Araf’ta”yı ne zaman izleyeceğiz?

Çok sonra.

 İlk oyun olan Basit Bir Ev Kazası 10 yıl sürdü. Aşkölsün sizce ne kadar sürer, bir öngörünüz var mı?

İstediğimiz kadar oynarız. Basit Bir Ev Kazası evrimini tamamladı. Şimdi Aşkölsün’ü köpürtma derdindeyiz.

Pek çok oyundaki  başarılı dekorlarıyla tanıdığımız Barış Dinçel bu sefer yönetmen koltuğunda. Aynı zamanda yine oyunun dekoru da Barış Dinçel’e ait. Siz mi teklif ettiniz bunu?

Ben baskı yaptım. Çok istedim, ısrar ettim, ikna ettim ve inandırdım. İlk yönetmenliğini benimle yaptı. Çok güzel bir 1,5 ay geçirdik. Çok eğlendik, çok güldük.

Aslında prova süreci yolculuk gibidir. Bir sahnedeki bir anı yaşarken aslında kendi hikâyene de bir yolculuk yapıyorsun. Songül’ün evlenmek istemiyorum, demesi; en komik sahne, senle bütünleşen hikâyeden yola çıkarak bir karakter çıkarıyorsun. Neden sahici, neden inanıyor insanlar? Çünkü ben kendi hikâyelerimden yola çıkarak, bunları iç yolculuğumdan bulup sahneye aktardığım için sahici oluyor. O prova sürecinde de çer çöp her şeyi bir kenara bırakarak, arınarak; o yolculukta güzel yerlerde durarak, bazen geri giderek, sonra başa sararak, sonra hızlıca koşarak bir iş çıkarıyorsunuz. Provalar bu yüzden bir rehabilitasyon gibi.

Oyunun bitiminde seyircilere nikah şekeri dağıtılıyor. Nereden çıktı bu nikah şekeri? Bir sürpriz mi var şekerlerde?

Benden  çıktı bu fikir. Nikâh şekerlerinin içinde kendi el yazımla yazdığım niyetler var. O an içimden ne geliyorsa onları yazıyorum. “Kayboldum” yazmıştım mesela… Instagram’a koymuş bir izleyici bu şekeri ve gerçekten kaybolmuştum, kayıptım üç aydır, bu oyunla kendimi buldum yazmış.

İşte böyle şeyler yazıyorum, niyetler yazıyorum. Bütün çıkanlar denk gelen şeylerle çok uyuşuyor. Kendi hikâyesi ile oradan çıkan niyet çok uyuşuyor. Onun niyeti oluyor.

Son olarak Baba Sahne kurulalı bir yıl oldu. Kuruluş aşamasında siz de büyük emekler verdiniz. Nasıl hissediyorsunuz?

Çok mutluyuz. Çok emek verdik ama sonunda çok kıymetli bir yer yaptık. Şevket’e hep diyordum ki: Şevket, eski tiyatrolar gibi olsun. Şöyle girince insan bir kendine gelsin, fermuarım açık mı falan diye kendini kontrol etsin. İnsanlar kendilerini özel hissetsin istedik.

Bir yıl bitiyor işte, çok şükür.

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Cezmi Baskın: Film için 1 ay yıkanmadım
Cezmi Baskın: Film için 1 ay yıkanmadım
İBB Şehir Tiyatroları'nda bu hafta hangi oyunlar var?
İBB Şehir Tiyatroları'nda bu hafta hangi oyunlar var?