Röportaj: Oğuz ÇetinoğluÇetinoğlu: Doğumunuzdan bu güne, hayatınızın bir kronoloji özetini verir misiniz?Aksungur: Manisa’nın Deynekler Köyü’nde 1957’de doğmuşum. İlkokulu burada, ortaokulu Gölmarmara’da, Liseyi Edirne Erkek Öğretmen Okulu’nda okuduktan sonra 1975’te ilkokul öğretemeni olarak Iğdır’ın bir köyüne tayin oldum. Bir yıl sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümüne girdim ve 1980 yılına kadar burada okuyup Fakülteyi bitirdim. 1981 yılında TRT İstanbul Televizyon Müdürlüğü’nde çalışmaya başladım.Çetinoğlu: Sanat hayatınızın da bir kronolojisini alabilir miyim ?Aksungur: Hayatımdaki müzik unsurunun ortaya çıkışı ilkokul yıllarına rastlar. Öğretmenin “Kim türkü söyleyecek” sorusuna ilk kalkan benim parmağım olurdu. Piyeslerde rol alır, bayramlarda şiir, marş söylerdim. Öğretmen okulunda bütün öğretmen adaylarına iyi bir müzik eğitimi verilir. Bu batı temelli bir müzik anlayışıdır. Bütün öğretmen adayları Bach’ı, Beothoven’i, Motzart’ı bilir, eserlerini tanır. Ama hiçbir tanesi Dede Efendi’yi, Itrî’yi, Hacı Ârif Bey’i bilmezdi. Pir Sultan’ı, Karacaoğlan’ı, Yunus Emre’yi öğrenirdi ama sadece şair olarak… Ben de bu müzik eğitiminden geçtim. Bütün öğretmenler gibi ben de mandolin çalmayı, notayı öğrendim.Kendi müziğimizi en iyi radyolarımızla halk içindeki âşık ve sanatkârlarımız vasıtasıyla tanıyabildim. Öğretmen okulunda Dış Türklere Azerbaycan ve Kerkük Türklerine ve onların türkülerine ilgi duydum. Iğdır’daki öğretmenliğim sırasında Azerbaycan Türklerini çok yakından dinleme, anlama ve öğrenme imkânı buldum. Fakülte yıllarında Oruç Güvenç ve TÜMATA ile tanıştım. Türk müziğinin tarihî temellerine girmek, Türk Dünyasının diğer köşelerinin müziklerini tanımak oldukça heyecan vericiydi. O zamanlar bu ülkelerin hiç biri bağımsız değildi ve Türkiye insanı için oralar kapalı bir kutu idi.Tesadüfen elime geçen plâk ve kasetler yoluyla; yine tesadüfen tanıştığımız Türkiye’deki Türkistanlı göçmenlerden öğrendiğimiz Türkiye dışındaki Türklerin şarkıları ilgimi çekiyordu.1986 yılında, İstanbul Radyosu’nun çok sesli müzikler bölümüne memur olarak tâyin edildim. Aynı yıl İstanbul Radyosu için açılan imtihanı kazanarak prodüktör kadrosuna geçtim. Hâlen aynı görevdeyim.Çetinoğlu: Bu günden sonraki yol haritanız var mı? Aksungur: Türk dünyasında ortak müziğinin temellerini atmak istiyorum. Bundan sonraki ömrümü buna adamak ve bu sahada terkipler yapmak ve geriden geleceklere Türk Dünyasının her köşesinin benimseyeceği ve gurur duyacağı ortak müziğinin yolunu açmak istiyorum. Söyleyerek ve yazarak…Çetinoğlu: Sanatkârın toplumun gelişmesindeki rolü nedir, ne olmalıdır?Aksungur: Sanatkâr toplumun değerlerini tanımalı ve paylaşmalı. En azından verdiği fotoğraflar toplumca asla yadırganmamalı. Sanatçı, içinde yaşadığı toplumu temsil ettiğinin farkında olmalı. Asla kendini yetiştirip bugünlere getiren toplumuna yabancılaşmamalı hor görmemeli. Kısacası seviyeyi hiç düşürmemeli, kendi branşında o toplum lokomotifi olmalı.Çetinoğlu: Sizce sanat araç mıdır, amaç mıdır? Neyin aracıdır veya amacı nedir? Aksungur: Elbette ki araçtır. Neyin aracıdır? Neyi hedeflemişseniz onun. Kimisi para kazanmayı hedefler, buna göre de ticarî yöne ağırlık verir, popülist yaklaşır sanatına. İdeolojik amacınız varsa sanatınızı bunlara araç edebilirsiniz.Bir hedef kitleniz var ve o kitlenin zevkine, diline gönlüne hitap ediyorsanız sanatınızı da buna göre belirlemelisiniz. İçinde yaşadığınız milletin değerleriyle barışık olarak sanata yücelmeyi hedeflemek en iyisi herhalde.Çetinoğlu: Pozitif ilimlerde başarıya ulaşmak için belli bir sahanın uzmanı olmak başlangıç için yeterli görülebiliyor. Müziğe meyli ve sempatisi olan bir genç, hiç yeteneği olmasa bile müzik sanatkârı olabilir mi, Nasıl?Aksungur: Müzik, her şeyden önce Allah vergisi bir yeteneği gerektirir. Yalnız çalıp söylemek değil, müziği dinleyip iyiyi, kötüyü seçebilmek bile Allah vergisi hassas bir kulağı gerektirir. Ve bu yeteneğin ehil ellerde iyi işlenmesi de şarttır.Çetinoğlu: Müzik alanında başarılı olabilmek için yeteneğin ve çalışmanın önem ve oranı nedir?Aksungur: Her ikisi de gerekli yarı yarıya…Çetinoğlu: Birkaç enstrümanla müzik icra edebiliyorsunuz. 22.000.000 kilometrekarelik alana yayılmış olan Türk dünyasının her bölgesinden mahallî şarkı ve türküleri, kendi şîveleri ile seslendirebiliyorsunuz. Müzikle ilgili nazarî konularda konferanslar veriyorsunuz. Bütün bunlarla toplumumuza hangi mesajı vermek istiyorsunuz ?Aksungur: Çok iyi enstrüman çaldığımı söyleyemem. Ama sazımla ve sesimle bir de yüreğimle bütünleşerek iyiye yakın bir icrayı yakalayabiliyorum. Duygu çok önemli. Bir de çalıp söylediğiniz ezginin hikâyesini biliyorsanız çok etkili olabilirsiniz.Ana mesajım millete kendini anlatabilmek. Ne büyük bir kültüre sahip olduğunu, ne büyük bir mirasın üzerinde olduğunu, inanın milletimiz bilmiyor.Mevcut unsurlar, kendisine dayatılanlar aşağılık kompleksine, güvenliğe ve her şeyle kavgalı olmaya yönlendiriyor milletimizi, oysa tam tersi. (Radyo, tv ve medyalarımızın bugünkü haliyle bu çok zor ama bıkmadan usanmadan her yerde çok büyük, çok zengin bir kültür dünyamızın olduğunu haykırıyorum, haykıracağım.Çetinoğlu: Müziğimizin geleceğinde bir Münir Nurettin Selçuk, Bekir Sıtkı Sezgin, Cinuçen Tanrıkorur ve (Cenab-ı Allah, sağlıklı uzun ömürler versin), Alâeddin Yavaşça değerinde, Zeki Müren’in ve sağlıklı uzun ömürler dilediğimiz Ahmet Özhan’ın seviyeli popülaritesinde sanatkârlarımız olacak mı? Aksungur: Olacak elbette, her yerde iyiye talip olan da var kötüye talip olanda… Okullar var, yetenekli, idealist gençler de var. Zaten sanatta zirvelere çok rastlanmaz. Ama yeni zirveler çıkmayacak demek değil.Çetinoğlu: Sanatkârların topluma karşı sorumlulukları nelerdir?Aksungur: Sanatçı toplumuyla barışık olmalı. Bugün sanatçı denilen insanların pek çoğu marjinal tavırlarıyla dikkat çekmekteler. Adeta böyle olmanın sanatçılığın gereği olduğunu göstermekteler. Giyim kuşam, davranış ve yaşama biçimleriyle topluma iyi örnek olmalılar. Şahsî zaafları varsa da bunları uluorta sergilemekten kaçınmalılar. Unutmamalı ki yeni yetişen kız ve erkek çocuklarımız, göz önündeki bu insanları örnek almaktadırlarÇetinoğlu: Kısaca pop müzik denilen popüler müzik, Türk müziğini baskı altında tutuyor mu? Tutuyorsa, Türk müziği bu baskıdan nasıl kurtulur ? Tutmuyorsa, Türk müziğinin, radyo ve televizyon kanallarında yeterli ölçüde sevenlerine sunulmayışının sebeplerini nasıl açıklarsınız? Aksungur: Bütün dünyada popüler müzik medyatik ve ticarî avantajlara sahiptir. Toplumların hızla tüketime alıştırıldığı dünyamızda popüler müzik de bir tüketim malzemesi olarak yerini muhafaza etmektedir. Gerçek sanatçının (eğer geçim kaygısı yoksa) popüler rüzgârlardan etkilenmesi söz konusu olmaz. O yoluna devam eder.Çetinoğlu: Türk müziği ile, tasavvuf müziği ile meşgul olanlar arasında; adam öldürmek gibi, kısa yoldan ve zahmetsizce köşeyi dönmek amacıyla devleti soymak gibi, hırsızlık, karaborsacılık gibi… toplum tarafından reddedilen fiilleri işleyenlere rastlanmıyor. Demek ki müziğimizde tedâvi edici özellikler bulunduğu gibi, terbiye edici özellikler de var. Müziğin bu yönlerinden yeterli ölçüde yararlanabildiğimizi söyleyebilir misiniz? Aksungur: Müzik insanı iyiye de kötüye de yönlendirir. Rahmetli Süheyl Ünver “Müzik âlimin ilmini, fâsıkın da fıskını artırır.” Derdi. Türk müziği insanı tembelliğe ya da şiddete, ahlâksızlığa yöneltmez. Tasavvuf müziğimizde, Türkülerimizde ve şarkılarımızda bizi suça, miskinliğe veya ümitsizliğe yöneltecek unsurlar yoktur. Pek çok şarkı ve türkümüz ayrılığı-ölümü anlattığı halde…Biz kendimizi tanımıyoruz bu halimizle müziğimiz de tanımıyoruz. Problemler değerlerimizden uzaklaşmış olmamızda yatıyor.Çetinoğlu: Medeniyetler beynelmilel, kültürler millîdir. Millî kültürlerin temelinde dînî unsurlar vardır. Dinler arası, kültürler arası diyalogdan söz ediliyor. Söz edilmenin ötesinde, uyumlu olmak fiili dayatılıyor. Biz Türkler, Altaylarda, Baykal, Aral ve Hazar kıyılarından başlayarak Turan’da ve İran’da, l.000 yıla yakın bir müddetten beri de Anadolu’da, kendi kültürümüzden faklı kültürlerle bir arada dostça ve hoşgörü içerisinde yaşamış bir milletiz. Siz, bir kültür adamı olarak batılıların ve içimizdeki (her iki anlamda da) batıcıların dayatmalarında, kültürümüzü batırıcı bir hinlik seziyor musunuz? Çözüm ne olabilir? Aksungur: Elbetteki müziğimiz bizim geçmişimizden günümüze taşıdığımız bütün inanç ve gönül dünyamızı sinesinde barındırıyor. Semah ile semâ aynı maksada yöneliktir Biri Bektaşi tarzıyla dönerek Allah’a ulaşmayı hedefler, diğeri Mevlevî üslûbuyla dönerek…Bektaşi ekolü halk müziğimizin, Mevlevî ekolü de klasik müziğimizin temelini oluşturur İslamiyet öncesindeki müziğimizle de devamlılık hiç kaybolmamıştır. Fakat Tanzimat’tan bu yana bizim seslerimizle oynanıyor olması acı. Çünkü milletler duygularını sesleriyle ifade ederler. Ses telleri koparılan gırtlaktan düzgün ses çıkmadığı gibi; sesleriyle dili ve müziğiyle oynanan milletler de kendini ifadede topallarlar. Bu, savaşın yapamadığı kadar büyük tahribatlara yol açar. Aman dikkat!... Müziğimize ve dilimize sahip çıkalım. Yoksa Lidyalıların, Hititlerin Asurluların gittiği yere, tarihin mezarlığına gideriz Allah korusun!Çetinoğlu: Ehil ellerde ve dillerde Türk müziği, beste ve icrada yüksek bir kaliteye sahip. Bu kaliteyi daha geniş kütlelere tanıtmak ve sevdirmek için neler yapılabilir? Aksungur: Bunun için milletini vatanını seven herkese iş düşüyor. İş adamlarından plakçılara, basın kuruluşlarından, öğretmenlerimize ordumuzdan imamlarımıza kadar herkes. Ama herkes dilimize kültürümüze ve müziğimize sahip çıkmalıyız. Maddî manevî her şeyimizle…..Çetinoğlu: Bünyamin Bey yolunuz açık, ufkunuz aydınlık olsun.Aksungur: Teşekkür ederim. Milletimizle birlikte…
Röportaj
Yayınlanma: 13 Mayıs 2015 - 12:23
"Gerçek sanatçı popüler rüzgârlardan etkilenmez!"
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Oğuz Çetinoğlu, Bünyamin Aksungur ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
Röportaj
13 Mayıs 2015 - 12:23
İlginizi Çekebilir


















