Faik Şardağ İstanbul’da doğdu ve 15 yıldır Fransa’da yaşıyor. Bugüne kadar birçok müzik çeşidiyle popüler müzik endüstrisinde adından söz ettirmeyi başardı. Grubu Fake Oddity ile 10 yıl süren müzik serüveninin ardından, eşsiz ses rengiyle öne çıkan grubun ikonik şarkıcısı, solo projesiyle kariyerine yeni bir yön çiziyor. Folk ve Pop tınılarının ağırlıkta olduğu parçalarında, doğu ezgilerini de içine alarak, Brit Pop’tan Country müziğine, etkilendiği türleri en doğru biçimde harmanlıyor.
Faik için en önemli ilham kaynaklarından biri yaptığı seyahatler. Öncelikle anavatanı olan Türkiye’de ardından Doğu ve Batı Avrupa’da düzenlediği çeşitli solo konserlerle Almanya, Avusturya, Slovenya, Arnavutluk ve son olarak kökeninin uzandığı Kosova topraklarını keşfetmesi, şarkılarında yeniden hayat buluyor. Tanıştığı birçok insan söz ve bestelerinin temelini oluştururken, Faik en büyük yolculuğu iç dünyasına yapıyor ve solo kariyeri için büyük bir adım atıyor. İlk EP olarak karşımıza çıkan «Sharr Mountains» bu gezginci ruhun var olduğuna dair kanıt niteliği taşıyor. Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Faik'in ilk albümü 'Sharr Mountains'ı konuştuk.Müziğe ne zaman ve nasıl başladınız?Müziğe 16 yaşında bateri çalarak başladım. Lise yıllarıydı, İstanbullu zamanlar… Ama 16 yaşımdan çok öncesinden, içimde bir şarkı söyleme ve beste yapma isteği vardı. Neredeyse kendimi bildim bileli diyebilirim…Yaptığınız müzik tarzını nasıl tanımlarsınız?Amerikan folkuyla flört eden bir indie pop, evet bence en doğru tanımlama bu. Bu arada Bob Dylan, Jeff Buckley, Mumford& Sons, Vampire Weekend, Half Moon Run en çok etkilendiğim müzisyenler.Şarkılarınızı yazarken nelerden ilham alıyorsunuz?Yaptığım yolculuklar, tanıştığım yeni insanlar, hayatta çektiğim zorluklar ve tabii aşk, şarkılarımı yaratırken bana ilham veren konular. Yazdığım anları, kendimi karşıma alıp anlamaya çalıştığım anlar olarak tarif edebilirim.
Albümün adı nereden geliyor, öyküsünü anlatır mısınız?Bundan iki sene öncesine kadar babamın ailesini hiç tanımamış ve memleketini hiç görmemiştim. 2014 yazında 12 yıllık Fake Oddity adlı grubumun dağılmasından sonra ani bir karar ile Şar Dağlarının eteklerine, Kosova’yı ve aileyi keşfetmeye gittim. Bu yolculukta kendimi adeta yeniden tanıdım, çok duygulu anlar geçirdim ve solo bir projeye atılmak için cesaretlendim. Yolculuk sırasında atıldı çoğu şarkının temeli. Bu arada Sharr Mountains aynı zamanda benim soyadım (Şardağ).Albümün ilk klibi hakkında neler söyleyebilirsiniz?Çekimler Lyon, İstanbul ve Kapadokya’da yapıldı. Şarkı bir kıza veda etmem ve ona duyduğum hasretle ilgili. Klipte hem bir kızı hem de vatanımı terk etme temalarını işledik ve bunu da ikili pozlama tekniği ile görselleştirdik. Son bir
katman olarak da arka plana süt, deterjan ve akrilik boyayı karıştırarak yakın plandan çektik. Bu da görsellere ayrı bir derinlik verdi. Thomas Blanchard tarafından yapılan klip, Vimeo’da Staff Pick seçildi ve ilk haftasında on binlerce kez izlendi.İstanbul ve Lyon, doğduğunuz ve yaşadığınız şehirler, size neler hissettiriyor anlatır mısınız?İstanbul’a sık sık geliyorum ve doğduğum şehirde sanatımı icra etmek bana tarif edilemeyecek kadar büyük bir haz veriyor. Sokaklarında anılarımla yan yana yürüyorum ve zaman kavramını kaybediyorum.Lyon ise ilk yıllarında bir müzik öğrencisi olarak gittiğim ve çalışıp çabalayarak, kendi tırnaklarımla kazıyarak kendimi kabul ettirdiğim, kariyerimin doğduğu yer... Orada yaşamaktan mutluyum ve kendimi orada hafif hissediyorum, ama eminim ki Türkiye’ye düzenli olarak gelmesem kendimi farklı hissederdim.
Faik için en önemli ilham kaynaklarından biri yaptığı seyahatler. Öncelikle anavatanı olan Türkiye’de ardından Doğu ve Batı Avrupa’da düzenlediği çeşitli solo konserlerle Almanya, Avusturya, Slovenya, Arnavutluk ve son olarak kökeninin uzandığı Kosova topraklarını keşfetmesi, şarkılarında yeniden hayat buluyor. Tanıştığı birçok insan söz ve bestelerinin temelini oluştururken, Faik en büyük yolculuğu iç dünyasına yapıyor ve solo kariyeri için büyük bir adım atıyor. İlk EP olarak karşımıza çıkan «Sharr Mountains» bu gezginci ruhun var olduğuna dair kanıt niteliği taşıyor. Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Faik'in ilk albümü 'Sharr Mountains'ı konuştuk.Müziğe ne zaman ve nasıl başladınız?Müziğe 16 yaşında bateri çalarak başladım. Lise yıllarıydı, İstanbullu zamanlar… Ama 16 yaşımdan çok öncesinden, içimde bir şarkı söyleme ve beste yapma isteği vardı. Neredeyse kendimi bildim bileli diyebilirim…Yaptığınız müzik tarzını nasıl tanımlarsınız?Amerikan folkuyla flört eden bir indie pop, evet bence en doğru tanımlama bu. Bu arada Bob Dylan, Jeff Buckley, Mumford& Sons, Vampire Weekend, Half Moon Run en çok etkilendiğim müzisyenler.Şarkılarınızı yazarken nelerden ilham alıyorsunuz?Yaptığım yolculuklar, tanıştığım yeni insanlar, hayatta çektiğim zorluklar ve tabii aşk, şarkılarımı yaratırken bana ilham veren konular. Yazdığım anları, kendimi karşıma alıp anlamaya çalıştığım anlar olarak tarif edebilirim.
Albümün adı nereden geliyor, öyküsünü anlatır mısınız?Bundan iki sene öncesine kadar babamın ailesini hiç tanımamış ve memleketini hiç görmemiştim. 2014 yazında 12 yıllık Fake Oddity adlı grubumun dağılmasından sonra ani bir karar ile Şar Dağlarının eteklerine, Kosova’yı ve aileyi keşfetmeye gittim. Bu yolculukta kendimi adeta yeniden tanıdım, çok duygulu anlar geçirdim ve solo bir projeye atılmak için cesaretlendim. Yolculuk sırasında atıldı çoğu şarkının temeli. Bu arada Sharr Mountains aynı zamanda benim soyadım (Şardağ).Albümün ilk klibi hakkında neler söyleyebilirsiniz?Çekimler Lyon, İstanbul ve Kapadokya’da yapıldı. Şarkı bir kıza veda etmem ve ona duyduğum hasretle ilgili. Klipte hem bir kızı hem de vatanımı terk etme temalarını işledik ve bunu da ikili pozlama tekniği ile görselleştirdik. Son bir
katman olarak da arka plana süt, deterjan ve akrilik boyayı karıştırarak yakın plandan çektik. Bu da görsellere ayrı bir derinlik verdi. Thomas Blanchard tarafından yapılan klip, Vimeo’da Staff Pick seçildi ve ilk haftasında on binlerce kez izlendi.İstanbul ve Lyon, doğduğunuz ve yaşadığınız şehirler, size neler hissettiriyor anlatır mısınız?İstanbul’a sık sık geliyorum ve doğduğum şehirde sanatımı icra etmek bana tarif edilemeyecek kadar büyük bir haz veriyor. Sokaklarında anılarımla yan yana yürüyorum ve zaman kavramını kaybediyorum.Lyon ise ilk yıllarında bir müzik öğrencisi olarak gittiğim ve çalışıp çabalayarak, kendi tırnaklarımla kazıyarak kendimi kabul ettirdiğim, kariyerimin doğduğu yer... Orada yaşamaktan mutluyum ve kendimi orada hafif hissediyorum, ama eminim ki Türkiye’ye düzenli olarak gelmesem kendimi farklı hissederdim. 




















