Elif Şafak ve Postpartum Depresyonu

Elif Şafak ve Postpartum Depresyonu

"Anneliğin, doğum yapmış olmanın sadece pozitif yanlarından söz etmenin yanlışlığına dikkat çekiyor Elif Şafak. Zira bu görevin ağır bir yük olduğunu, duygusal açıdan karmaşık olduğunu vurguluyor. "

07 Mart 2018 - 20:51 - Güncelleme: 07 Mart 2018 - 21:10

Murat Erdin yazdı

Yazar Elif Şafak, “Siyah Süt” adlı kitabında bir kadının hamilelik sürecini, annelik duygusunu ve tüm bunlardan önce bir “kadın yazar” olarak annelikle yazarlık arasındaki karmaşık ilişkiyi çok güzel anlatmıştır.

Yazdıklarının kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama “geçici bir dönemiyle”, yani hamilelik süreciyle ilgili olduğunu en baştan hatırlatır. O dönem yaşanan sarsıcı sürecin tıp dilindeki adı, “Postpartum Depresyon”dur.

Dokuz ay hamile kalan, kokulardan tatlara kadar her şeyi farklı algılayan, daha önce hiç görmediği rüyalar gören, sonra birdenbire vücudunu yine incelmiş, düzlenmiş gören doğum yapmış kadınların dünyası... Sonra “postnatal” aşama geliyor. Şafak’ın deyimiyle, “Artık hamile olmayan ama henüz anne olduğunu da tam anlamıyla idrak edemeyen kadının arada kalmışlığı, sıkışmışlığı ve kafa karışıklığı...”

Anneliğin, doğum yapmış olmanın sadece pozitif yanlarından söz etmenin yanlışlığına dikkat çekiyor Elif Şafak. Zira bu görevin ağır bir yük olduğunu, duygusal açıdan karmaşık olduğunu vurguluyor. Bu sürece hazırlıksız yakalanan annelerin derin bir sarsılış yaşayacağını hatırlatıyor. Üstelik tecrübeli anneler de buna dahil. Yani daha önce doğum yapmış olmak bir kadını ikinci doğumun bunalımlarından vareste tutmuyor. Her hamilelik farklı ve her bebek farklı bir dönem yaşatıyor anneye. “Postpartum depresyon” adı verilen bu dönemi çoğu kadın yaşıyormuş. “Anladım ki” diyor Şafak; “doğum yapmak ve hemen akabinde gelen süreç, binlerce, belki milyonlarca kadının gayet iyi bildiği üzere gölgeleri, çukurları, evhamları, iniş çıkışları, bunalımları olan bir ara aşama... Anneyi çoğaltıp zenginleştirirken, bir yanıyla da yalnızlaştıran…”

İşte bu nedenle loğusalık dönemi, doğum yapan bir kadın için çok önemlidir. “Loğusanın gözüne cinler görünür” derler. “Karabasanlar basar” derler. “Sütü ağır geldiği için” sürekli uyuduğu söylenir loğusaların. Hiçbir loğusa kadın odasında yalnız bırakılmaz. Doğum sonrasındaki dönemi atlatamayan kadınların başına ise bir başka büyük felaket geliyormuş. “Sütü çürüyormuş.” Sütü çürüyen kadın, artık bebeğini emziremez oluyor. 

Anneliğin tıpkı bir ay gibi ilk bakışta kendini ele vermeyen karanlık yüzleri olduğunu doğum yaptıktan sonra öğrendiğini yazıyor Elif Şafak.

Sonra da anneliği şöyle tarif ediyor:

“Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor. Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli… İnsanın yüreğini hamur gibi alıp dönüştüren, kâinatın ritmiyle buluşturan eşsiz bir tecrübe...”

(Bu yazı Dünya Hala Büyük Yaşam Hala Kısa adlı kitabımdan alınmıştır).

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Pera Film, doğumunun 100. yılında Ingmar Bergman’ı anıyor
Pera Film, doğumunun 100. yılında Ingmar Bergman’ı anıyor
2018'in en çok satan kitapları
2018'in en çok satan kitapları